24 Kasım 2013 Pazar

Not Defteri / Kasım 2013


Hermann Nitsch ; abartmayın o, sadece bir suç makinasıdır!

Kapitalizmin bitmek bilmeyen buhranı, kendi suretinden bir dünya yaratıyor ; irkiliyoruz ve kızıyoruz .. Sanatçı adlı er kişide toplanan etten/kemikten, kandan kanıtlara bakarken soruyoruz ; burjuvazinin menopoz, sermayenin bunalım döneminde bize 'sanat' adına önerilen her martavalı kabul etmek zorunda mıyız?




Bu Hermann başka Hermann.. Seyircinin ürkmüşlüğü, dışarıdan izlemenin dehşeti. Hermann Nitsch gibi, bedensel bütünlüğüne ait kimlik bozukluğu teşhisi konulabilecek bir hastadan bir sanatçı yaratan sanat uzmanları, bu açık vahşetin suç ortakları olabilir mi? Hayretle izliyoruz insan soyunun bu mutena evladının davranışlarını. Müzesini bir katilin gizli mabedi, maktulun mezbahası haline getirmiş. Arşivdeki belgeler, sanatçıyla, kasap arasındaki ayrımı ortadan kaldırmış. Zorunlu nedenlerle 'kan' yerine kırmızı boya kullandığını televizyondaki röportajında anlatıyor. Istanbul'da gövdesini iftiharla dolaştıran cesetlerin efendisi Nitsch'in, sosyal medyadaki bu ilgiyle egosunu daha da yükseklere tırmandırması işten değil..

Ekşi Sözlük'te Cinnamon adlı kullanıcı şunları yazıyor : "sadece kan içmekle yetinmiyor nitsch ve müridleri bu kurban edilen hayvanların iç organlarını çıplak insanların üzerine koyup sarılıyorlar ya da eziyorlar. bu zamana kadar yüzlerce actions gerçekleştirdi. müzik eşliğinde hayvanları dövme, iç organlarını parçalama, kanlarının içilmesi, kendinden geçmeler vs. tüm vahşiliğinin karşılığında 6 ay hapis yatmış. şu aralar durulduğunu görüyoruz. artık gerçek kan değil simgesel olarak kırmızı boyalarla malaktion gerçekleştiriyor".

Sanat yazarlarının, zemberekli eleştirmenlerinin cilalamasıyla, galerilerin kandırmasıyla sanatsever cemaatin soytarısı olmak için tek başına marjinal olmak yetmez tabi ; diğerlerini burada saymasak bile eleştirimizin asıl nedeni kurban rituelleriyle hayvanların üstünde kurulan tahakküm ve bu azap veren işlemi sanat kisvesinde meşrulaştırmasıdır diyebiliriz. Önce vicdan.. Ne dediğimizi kavramak için -şayet tahammül edebilirseniz- Nitsch'in vidolarını internet üzerinden izlemeniz yeter..

Yaptıklarıyla Hermann Nitsch bir suç makinasıdır ; sokaklarda dolaşması, endişeli bakışı bile müritleri için şehvet yüklü bir manifestodur. Zamanı ele geçiren kardeşlerimiz, emperyal muzafferlerin yaptığı sapkın terörü kendi kutsallarına boyayarak 'sanat' kılmışlardır. Dışarıdaki tarih yazıcının çadırından beslenen sanat yazarlarının, misyoner eleştirmenlerin, angaje entellektüellerin bir fantazisi olarak cehennemden fırlamış bir zebanide, Hermann Nitsch'de aradıkları kudreti bulmuşlardır. Kabullenişler evrensel/global ; travmayı yaratan psikoloji, eriyen servetin kaybından öteye geçmiyor. Aristokrasinin zevklerini devralmış flanörlerin olduğu gibi burjuvazinin değerlerini emanet almış, başkalarının acısına ortak olan merhametli işbirlikçi kesimin de kendine mahsus bir ahlakı vardır. İnsan/hayvan ; onlar için ötekine yapılacak eziyetin makul bir nedeni olmalıdır. Başkasının iradesini ortadan kaldıran müsebbip, vicdanını arındıracak felsefeyi icat etmekte bir usta.. Bizdeki güzide kaside yazarlarının söylemiyle Nitsch'in 'cevher' e dönüştürülmesinin garipsenecek tarafı yok. Fantazi failiyetlerini yumuşatmak Hristiyan mitolojisinden teolojik miras; müzeler Medici ahlakının hedonistik örnekleriyle doludur. Başkalarının mağduriyet hallerine yardım götürme kisvesi, Kolombdan Bush'a kolonyalist literatürde tekrarlanan bir söylem ; karşısında emperyal sonuçların hafızalarda nasıl bir travma yarattığı ve buna bağlı kültürlerde ne tür bir imge oluşturduğu herkesin malumu. Olabildiğince küstah ve olması gereğinden faal bir biliçaltının dış dünyayla alakadar bağlantıları, kendi günahını yıkmaya çalıştığı mağdurlardan sürekli kurban istiyor. Bu hükümdarın otoritesiyle kurulan gayrı insani ve eski bir ilişki türü. Hegel'in kral tanımını hatırlayalım ; 'Hükümdarı hükümdar kılan tebanın onun hükümdar olmasına duyduğu inançtır' der. Hegel'deki kral, sanayi devriminde proletaryaya, post modern çağda filozof ile sanatçıya devrediliyor. Emperyalizmin yarattığı değişime önderlik eden aydınlanmacı kadroların -eğer yerel ekonominin ve merkeze uzak coğrafyanın kendi imkanlaryla evrilmemişlerse-, kitabına uygun imkan verilmiş misyonerler olması daha muhtemel.. İnsan', akıldışı olduğu kadar öğrenen,şekle giren, motive edilebilen kullanılışlı bir mahlukat. Zorbadan alınan bilginin üreticisi 'özne', uygarlık mülkünün sakini filan değil; gitse de ferahlasak, ölse de kurtulsak denen bir misafir. Sıradışı fırsatlar peşinde olan kültür endüstrisi, sıradan insanın huzur hakkını ihlal etmektedir. Endüstriyel toplum emeğin tanımını değiştirmiş, mağdurun olağan yaşam hukukunu, hayatın amacıyla güdümlü normal değerlerini gasbetmiştir. Hermann Nitsch dedikleri psikopat analizan, gladyatör ahlakına göndermeler yapan burjuvazinin bu haftaki eğlencesi. Adamın gerçekten kim olduğunu öğrenmek için basında çıkan övgülere, oyunun parçası olan eleştirmenlerin ölçüsüz methiyelerine aldırmadan 'kral çıplak' deme cüretini cesaretle gösteren sosyal medyadaki eleştirileri okuyun ; şayet 'sanat adına her şey mubah!' demiyorsanız bu şizoid gösteriler karşısında yer alan insani eleştiriye hak vereceksinizdir!

