2 Kasım 2013 Cumartesi

Hermann Nitsch

8. Contemporary Istanbul, 7-10 Kasım 2013 Tarihlerinde Sanatseverlerle Buluşuyor!

Türkiye’nin en kapsamlı uluslararası çağdaş sanat fuarı Contemporary Istanbul, 7-10 Kasım 2013 tarihlerinde sanatseverleri İstanbul Kongre Merkezi ve İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda ağırlamaya hazırlanıyor

Hermann Nitsch Performansı:
Viyana Aksiyonizmi’nin kurucularından Hermann Nitsch (1938), 66. Boya Aksiyonu’nu (Malakt; Painting Performance), 8. Contemporary Istanbul’da 500 m2’lik bir alanda fuar boyunca sergilenecek. Nitsch, öğrencilik yıllarında geliştirdiği Orgien Mysterien Theater projesinden bu yana beş duyuya birden hitap eden sanat eserleri "sahneliyor”. Nitsch bugüne dek ilkini 1962 yılında Viyana’da, sonuncusunu ise geçtiğimiz Haziran ayında Leipzig’te meydana getirdiği 138 Aksiyon ve yine ilkini 1960 yılında Viyana’da, sonuncusunu ise Ağustos ayında Prinzendorf’ta sahnelediği 65 Boya Aksiyonu gerçekleştirdi.

http://contemporaryistanbul.com/tr/basin/bultenler/8-contemporary-istanbul-7-10-kasim-2013-tarihlerinde-sanatseverler-ile-bulusuyor.htm

Ekşi Sözlük yazarlarından okuyalım kim olduğunu : Tablolarının yanısıra aynı zamanda bir performans sanatçısı olan nitsch, sadomazoşist bu yaklaşımını happeninglere taşımış, arkadaşları gunter brus, otto mühl gibi sanatçılarla bu çalışmalar sayesinde sanatçının ve izleyicinin şiddet ve şehvet duygularını açığa çıkardığını ve bunlardan arındıklarını savunan, hemen hemen tüm performansları polis müdahelesiyle son bulmuş viyana eylemcisi. kendisi viyana'da yaşıyor. Vienna actionists üyesi. Alt metni insan varlığının sahip olduğu şiddetten yola çıkarak, soyut resimler yapıyor. Orgien Mysterien Theater'ın kurucusu. resimlerinin yanı sıra belli ritüeller gerçekleştiriyor. Ritüellerini ünlü kılan yanı ise hayvanları gerçekten, insanları simgesel olarak kurban etmesi. Performansın bir diğer özelliği kurban edilen hayvanların kanlarını Nitsch'in çarmıha gerilen bir kurbana içirmesi. Sadece kan içmekle yetinmiyor Nitsch ve müridleri bu kurban edilen hayvanların iç organlarını çıplak insanların üzerine koyup sarılıyorlar ya da eziyorlar. Bu zamana kadar yüzlerce actions gerçekleştirdi. müzik eşliğinde hayvanları dövme, iç organlarını parçalama, kanlarının içilmesi, kendinden geçmeler vs. Tüm vahşiliğinin karşılığında 6 ay hapis yatmış. şu aralar durulduğunu görüyoruz. Artık gerçek kan değil simgesel olarak kırmızı boyalarla malaktion gerçekleştiriyor. Performans Sanatının en uc orneklerinden birini 1960'larda bedene yonelik sadomazosistik tavirlariyla Viyana Eylemcileri grubu olusturur. Genellikle ciplak gerceklestirilen performanslar son derece mustehcen ve rahatsiz edici boyutlara ulasir. Kan ve dışkı gibi malzemeler kullanan bu sanatçıların performansı genellikle polis müdahalesiyle son bulur.




Böyle ağır bir koroya 'solo' karşı çıkış, defansa muhalefet zaten zor ; yaşatmazlar. Sanatsever camia için altyapı, binlerce örnekte olduğu gibi yıllar içinde zarif ve sinsice oluşturulur. Zevat-ı kiram, sivil toplum örgütlerinin himayesinde global ekonomik bir unsur olarak meta değeriyle sanatı pazarlamaktadır. Hizmeti özenli, seviyeli, pırıltılı ve eşsizdir. Oysa anlatılan Türk halkının öyküsü,Tekel işçilerinin sıkıntısı, Güldünya'nın mağduriyeti veya halkların kardeşliği, emperyalizmin kalleşliği değildir ; mavranın ilmini yapmış, yalandan şatolar kurmuş, tapınak zombilerinin peri masalıdır dikte ettirilen. Bunların babaları Amerikalı sanat eleştirmeni Clement Greenberg, müzeci Peggy Guggenheim, sahtekar mesih Marchel Duchamp, Nazi askeri Joseph Beuys'dur.
Yoksulun sırtına binen külfet, angaryalar, çıkarlardır mevzubahis olan.

