18 Temmuz 2025 Cuma

Fevi Karakoç'un resmi (1) - 11 Subat 2020







Fevi Karakoç'un resmi ..

Bazı oluşumlar neden değil sonuç; düşünce hakikati dönüştürür ama hakikat, bilinçaltında kökleri olan düşünceyi her şartta  oluşturur



Cennet cehennem gibi antik çağdaki "Hades" benzeri ölüler ülkesi mitoslarında süreklilik vardır. Her yer, herkes, her şey birbiriyleriyle ilişkide olduğundan dolayı öldükten sonra bu dünyaya ait şeyleri hatırladığımızda hakikate dair her şeyi bilebileceğimiz düşünülür. Bir bakış, tüm hatırlayış panoramasının algoritmasıdır. Bilinçaltının bir edimi olan rüyalarda olduğu gibi günlük gerçeğin sunumunda bazı simgesel temsillerle birden çok anlam yüklenen figürler öne çıkar. İster düşlerdeki gibi arzuların mübadelesi durumunda, isterse daha masumane bir "istek" olarak adlandırılan günlük talepkar formlarda, akustik, armonik tınıları olan müzikal görünümlerde olsun; karşılıklı her ilişkide sembolleri kullanırız. Grafik kökenli olması nedeniyle alegori yeteneği fazlasıyla gelişmiş, mesleki formasyonu sebebiyle soyutlama eğilimleri yoğunlaşmış bir sanatçı Fevzi Karakoç. Resminin merkezindeki "At" türsel farklılıkları içinde bir başka türle kolaylıkla yer değiştirebilecek alelalade bir hayvan değil. Özgür bir ruhun arketipi. Modern resmin eski keskin sınırlarını reddediyor, kendi sanatsal ilkelerini koyuyor saptamasına karşın kural koyucu semboller, eğer içine giren bir ruh varsa -özne neyi reddederse reddetsin- hikayesi anlam kazanır, ben'ler kurucu ortak olarak iktidar aparatına eklendikçe sanatın tarihindeki fetişler çoğalır. Ne var ki sanatçı, derin düşüncenin önünü kesercesine manifestosunda "felsefe olarak ben resmimde herhangi bir olay ya da hikaye anlatmıyorum" diyor. Düğüm noktalarının sahibi ketumdur; bir gösteren olarak kayıtları sabitlerken izleri sırlamaktadır. Oysa öyküdeki emareler sanatçı eylemini isimlendirir ya da kendi üzerine düşünürken kendiliğinden ortaya çıkmaktadırlar. Zemindeki siyah beyaz dalgalanmalar bir ucu çocukluğa açılan bir fotografı, geçmişe açılan bir kapıyı çağrıştırır. Karakoç'ta "at" sembolü ve mavi, yeşil, sarı gibi yeryüzüyle özdeşlik kuran renkler ısrarla tekrar eden imgelerdir. Sanatçının üretim sürecinde her eserde dirençle yeniden çoğalan bu idoller yaratıcı öznenin anbean vurgulama zorunda hissettiği bir kendini sakınma, toplum tarafından kıstırılmaya karşı korunma prensibinin metaforudur. Bu imgelerin bilince ait olmadıkları varsayıldığında bilinçaltına ait meşru bir tercih olduğu ortadadır. Tanık olduğumuz anlatının tasvirinde dimağı en fazla zorlayan şey tutkuların öngörülemezliğidir. Zihin gibi bedenin ne'liği, özü ve maddesiyle değil insanın yaptıkları işlerle, deneyimlerle, bedenen verdiği mücadeleyle açıklanabilir. Kişiler, ürünleriyle eşzamanlı hayatlarını ve bu hayatlara iliştirilmiş gölgeleri, kamuya armağan ettikleri nesneler ve söylemlerle olguları, toplumsal fenomenleri yaratırlar. Varediş, varoluşun tarih öncesidir. Bakıştaki kesinlik sanatçının zihninin dışına taşmış, bir "özgürlük" çağrısı olan "at" figüründe yoğunlaşmıştır. Burada duyumsanabilir tecrübemizin, bir emrivaki olarak içine doğduğumuz dünyaya ait ilk seçimlerimizin karakterimizi hem yarattığı hem de baskıladığı pekala söylenebilir. Protagonist bir figür olan At, zeminde ve yüzeyde renkten renge girmesine karşın şifrelemeyi kıran sabit bir karakter, görüneni ibra ederken düşünceyi çapraz kesen asimetrik bir formdur. At, alternatifi olmayan ve tekrar eden bir modeldir onun resminde. At'a bakışı, unuttuklarına dönüş olarak tüm hatırlayış panoramasının algoritmasıdır. Hatırlamak azaptır, ıstıraptır, sorumluluktur. Şayet unutmasak, beşeri hayatın bunca yükünü nasıl taşırdık! Burada ağırlığı hafifletme ihtiyacı, ufak müdahalelerle hatıraları "değiştirme" gereksinimi doğar. Ecinniler adlı romanında Fyodor Mihayloviç Dostoyevski'nin ana kahramanlarından Stepan Trofimoviç,"Gerçek hiçbir zaman gerçeğe benzemez, bilirsiniz değil mi? Onu gerçeğe benzer hâle getirmek için ille de biraz yalan katmak gerekir içine" der. Dünyada hiçbir şey saf halde bulunmaz, her şey bir amalgamdır, çokluktur, terkiptir. İnsan bunun bilincine varıp içselleştirdiği için rüyada bir mühendislik başarısı gösterir ve farklı bir algı katmanında beyne düşen gölgelerden bir senaryo oluşturur. Buna rağmen uyanıkken gerçeği adıyla çağırmak, gerçeği bilmek, cüretkarca bildiğini duymak gafletinde bulunur ve er kişi, ihtimam ettiği hakikati aşikar kılar. Fevzi Karakoç'un resmi, pastoral olduğu kadar psikolojik kökleri kendi ana yurduna uzanan muhteşem bir dramadır. İnsan bir muammadır ve eserdeki her imge üstü örtülü bir önermedir. Arkana Bakma, Dağılma Vakti, Uzaktaki Tepeler, Uzayan Yol gibi resim isimleri, "özgürlük" arzusuyla irtibatlı bilinçaltı bir kurgunun sanatçının kendi ağzından teyididir.


E. Çetin



.