
40 Gün oldu; ne su uyuyabiliyor ne düşman. Meksika Körfezi'nde ise günde 40 bin varil petrol,
şu an/her dakika 27 varil 'ölüm' ,
denize karışmaya devam ediyor hâlâ .. Çamur ayaklarımızın dibine ulaşmadan / ellerimiz ölü balıklara dokunmadan durumu idrak edemeyeceğiz. Katrana bulanmış hayatlar/okyanuslar, sular, toprak tehdit altında : Ya tabiat ana ölecek ya kapitalizm...
.jpg)
Jürgen Habermas ve diğerleri fena şekilde yanılmaktadırlar : Kamusal alanın çeperinde olduğu düşünülen ve hizmetine sunulan/kamuyla irtibatlandırılan 'çevre' diye bir kavram, hayatın realitesinde yoktur; sosyal ekoloji gibi mahçup ve mütecaviz ikircikli terimler de işi kurtarmaya yetmez; tüm alanları ve yaşayanlarıyla 'doğa', yekpâre bir bütündür ; insan ise onun tüm diğer üyeleriyle birebir eşit ağırlığa sahip bir oluşumudur. İnsan beyni, düşünce sistematiği, zincirleme nedenlerin yarattığı canlı yaşamı kavrayamamaktadır; mantık kurgusu doğuşu itibariyle hasarlıdır. İnsanın, yeryüzünde hiyerarşi olmadığını anlaması zordur.. 'Ben bu organizmanın işlevsel bir organıyım demesi' ise başlangıçtır..
Köle/efendi diyalektiğinin iki tarafı da yoldan çıkaran tahakkümünden kurtulup özgürleşebilirsek ,sözde değil özde bu şekilde düşünebilirsek, uygar insan olarak elde ettiğimiz, içinde/dışında yuvalandığımız birçok şeyden vazgeçmemiz gerekecektir.
Kapitalizmin yarattığı 'tüketen' insanın ve bunu doğuran emperyalizmin sömürüyü herkese nasibi oranında pay dağıtan,ortak eden/olağan kılan demokratik paylaşımcı yalanlarının günahlarıdır ödediğimiz.
'Üretimden gelen güç' yoktur, tüketimden gelen zaafiyet vardır. Her üretici, fazlasıyla iflah olmaz bir tüketicidir. Üretim olmadan tüketim olmaz mantığı yanlıştır. Doğa , tüketeni/talebi olsa da olmasa da sürekli üretmektedir. Paradoks, ancak kapitalist pazarın pedallarını, antogonizmik çelişkinin kudretiyle daha güçlü çevirmesine yaramaktadır.
Üretmek güdüsü, biriktirmeyi, yerleşmeyi, aşiretleşmeyi ve saldırganlığı; bunların enzimi olan korku ve paranoyalar doğa içinde insanın 'bilim' ile kendine yer açmasını ve ilerlemesini getirmiştir.
Ama eğer son an'dan önce irkilip,makas değiştirip silkelenip/anlayabilirsek ve oniki bin yıldır biriktirdiğimiz yanlışlardan kurtulmayı sindirebilirsek, üretim/uygarlık ve bilim engeline takılan yaşam dediğimiz illüzyon, ancak bu şekilde sürdürülebilir olacaktır...
Golfo de México/Meksika Körfezi'nde , Deepwater Horizon adlı platformda yangın devam ediyor. Günde kırkbin varil ham petrol denize karışıyor. Eğer olayda bir ihmal tesbit edilirse BP, Meksika Körfezi’ne akan her bir varil için 4 bin 300 dolar ceza ödeyecek. Kuyunun üç ay içinde tümden kapatılabileceği düşünülüyor. Gerçek faturayı o zaman göreceğimizi söylüyorlar. Çevre felaketinin tazminatlar dahil BP’ye tüm faturasının bugün itibarıyla 4.3-8.6 milyar dolara ulaştığı hesaplanıyor; yeryüzüne ise maliyeti belirsiz.
Her zamanki gibi toprak ananın affına sığınıyorlar; unutması için 'zaman' diyorlar. Bilmiyorlar ki 'doğa' asla unutmuyor,öğreniyor ve uygun zamanı bekliyor. Bütün ölçümler insanın yeryüzündeki ekonomik iktidarına endeksli. Nefes almayan bir denizin ne ifade ettiğini idrak etmeleri için, okyanusdaki son canlının da kıyıya vurması gerekecek..