Ulvi ahlak tasarımları kullanılır. Yerel kültürel değerler makaraya alınır. , Akademik cübbeliler kafalanır ; züppeler sosyete pazarına yollanır. Nevrotik abukluk, sosyal oluşuma eklemlendiğinde, medarı-iftihar rolfigürlerle, narin kabullerle kafaları çelinir. Böğrüne hançerini dayar, kırar döker ; yalanlarla dolanlarla, reklam ve piarlarla parsayı toplar. Mefkuresini, kendi etiğini oluşturur. Lat/Uzza/Menat'a taş çıkaran putlarını yontar, şeytanın misyonuna ikna eder.
İşbirlikçilerini sıraya dizer, kamuyu ayaklandırır, alkışı alır :

Global dünyanın İstanbul'daki ayağında ışıklar içinde tezgah kurulmuştur: sahneye 'bis' için Nitsch çağırılır.

Böyle sanat olur mu ; Batı'nın her önermesini kabul etmek zorunda mıyız?

Heidegger, bilimin hesapladığını ama düşünmediğini söyler. 'Hesaplama' kavramının doğası yalnız, aritmetik tabanlı bilimler için değil, sosyal bilimler için de geçerlidir. 'Düşünen'den önce belli aritmetiksel verilerle anlamaya, anlamladırmaya çalışan bir 'sosyal bilimler' iç mantığı vardır. Çekirdeğin, tohumun hafızasındaki bilgi gibi, toplumun hafızasında da yeri geldiğinde ortaya çıkacak, baharını bekleyip tohumunu açtıracak, serüvenini yaşayacak iç potansiyel mevcuttur. Düzenekte, yeri geldikçe ortaya çıkan genleşmelere, özgürleşmelere ihtiyaç duyulur: İntikal eden törenler, sırtlandığımız miras olarak yükümüzdür. İster cenaze töreni, evlilik şöleni, bayram ritüelleri, ister anma günleri olsun toplumsal gelişim, sınıfsal mağduriyet, kitlelerin sosyal devinimiyle, yarılmalarda, ihtiyaca binaen akan mecralarda genişleyerek ilerler. Sosyal kontrat maddeleri sık sık ihlale uğrar; toplum, yeni yargılarla, karşı çıkışlarla, yıkarak talan ve yok ederek yeniden bedenlenir; form bulur. Habermass şöyle demektedir: 'Ritüel eylemlerde, kutsal olanın düzenli olarak güncelleştirilen bir normatif görüş birliğinin anlatımı olduğu görülebilir. Kolektif düşünceleri düzenli olarak, düzenli aralıklarla canlandırmak ve sağlamlaştırmak gereksinimi duymayan bir toplum yoktur. Bu ahlaksal canlandırmaya ancak birbirine yakınlaşmış bireylerin ortak duygularını, ortak bir biçimde sağlamlaştırdıkları buluşmaların, toplantıların ve kurulların yardımıyla ulaşılabilir. Amaçlarıyla, ulaştıkları sonuçlarıyla, uygulanan yöntemlerle ve doğaları gereği asıl dinsel törenlerden farklı olmayan 'törenler' bunun için yapılır. Bu türden törenlerde bir şey temsil edilmiş olmaz. Bunlar daha çok böylelikle aynı anda yenilenmiş bulunan görüş birliğinin örnek olarak yeniden gerçekleştirilmesidir. Buradaki görüş birliğinin içerikleri tuhaf bir biçimde kendi kendilerine göndermede bulunur. Bu törenlerde bir ve aynı izleğin, yani kutsal olanın orada bulunuşunun çeşitlemeleri söz konusudur. Ve yine bu da kolektifin 'kendi birliğini ve kişiliğini' deneyimlemiş biçimidir yalnızca. Ortak eylemde dile gelen normatif temel kavrayış grubun kimliğini oluşturduğu ve korunduğu için, görüş birliğinin başarılması olgusu aynı zamanda onun özsel içeriğidir. Buna uygun olarak, kolektif bilinç kavramında da bir kayma olur. "

Kurban, İsa ve Hristiyanlık..