https://eksisozluk.com/hermann-nitsch--677318
http://www.sabah.com.tr/Ekler/Pazar/Guncel/2009/11/22/ayin_kurban_ve_sanat

Not/ Böyle ağır bir koroya 'solo' karşı çıkış, defansa muhalefet zaten zor ; yaşatmazlar. Sanatsever camia için altyapı, binlerce örnekte olduğu gibi yıllar içinde zarifce oluşturulur. Zevat-ı kiram, tüm propoganda yöntemlerini ustalıkla kullanan sivil toplum cemaatlerinin himayesinde global ekonomik bir unsur olarak meta değeriyle sanatı pazarlamaktadır. Burada Nitsche'e övgüler yağdıran eleştirmenlerden yalnızca birinin yazısının linkini verdik ; o da bu kurumsal gösterinin üyesi olduğu için. Diğer yerli münekkitlerimizin, nadide eleştirmenlerimizin farklı düşüncelerde olduğunu sanmayın. Araştırın ; bu oyunun parçası olmadan kendi fikri ve vicdanıyla bireyin söz söylemesinin güçten öte olanaksız olduğunu göreceksiniz. Müdahale asıl olarak burada vardır ; herkesin, herkese dost olmasa da aynı küçük cemaatin üyesi olduğu bu ortamda 'eleştiri' yalnızca bir kavramdır!


***








Siyah beyaz fotograflardaki eprimiş zamana inat, en güzel Oğuz Atay, Benjamin, Marks, Kropotkin, Bakunin suretlerini onun eserlerinde gördük. Ufuk Suçsuzer'in tasarımları, bir saklı bahçe. Simulasyon, gerçekle sahte, ve düşle hakikat arasındaki farkı yeniden tartışmaya açar. Merkezdeyse hep herkesten önce o görünmez boşluğu dolduran öncüler vardır. Sartre, kendilik bilincindeki insana Kendinde Şey der. Şey'i farkıdalığa dönüştürense yerinde karar verme yetisiyle donanımlı aracılara ihtiyaç duyan sanattır. Küratörler, galeriler için söylüyoruz ; değerler toplumun malıysa, bu çalışmaların paylaşılma zamanı gelmedi mi?

http://ufuksucsuzer.blogspot.com/2010_11_01_archive.html


***

Martin Bernal, 9 Temmuz 2013'te öldüğünde geride kendinden daha çok bilinen bir eser bıraktı: Kara Atena. Avrupa'nın şifrelerini çözmek için önemli bir kaynak olmasına karşın, Türkiye’de çok okunan, ama bir o kadar da en az anlaşılan iki kitaptan biridir. Edward Said’in Şarkiyatçılık kitabı tutkulu ilişkide bir gedik arayanlar açısından külttür. Martin Bernal’ın Kara Atena’sı da aykırı söylemiyle galibin coğrafyasından seslenir. İkisi de Avrupa kültür tarihinin temellerine inmeye çalışan ve Batı’nın Doğu’yu açıklarken bu temellerden nasıl yola çıktığını gösteren yapıtlardır. Rüstem Aslan Akşam/Kitap'ta yazmış.

http://www.aksam.com.tr/ekler/martin-bernal-irkci-mi/haber-257132
http://www.edebiyathaber.net/ayrinti-derginin-ilk-sayisi-cikti



***