İletişimsel eylemin kavramsal çerçevesine yerleştirilen ve 'çevre' diye tanımlanan bir kamusal alan icadı, sömürüyü içselleştirerek yeni bir insan türü yaratan kapitalizmin hiç de 'doğal' olmayan bir ürünüdür. Habermas, 'yaşama evreninin yeniden yapılandırması olarak bilgi dizgilerinin bütünleşme/toplumsallaşma süreci' olarak değerlendirerek konuyu kavramsallaştırmaktadır.(1)
Uygar insan, tüketim merkezli etiğinin sosyolojisini yaratmıştır. Çevre formunda kelimesel/zihinsel/tanımsal bir 'zan' inşa ederek, gezegendeki her can için yapay sınırlar,insani yararlılık merkezli üreme alanları oluşturmuştur.. Bu tanım, insanın yeryüzündeki hükümranlığı için navigatör olmasının dışında,'gerçek' bir kavram değildir. Jürgen Habermas'ın 'iletişime katılanların yaşama evreni kabullerinin' oluşturduğu 'kamusal alan' teorilerinin, yeryüzü diyalektiğini oluşturan doğal seleksiyonun gerekliliğiyle kıyasladığımızda ederi 'hiç'dir. Aksine bu düşünme biçimi tabiat ananın ezberini bozmaktadır. Doğa için çitanın çiftleşmesi yarar, Habermas'ın düşünmesi ise zarar getirmektedir. Eko/lojik işgüzarlık, insanın bilgiyi mülkiyetine geçirip, yeryüzünün hafızasına çomak sokmasıdır. Doğayı yaratan bilginin kodlarına girip, diyalektik adımların sabote edilmesidir. Habermas'ın mantık kurgusu, araya atılan parçalarla süreci provoke eden, infial yaratan, içinde yer alıp, parçası olarak uyumlu davranmaya mecbur olduğumuz rasyonel varlığımızı sekteye uğratan postmodern/postnatural davranış modelleri oluşturmaktadır .
Alman filozofun tüm derdi eyleyiciyi yani kişiyi kamunun artan otoritesinden kurtarmaktır. Araçsal aklın eleştirisi ve bitmeyen modernite projesinin geldiği yerde, iletişimsel eylem kuramıyla karşılaşırız. Sivil topluma ve unsuru bireye hareket edeceği daha geniş iletişim imkanları elde edildiğinde , sistemin ve tüm totaliter yapının yani zor'un kullanıcısı rejimin/devletin etkinliği de şeffaflaşacak ve bireye yük olmaktan çıkacaktır. Yanlış kabullerle çarpıtılan ideolojik kümelerin, yani halkların (buna Sovyetik/Marksist devlet de dahildir) bireyselleşmesini felsefi programının merkezine oturtur.
Habermas sol, Marksist re/vizyoncu disiplin/ekolden gelen bir düşünürdür. Marksizm'in temel motivasyonunu barındıran cümle, 'felsefeciler şimdiye kadar dünyayı anlamaya çalıştılar, artık dünyayı değiştirmeye çalışmak gerek' ifadesinde vücûd bulur. Önerim, dünyayı değiştirmekten önce kendinizi değiştirin olacaktır. Dünya ilk günkü haliyle güzel, mükemmel ve eksiksizdir; sizin içkin/aşkın, kabul edilebilir tavsiyeniz ise, kabullenmek ve boyun eğmek olmalıdır. Barış içinde, birarada yaşamak ancak böyle mümkündür. Kamusallığın yapısal dönüşümü ancak bu şekilde 'gerçek' olur. Yoksa Habermaslar bu bataktan nasıl çıkacağız diye daha fazla düşünmeye vakit de bulamayacaklardır.
2006'da ölen Murray Bookchin 'Bugün derin kaygılarımdan biri de, özgürlükçü sosyalist özün, moda olan, post-modern, tinselci, mistik bireyselcilikle erezyona uğratılmasıdır.' demektedir. Düşünce olarak post-modernist sosyalistlerin, yeni uydurdukları terminolojiyle, işin içinden çıkılmaz bazı kavramlar oluşturdukları ve bunların entellektüel dünyada bin yıllık doğrular gibi algılandığı önemli bir gerçektir ki, bu yazıda aşmaya çalıştığımız esas budur.