Sevmediğim hatta karşılaşsak veya kılıçları çeksek teorik anlamda elime geçse nezaketle davranmayacağım bir figürdür. Hakkında pek iyi şeyler düşünmem. Hele kurban bayramında Türkiye'ye davet edilmesini, ulusal değerlerle hesaplaşma içinde olanların meydan okuması olarak görür, saygısız ve cüretar bulurum. Ne ki, Avusturyalı sanatçının bu gelişi ilk değildir. Demokratikleşme sürecinin yaşandığı söylenen bu günlerde, Galata sokaklarını mekan tutması anlamlıdır. Gazete haberleri, bu bilgiyi doğrulamaktadır.
1938 viyana dogumludur. Viennese Actionism akımının, Schwartzkogler ismiyle birlikte en önemli temsilcisidir. Depresif demek, malumu ilanın ötesinde 'iltifat' kabul edilebilir. Kan içinde tartışılan, anlattığı öyküdür ama metodları sansasyoneldir. Sabıkası mevcutsa da, yaptıklarına atfen toplumsal dramı işlerine yansıttığını söylemek belki mümkündür. Fakat sosyal eleştiride başat olan, en hafif tabiriyle,-konuyu kişiselleştirmeden söylüyorum -hastalıklı, 'paramaniac' kimliğidir : Aksi görüşte olanlar varsa, bu iddiyı çürütmek, tutarlılığını ispatlamak oldukça süre alır. En önemli eseri Orgien, Mysterien, Theater adı altında gerçekleştirdiği günlerce süren müzik ve alkol eşliğinde çeşitli büyükbaş hayvanların kesip biçtiği, ritueler, kan törenleri, büyük bir toplumsal iştahla ilgili taraflarca saygı/kabul görmüş, seda uyandırmıştır. Sanat tarihine iri puntolarla ismini yazdırmış; provokatif dili, ayna tuttuğu törensel agresif hikayedeki manik depresif anlatımı üniversitelerde 'ders' konusu olmuştur.
Bütün dünya hakkını teslim eder; aşağıda örneklerini de göreceğiniz buradan ve dünyadan kabul görmüş, piyasayı ellerinde tutan eleştirmenler, sanat yazarları, otoriteler, hayret ve ülfiyetle yaptıklarını yargılamaktan çok anlamlandırıp, değer/lendirmişlerdir. Ki böyle ağır bir koroya 'solo' karşı çıkış, muhalefet zaten zordur; yaşatmazlar. Sanatsever camia için altyapı, binlerce örnekte olduğu gibi yıllar içinde zarif ve sinsice oluşturulur. Zevat-ı kiram, sivil toplum örgütlerinin himayesinde global ekonomik bir unsur olarak meta değeriyle sanatı pazarlamaktadır. Hizmeti özenli, seviyeli, pırıltılı ve eşsizdir. Oysa anlatılan Türk halkının öyküsü değildir ; mavranın ilmini yapmış, yalandan şatolar kurmuş, tapınak zombilerinin peri masalıdır dikte ettirilen. Bunların babaları Amerikalı sanat eleştirmeni Clement Greenberg, müzeci Peggy Guggenheim ve sahtekar mesih Marchel Duchamp, Nazi askeri Joseph Beuys'dur. Entelejansiyanın yoksulun sırtına binen külfeti, angaryaları, çıkarlarıdır mevzubahis olan. Yükselen değer, ulvi ahlak tasarımlarından yol bulup sosyal oluşuma eklemlendiğinde narin kabullerle kafaları çeler. Böğrüne hançerini dayar, kırar döker; yalanlarla dolanlarla, reklam ve piarlarla parsayı toplar. Kendi etiğini oluşturur. Şeytanın misyonuna ikna eder, kamuyu ayaklandırır, alkışı alır: Sahne 'bis' için Nitsch'e kalır.

İnsan, doğanın huzur hakkını ihlal etmiştir.

