15 Haziran 2012 Cuma
Akıl İnsana Tecrübe Edilenin Dışında Bir Gerçeği Doğrulama Fırsatını Vermez
Akıl İnsana Tecrübe Edilenin Dışında Bir Gerçeği Doğrulama Fırsatı Vermez ..
Bazen an gelir yüklendiği somut anlamdan yorulan "toplum" metaforun kendine dönüşür, benzerlikler karşısında psişik aygıt iş göremez olur. Tarihin hiçbir döneminde temsiller bugünkü kadar rehabilite edici olmamış, politiğin arazlarının yol açtığı gerilimi boşaltmakta "hatırlama" böylesine tedavi amaçlı kullanılmamıştır. İmalarda bulunan sanat, teskin edicidir.
Bir Kahinin Düşlerinde, Kant'ın, Romalı şair Vergilius'tan paylaştığı bir cümledir:
Sit mihi fas audita loqui / Duyduklarımı anlatmama izin verin!
Kadmos efsanesi, Pirus'un zaferi gibi bir öyküdür. Zeus'un kaçırdığı kız kardeşi Europa'yı arayan Kadmos, önüne çıkan bir ejderhayı öldürür. Canavarın dişlerini toprağa gömen askerleri ise topraktan çıkan silahlı adamlar tarafından öldürülür. Her topluluk kendini yaşatacak ve bitirecek dostlara, düşmanlara, sahiplik ilişkisi kurduğu iktidarları üretecek toprağa ve gerilimlere işin doğası gereği sahiptir. Siyasetçiden şüphe ettiğimiz şey eyleminin sonuçlarıyla yüzleşmesi ya da şartların ilke ve kurallarını bükmesi, beyinleri şekillendirmesi değildir. Bunu kendi yaptığı gibi zaten onun ardından gelen nesiller de yapacaktır. Mevzuat, dirayet sahibi öznelerin biraraya gelmiş bilinçlerinin çağrısıyla bedenlerini hangi amaçlar doğrultusunda koşturacakları ve konumlandıracaklarının bilgisini bize tedarik eder. İnsanlar, emeklerinin ürünü olan mekanı, pratik bir anlamı olan dünyayı kültürlerinin verdiği imkan ve imanla yeniden oluştururlar. Maddenin tabiatı gereği her tesir bir ya da birden çok müteesir yaratır. Doğu Batı'nın, akıl, ihtiyaç sahibi bedenin, mantık duyguların, aydınlık karanlığın tamamlayıcı unsuru, cüz'üdür. Aydınlanma soyut bir teori, ilerici bir temenni değildir. Diyalektik gibidir; çıkarlarını evrenselleştiren, tahayüllerini mantık konseptine oturtan her güç tarafından arçsallaştırılabilir. Dünyada olgular nedene bağlı ya da bağsız, tezahürler bütünüyle rastlantısaldır. Ancak tarihin sicimleri ve düğümleri birlik içindedirler. Olguları anlamlı ve ussal kılan benlik bilincidir, bilinci dışavuran tarafın yorumudur. Aydınlanmanın gerekçeleri pratik aklın ya da evrenesel ahlakın iradesiyle değil tasarımcı istencin, uygunluk ve yerindeliğin şuuruyla da yaratılır. Cogito, bütün tasarımlara bazen refakat bazen de vekalet eder. Gerileyen ve sürekli toprak yitiren bir emperyal devlette akılcı, rasyonel arayışlar yerine göre ulusçu ya da ümmetçi özü öne çıkarırlar ve ahalisinin meşrebi, kitlelerinin belirlenimi doğrultusunda çeşitli isimler alırlar. Çanakkale Destanı'nın yazıldığı yıl olan 1915 eşik, 1919 ise tarihte bir kırılma an'ıdır. Bunu durduğumuz perspektiften, çok uluslu bir toplumun rüzgara savrulmasıyla tek bir milletin lehine sonuçlanan mücadelesi diye okuruz. Emperyalizme karşıdır, haklıdır, bir milletin anıtlaşan direniş efsanesidir; amenna. 