'Çevre' yoktur, doğa yekpâre bir bütündür; insan ise onun tüm diğer üyeleriyle birebir eşit ağırlığa sahip bir oluşumudur. Köle/efendi diyalektiğinin iki tarafı da yoldan çıkaran tahakkümünden kurtulabilip özgürleşebilirsek, sözde değil özde bu şekilde düşünebilirsek, başta içselleştirdiğimiz resmî şiddet, korku ve paranoyalardan başlayarak fiziksel/kimyasal/simyasal ya da biyolojik, jeolojik birçok şeyden vazgeçmemiz gerekecektir.
Alacakaranlık kuşağında umut oluyor. Alâmetifarikasıyla amme hizmeti veriyor. İşin özü/sözü tartışılır olsa da önemli bir görev yerine getiriyor. Şair Adrienne Rich’den yaptığı alıntının iki kelimesini değiştirerek ,'kuranları/kutsayanlar', 'dünyayı/tabiat' yaparak paylaşıyor ve farklılaşıyoruz..
"Yeryüzünde öylesine çok şey harab edildi ki, ben kaderimi, hiçbir olağanüstü gücü olmayan ama inatla ve sapkınca her dönemde tekrar tekrar tabiatı yeniden kutsayanlarla paylaşmayı seçtim." Ne de olsa 68'de öğrenciydi; umutları ,idolleri ve cesareti vardı.. Hâlâ da var..Sorun beyaz adama güvenmekle, vahşiyi anlamak arasına sıkışmış; bilerek mi, bildiğini unutarak mı cendereden çıkalacak kararsız..
AÇIK RADYO, ÖMER MADRA VEYA HERHANGİ BİRİ..
Kime, niye/neye inanıyorsunuz? Durum ortada, artık bu bir 'inanç' meselesi değil; görünen/dokunulan ,üstümüze bütün hışmıyla gelen ,ansızın yüzyüze geleceğimiz bir 'gerçek'. Üniversiteler, esnaf kefalet kooperatifleri, generaller, ceo'lar veya şeyhlerle papazlar söylemiyor. Ama tüketerek çoğalan kapitalizmin bugün dayattığı asıl gerçek sorun ,yüzleşme zamanımız gelen baş çelişki budur . Evo Morales söylüyor,bizler söylüyoruz üç beş durumu gören meczupla, levhi mahfuz ya da akaşik kayıtlar söylüyor.
Deleuze/Guattari, Marks, Che, Dalay Lama, Ali Akay ya da Müslüm Gürses ; Açık Radyo, Ömer Madra ve dinleyenleri ; kimi önemsiyorsanız bir parçasını bulacağınız doğrulardan parçalar kapın,kolaj yapın. Misyoner inancı, münevver sorumluluğu, rotary görevi veya sosyalist etik yahut İsa, Musa adına katılın; farketmez. Kimse söylemiyor ama siz biliyorsunuz: bu da önemli.
Gerçek birdir ve değişmez; çirkin insan soyuna,doğa itiraz ediyor.
Acil eğitim, köle/efendi diyalektiğinin reddi, süperegonun ezilmesi olmalıdır.
Yeryüzü, adına 'akıl' denilen sentetik bir örtü ile kaplanmıştır. Gezegendeki doğal hayatın tüm unsurları dijital şiddet ile fişlenmekte, kontrol altına alınıp özgürlükleri/sınırları tanımlanarak , yapay mutasyonla yeniden yapılandırılıp/yaratılmaktadır.
İnsanın kendini böcekle, yaprakla her tür hayvanla, bitkiyle yeryüzüyle ve kendi türüyle eşitlemesi yalnız ahlaki değil fiziksel kurtuluşu da olacaktır.
Tanrının yeryüzündeki halifesi söylemini bırakıp, yeryüzünün hizmetkarı olmadıkça kurduğu cehennemden insanın çıkışı yoktur..
Ama eğer mücrim gibi bakar istikbale irkilip ,ağırlıklarımızdan kurtulabilir/anlar ve sindirebilir, mülkiyetlerimiz ve hiyerarşi arayan mantığımızdan kurtulabilirsek, yaşam dediğimiz illüzyon ancak bu şekilde sürdürülebilir olacaktır..