Ezan sesi şehrin varoşları içindir; yoksulların umudu, inanmışların tutunuşudur. Lakin Nitsch'in tapınağında münadi feryat figan ederken, meydanlarda dolaşan zebaninin sesi/nefesidir; yani zıddıyla isyankar birey fotoğraf karesine girmiştir. Duyulan kapitalizmin çaresiz, prematüre, deforme, yalnız bireyinin canhıraş çığlığıdır. Tablo şayet böyle değilse buna sanat deyip yapılanı inançla içselleştirmişlerse eğer buna gönül veren marjinallerin, doktorlarca müşahadeye alınması gerekir. Sanat eleştirmenlerinin teşhisi gölgeli/yersizdir; yönlendirme psiko-analizin dolaşacağı şahsının muvazenesi bozuk, kişisel derinliklerin sarmalında aranmalıdır. Acullukla, mimesis karışmıştır; polysemik/çoklu tabir arayışları işgüzarlıktır. İkonografisi saldırgan, tahripkardır. İki ayak üstünde dolaşan -teorik kıllıflarla sarmalanmış da olsa bedenlenmiş paranoyanın, galerilerde, hatta sokaklarda görülmesi, toplumun tüm bireyleri için eylemsel olmasa bile (ki olabilir) düşünsel bazda da oluşturduğu etki alanlarıyla fantaziyi aşan, faşizan ideolojik izlerle ciddi tehlike teşkil eder. Sembolik biçimlerle yeşeren semblant/andırış, maksadı aşarak, ritüelin yerini alacak olan önermeler öznel birleşeninde toplumu, toplum bileşenlerini değersizleştirmede hatta genç dimağları, geri dönülmezliklerle farklılaştırmaktadır. Etki alanı cürmünü aşmıştır. Bize göre, görüldüğü gibi durum biraz farklı: Global koro ile aynı görüşte olmadığımızı, bu sayfanın okuyucuları zaten bilir. Kanımca yeri akıl hastahanesi olması gereken, sanatla ilgisi olmayan bir çığlıktır yaptıkları. Nazi imajına uyan mütekabiliyetler, karşılıklar, mistik imge/simge toleransını aşar.
Kolektif bilinçte yarattığı kayma, toplumsal yarılmada önerdiği/sergilediği irite eden, saldırgan görüntüler kabul edilebilir marjların ötesindedir. Toplumu mağdur, mustarip eden görüntüler salgılayarak, etikisiz/eylemsizleştirip pasifize eder; yılgınlaştırır, çaresiz ve moralsiz kılar. Nesneleri algılama ve teolojik veya anti teolojik eylem oluştuğu ölçüde, sinyal dilinden daha sonra önerme ve niyet tümcelerine geçişte, açılan toplumsal kırılmalara kanal olur/yol açar. Rövanşı yoktur.
Biz kendi adımıza bu tür sanata itiraz ediyoruz. Aslında itirazımız yalnız Nitsche denilen adama, onun psiko nevrozlarına, depresif/agresif kan içindeki yalnızlığına, ateşler içindeki cehennemine, zebanilerine değil onu yaratan insanlık dramına, idraksızlığa ve canlı dünyaya rakip ve alternatif olan demokratik uygarlık kavramına. Nitsch Önce değerli iki eleştirmenimizin yazısını okuyun . Nitsch için söyleyeceklerimiz ise şimdilik bu kadar. Bu yazının ardından 'insan' adlı varlık ve ortak canlı beden olarak 'yaşam' üzerine devam edeceğimiz konu var ki, Nitsch falan bahane; esasa ait eleştiri orada..



Bu Hermann başka Hermann; Hayretle izliyoruz insan soyunu. Sokaklardaki şovu, ehlileşmiş müzesini bir katilin gizli mabedi/mezbahası haline getirmiş. İrkiliyoruz ve kızıyoruz kapitalizmin buhranına.. Sanatçı adlı er kişide toplanan etten/kemikten, kandan kanıtlara. Belgelerle sanatçıyla, kasap arasındaki ayrımı ortadan kaldırmış. Bu haliyle egosunu yükseklere tırmandırması işten değil: Sokaklarda dolaşması bile 'suç' teşkil eden, insanlık ayıbıdır yaptıklarıyla Hermann Nitsch. Zaman kardeşlerimiz, insanlık suçlusu emperyal muzafferlerin yaptığı sapkın terörü kendi kutsallarına boyayarak, adından utanırcasına 'sanat' kılmış. Dışarıdaki tarih yazıcının çadırından beslenen sanat yazarlarının, düşkün eleştirmenlerin, zemberekli entelektüellerin bir fantazisi olarak cehennemden fırlamış bir zebanide, Hermann Nitsche'de aradıkları kudreti bulmuşlar . Kabullenişler evrensel/global; tekrardan öteye geçmiyor yazılanlar. Bizdeki güzide kaside yazarlarının anlatımıyla Nitsch'in 'cevher' e dönüştürülmesinin garipsenecek tarafı yok. Emperyalizmin yarattığı 'insan', çok daha zararlı bir mahlukat. Ama, genel olarak 'insan' soyu içindir aslında dediklerimiz. Apartmanın sakini filan değil, gitse de ferahlasak, ölse de kurtulsak diye beklenen zorba misafir. Doğanın huzur, komşuların yaşama hukukunu ihlal hatta gasbetmiştir.

