Varlığı bütünüyle kavramak imkansız bir çaba; sadece bürünülen bedenlerde gücümüze kifayet eden, gayretlerimize denk gelen uğraşlarımız var. Sahih olmayan kimliklerimizden eziyet çeken ruhlarımızı kurtarmak isteriz; adına 'dünya' denilen bu karnavalda zamanı ve mekanı giydirilmiş benlikler ne kendi kendilerine öyledir ne de herkese açık..

Binaların kuşattığı meydanlar, boşluğu çevreleyen doluluk/katılık; giysilerle aynı işleve sahiptir. Terzi ve mimar; benzerler.. Kıyafetler, uzuvlarımızı perdeleyen, organlarımızı sarmalayan birer kabuktur. Taş, beton, halat.. Çimento kum; iplik, keten, mezura ... Tüm yapılar ya da ticari binalar, yahut insani peyzajlar, moral değerler, parklar, bahçeler, meydanlar; toplumların elbiseleridir .. Üzerinde dolaşan insanların hâllerini, kimliklerini yansıtır. Gabriel Tarde, 'İnsanlar toplumların içinde yaşamaz, toplumlar, insanların içinde barınır' der. Uğraklarda, duraklarda, kılıkların içlerinde / dışlarında bulunmamız, onların içinde/dışında gezinmemiz beklentimizdendir; 'göründüğümüz gibi olmak' bakış'ın örtüşemeyen hareketidir. İçinde yaşadığımız binalar da keza. Meydanlar, ceketler kazaklar gibi, kolları bacakları değil, bütünüyle vücudu içine alır. Zaman saklar, örter, bazen de tahrik eder. Kapattıklarını ifşa ettiği, gizlediklerini dışa vurduğu çıplak an'lar vardır. Mekan, içteki ruhun, bedende gerçekleşen eylemin tikeldeki meskenidir. İşi içinde olduğu haliyle insanı iskan eder; hıfsıdır, anlayışlı bir hafız, zarsız bedene muhafızdır mimar; işin tarzına uygun bir kabuk inşaat etmektir mimari. Talibe 'kab', matluba 'kapak' yaratmaktır. Mimarın tutarlı olduğunu söylemek için zamanla mekanın, içeriyle dışarısının uyumuna ihtiyaç vardır. Zarf, mazrufa denk düşmelidir. Her mimari esere baktığımızda soracağımız soru şudur: Bize biçtiği form, seçtiği norm doğru mu? İçerideki hayatın üretimini, içindeki öznenin/zümrenin varoluş tahayyülerini dışarıya dürüstçe yansıtabilmiş mi?
***