Dünya yok oluyor, kapitalizm hâlâ ölçüyor/biçiyor, parasal kayıplarını hesaplıyor; işin bu yüzü gazetelere ancak haber oluyor. 2005'de Hint Okyanusu'nda Ace adası sular altında kaldı, aynı anda 300 bin kişi öldü. Havai depreminin üstünden daha bir yıl geçmedi; 200 bin ölü var. Bu istatistikler yalnız insanlar için; diğer canların hesabını zaten kimse tutmuyor. Meksika Körfezi'nde BP'nin yol açtığı çevre felaketinde bugün günde 40bin varil ham petrol denize karışıyor; durum olağanlaştı, insanlar yaz tatiline çıkma hazırlığında.. Araçlarda bioyakıt, üretimde temiz enerji , ekolojik şehir ,seralarda tarım, mavi bayrak turizmi diyorlar; çevreyi tasarlayarak/taammüden rehabilite ediyorlar. Olmadı kaleydoskoplar, her renkten güneş gözlükleri, renkli fotograf filtreleri var; istediğimiz gibi görüp/gösteririz. Hayat şimdilik devam ediyor..
Meksika Körfezi'ndeki çevre felaketinin faturası her geçen gün büyüyor. Goldman Sachs'a göre makul bir 'en kötü durum senaryosu'nda ortaya 60-70 milyar dolarlık fatura bile çıkabilir. Faturanın daha da büyüyebileceğini söyleyenler de var.
Zaviye, kod farkı, yükseklik veya hiyerarşi yoktur. Doğa sınıflı bir toplum, kendi zannetiğimiz gibi güzellik/çirkinlikleri barındıran bir yer değildir. Canlı dünya yekpare bir bütündür. Herşey yeteri kadar ve bütünü temsil gücüyle bulunduğu yerdedir. Köpeklerden, köpeklik beklemeyin; kedileri evlere/bahçelere hapsetmeyin. Yılandan/çiyandan nefret etmeyin. Efendilik, çift tarafı da kölelik olan bir bağlılık /denetim ilişkisi, korkular ve paranoyalar geliştirir. İnsanın doğanın her kademesinde kurduğu ilişkiler, ne şekilde olursa olsun yaptığı tüm müracaatlar kaçınılmaz şekilde baskılamalar ve sürtüşmeler doğurur. İnsanın yapısından gelen ele geçirme dürtüsüyle , tabiatla her irtibalanması hastalıklı bir süreci doğurmaktadır. Bazılarına koruyucu davranmak, bazılarına ise koyduğun mesafe insanî zaafiyettendir.. Onlar, sizinle geliştirdikleri ilişki oranında doğaya ve varlık nedenleri olan yaşamlarına yabancılaşmaktadırlar. İnsanın tüm canlı dünya ile irtibatlandığı bağlantı noktalarında bir yarar/zarar endüstrisi hemen kurulur. Sevgisi de nefreti de katmerlenerek artan ekonomik bir faaliyettir; bu, hiç bir zaman ,kendi var oluş nedenine yararı olmayan bir 'kayıp' sektörü yaratmaktadır. Kâr/zarar kendi oluşum diyalektiğinde evrende eşi menendi olmayan bir ahlak/yargı düzeneği inşaatı gerçekleştirmekte,subjektif yargılarla toplumsal bedene alt/üst kimlikler ve izafi değer/değersizlikler atfetmektedir. Kültür ve sanat bu kurmaca dünyanın işlevsel araçlarının, zihin yıkayan ajitatif/kışkırtıcı aparatlarının başında gelir. Roma'dan beri suç/ceza hukuku, icat edilmiş, ihtiyaca binaen her an yeniden üretilen/şekillendirilen, hiç de kutsal olmayan kavisli bir adalet anlayışının otoriteye göre hasat edilen çağlar üstü mahsulüdür.. Doğaya içkin bir yasanın ilel/ebed varlığı ve bu yasanın bugün de geçerli olması, gerekenin belirlenip/sınırlarının yaratılabileceğini anlayamamak, insan merkezli bir düşünme modelinin zorluklarındandır. Şehrin içindeki akarsuların ehlileşerek otoban altlarından/alışveriş merkezlerinin dehlizlerinden yol verilmesi,kalibre edilerek künklerle/borularla,kanallarla mecrasının/yatağının, yönünün değiştirilmesi, rögar