Jeotermal enerjide kullanılan suya metal nano parçacıkların eklenmesi, nükleer santralların yerine rüzgar değirmenlerinin kurulması, dünyada 300 milyon hanede kullanılan ileri teknoloji çamaşır, bulaşık makinalarının çevreyi tüketen deterjanlarının doğa dostu yeni marka deterjanlarla takas edilmesi veya araçlardaki benzin/petrol tüketiminin elektrikli/akülü enerji kaynaklarıyla değiştirilmesi kesmiyor. Taş atan çocukların ellerinin bağlanması, hırsızların kollarının kesilmesi, inleyen yoksullara kumanya , olmazsa geniş ekran plazma dağıtılması, olmazsa biber gazı salınması, veya çevreci üfürükçüler, dinozorlar dünyası/Jura park, oyunbozan anarşistler, demokrat liberaller, darbe planları veya emperyalizmin peçetecisi Greenpeace'in gözboyamaları, yeşili sev doğayı koru dalavereleri değil söylediğimiz. İnsan soyunun altın vuruşundan, muhteşem sondan, ilahi sur'un üflenişinden bahsediyoruz. Allah katında en kötü canlının, idrak yoksunu olanından 8/22, Allah katiyen kötülüğü emretmez denilişinden 7/28, Her ümmetin bir zamanı oluşundan 10/49 sahifeler okuyor, her inanıştan kişilere bu kötü gidişattan, tükettiğimiz aklımızdan/süremizden, dünyamızdan, umut ve inançlarımızdan, kitabımızdan deliller sunarak, alarmların çaldığını, sirenlerin öttüğünü, vaktin ve nefesin tükendiğini, ufukta görünen günün dehşetinden dem vuruyoruz. Beyhude oyalanmalarla konturların tükendiğini, devri sabık yaratmanın/ikazların izini arayacak soyun bile kalmayacağını anlayana beyan ediyoruz.

Dediklerimize, "ya bu da nereden çıktı?" diyen bir başka kesim okuyucuya ise anlı şanlı düşünürlerden argüman sağlamak gereğinin boynumuzun borcu olduğunu biliriz. Jürgen Habermas 'Bir toplumun kimliğini var ya da yok eden, varlığını sürdürme açısından önem taşıyan yapılar, bir yaşama evreninin yapıları olduğu için sonunda üyelerin sezgisel bilgisiyle yapılan yeniden yapılandırıcı bir (ç)özümlemeye açıktır diyor.
Adorno ise 'ilerleme' düşüncesine şöyle bir eleştiri getirir: 'Bir ilerlemeden söz edeceksek sadece sapandan atom bombasına uzanan bir ilerlemeden söz edebiliriz.. Marx'ı, Lenin'i dışarıda bıraksak da, Habermas'a Heidegger ve Adorna'yı ekleyip, bir tutam da 'çağdaş' insanın buzuların erimesi gibi güncel muhteviyatla zenginleştirilmiş pratik önermeler fikriyatı ilave ederek, aklı selim sahiplerini bir kere daha düşünmeye çağırıyoruz,

Ne Isaac Newton, ne George Walker Bush, ne de Hermann Nitsch bütün yaptıklarını tek başına yaptı: hepsinin arkasında sermayenin pazar/lıksız gücü ve talepleri vardı.

Şimdi gene soruyoruz , bunca ilerleme adına kime müteşekkir olmamız gerekir?




Son olarak Nitsche konusunda bize sanat adına gelen eleştirilere Ulus Baker'ın ağızından cevap verelim ..

Genç yaşta kaybettiğimiz Ulus Baker düşünmesini bilen bir beyindi. Nitsch yazısına gelen eleştiriler için ondan bir alıntıyla cevaplamak istiyorum :
"Eleştirmenlerimizin büyük bir çoğunluğu hâlâ 'biçim/içerik' terimleriyle iş görmeyi sürdürüyorlar -bir bakıma iyi de yapıyorlar, çünkü 'daha karmaşık', 'yapısalcı' ya da 'dekonstrüksiyonist' (sökümselci?) teknikleri kullanıp bir şeyler yapmaya kalkıştıklarında ortaya, şimdiye kadar yalnızca anlaşılmaz ve amaçsız bir dergi yazıları yığınından başka bir şey çıkmamıştı. Kötü bir edebiyatın (sanatın eçg) eleştirisinin de kötü halde olması kaçınılmaz. Tıpkı çöken bir toplumun toplumbiliminin de çöküyor olması gibi...