20. yüzyıla rengini veren, tek bir etnik öge ve inanışın hakim olduğu ulus devlet fikridir. Bedenden önce ruhu dönüştürmek önemlidir. Sadece Osmanlı'da değil Rusya, Ortadoğu, Yunanistan gibi farklı etnisiteleri barındıran rezervlerde yaratılan iklimin hayat bulmasıyla sosyal bünyedeki dinsel ve etnik organlar özgürleşme çağrılarına yanıt verirler. Bunlar öncelikle bir köken etrafındaki yapılanmalardır. Ayrışmalarla müşterisini radikalleştiren işin etkisiyle toparlanan, farkındalıklarına sahip çıkan ekonomik unsurlardır. Maruz kalınan tecrübe, genelleştirmeyi sönümlendirir. Burjuva birikiminin guruplar halinde tekelleşmesinin önü açılır. Bu coğrafyalarda sermayenin üretici güçleri arasında kıran kırana, kanlı bir rekabet başlar. Topluluklar emrivakilerle sürgüne zorlanır. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin benimsediği görüş olgudan ziyade evrensel bir kombinasyondur. Berlin, Londra, Petersburg/Moskova üçgeninde yazılan senaryonun fotografları hafızalarda kayıtlıdır. Hakim unsurların Anadolu’da tehlike olarak gördükleri her kültürü ve inançtan kimlikleri temizleme operasyonu büyük bir ağın parçası, sermayenin metropollerde tezgahlanan büyük mücadelesinin mikropolitikaları, merkezi aklın domino taşlarıdır. Kurtuluş Savaşı'na katılan Sovyetler Elçisi Aralov, Hatırat'ında "Mustafa Kemal Paşa'nın bu işle bir ilgisi yok. Tam tersine onun insanca davranılması için kesin emirler verdiğini biliyorum" diye yazar. Ancak Kafkaslar, Balkanlar'dan Anadolu'ya, Anadolu'dan başka coğrafyalara göçler ve göçetmeye zorlananlara uygulanan şiddet durağan yapıyı bozar. Eski düzende temsil edilemeyenler örgütlenir, zorbaların ganimetleriyle üretici olmayan mütegallibe sınıflar doğar. Üretici güçlerin termodinamiği, topraktan doğmuş olan kimliklerde mağduriyetler yaratır. 1962'de Arjantin'de yakalandıktan sonra idam edilen kasap Adolf Eichmann, Hitler'in iktidarında yerine getirdiği sorumluluklarını Kant'ın ödevleri mantığıyla toplumsal görevleri olarak addediyor ve kendine göre yorumluyordu. Mahkemede sıradan bir Alman'ın yargılanması ile Almanların yargılanması arasındaki fark konuşulmadı. Binlerce Çingene'nin de ölümünden sorumluydu; bunun hesabını soran olmadığı için sadece "Yahudi halkına suçları" nedeniyle idam edildi. Dünya fiziki değil siyasi bir coğrafyadır ve işin doğası, tarihin yapısı "kusur" barındırır. Ardılların bitmek bilmeyen sancıları, yaraları, soruları vardır. Hikayeleri pornografiktir, müstehcendir, gayriahlakidir. Kalabalıktırlar ve şairin dediği gibi, üç beş ev görsek şehir sanırdık, diyebileceğimiz bir durumları yoktur. Ruhlar mevcutla, anılar mekanla ilişkilidir; sürgünde vücud bulanlar kader ve naçarlıkta ortaktır. Her eksik, tamdan bir pay almayı ister ve mutlak haklılık yoktur. İmkan, mümkün olanla sınırlıdır. Rasyonel olansa tek gerçektir. İnsanları olan bütünlüğüyle değil de kısmen, bazı aidiyetleriyle tanımlayan bu ilahiyat, aktörler ve figürlerin simgesel yazgılarını belirlemiştir. Bilmek, hatırlamaktır. Kendi yurdunda yatmayan ölüyü toprağa gömmek, yakın ile uzağı birlikte görmek, aramızdaki bağı çözmek, özneleri zamana sabitleyen düğümleri gevşetmek gerekir. Dünyanın etrafı karanlıktır ve tecrübelerin yarattığı kurallar, kuralları aşan içtihatlar bir kambur gibi durur sırtında. Haklı olması, aklın diyalektik, vicdani bağlar kurup müdafanın gerekçelerini temyize götürmesi sonucu değiştirmez. Herakleitos'un dediği gibi: "Uyanıkken ortak bir dünyada yaşarız, düş görürken herkes kendi dünyasında". İnsanlar başkalarının acılarına karşı metanetlidirler. Ancak tarih bize göstermiştir: Geçen sürede bütün ölmüş kuşakların kabir azapları yaşayanların üzerlerine bir kabus gibi çöker.
.