kapaklarıyla üstlerinin örtülmesi, belediyenin söylediği gibi dere yataklarının ıslahlaştırma çalışmaları, ıslah olmayan insan merkezli bir doğa yaratmanın şizofrenik ihtirasındandır. Gökyüzüne ulaşan kuleyi inşa eden firavunun mimarı Haman'ın ilahi irade tarafından horlanmasını, dağlarda taşlardan saraylar oyan medeniyetlerin hiç ölmeyecek gibi yaşamı bir oyun/eğlence mekanı olarak tasvir etmelerinin yarattığı felaketi, doğaya karşı girişilen bu mücadelenin kendi sonlarını getirmelerini kutsal kitap eleştirerek ve suçlayarak yazar. Yalan üstüne kendi kurduğu karanlık dünyanın hükümranlığında kapitalist ahlak, kendisini tek yetkili kılmıştır ve sizi buna inandırmıştır. Modernizm, postmodernizm, ilerleme hiçbir anlamı olmayan kültürel ticaretin devam etmesi için tahayyül değeri itibariyle piyasayı sürdürülebilir kılan icatlardır. Siz inandığınız ve başkası yok zannettiğiniz için bu sömürü düzeni devam etmektedir. Beyaz adam kazanmasaydı, vahşiler(!) kazansaydı ve tarihi onlar yazsaydı, bugün bize normal gelen düşünme hegemonyasının ötesinde doğa ile barışık eşitlikçi bir alternatif daha olduğunu görebilecektik...

Denizler, gökyüzü, yeryüzü tehdit altında; itirazını her vesileyle dile getiriyor. Ya fırtına oluyor savuruyor, sellerle kovalıyor, ya tsunami oluyor işgal ediyor, ya deprem oluyor sarsıyor, anlayana diyor ki, ya tabiat ana ölecek ya kapitalizm...
Genel kullanımıyla sözlükler mutabık olmadığımız bu tanımı- bize hak verir cümlelerle- şöyle özetler : 'Çevre, üzerinde ortak bir tanıma ulaşamadığı gibi araştırma, yöntem ve teknik farklılıkları ve yeni paradigmaların geliştirilmesi ile daha da karmaşık hale getirilmiştir. En basit tanımıyla çevre, insanların, flora ve faunanın (diğer canlıların) yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları, fiziki, biyolojik ve kimyasal ortamdır. Ekoloji sözcüğü ilk defa 1869'da Alman bilgini Ernest Haeckel tarafından kullanılmış olup, Latince eikos (ev, konut, yaşanılan yer) ve logy (bilim) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Buna göre ekoloji "Ev bilimi", "Yerleşim bilimi" anlamına gelmektedir. Ekosistem ise, bir alandaki canlı organizmalar ve cansız varlıkların hepsinin birden oluşturduğu sistem. 'Birleşme', 'oluşma', 'bir araya gelme' anlamını taşıyan sistem, birbiriyle etkileşen veya ilişkili olan, bir bütün oluşturan cisim veya varlıkların bileşkesidir. Doğal sistemler, sibernetik (kapalı) sistemler ve açık sistemler olarak ikiye ayrılır. Sibernetik sistemler sadece enerji girdi çıktısı olan özdenetimli sistemlerdir. Canlıların örnek verilebileceği açık sistemlerde ise enerji ve madde girdi-çıktısı süreklidir. Ekosistemde üretim ve tüketim arasında homeostatik bir denge vardır. Ortam koşullarına tam uyum, gelişme ve devamlılık gösteren ve kararlı yaşama birliğine klimaks (denge noktası) denir. Ekolojik bir felaket ile sistem klimaks olmaya doğru bir değişim gösterir. Ancak felaket sonrası etkiler devam ederse direnç periyodu sonunda sistemin toleransı tükenir ve teslim olurlar. Sıfır toleransın yol açtığı ekolojik felaketler siyaset gündeminde, ideoloji alanında kendine geniş bir yer açmıştır. Çözümleme sürecinde ise, çeşitli felsefi, teolojik ve politik düşünce setleri oluşturulmuştur. Temel olarak insan-merkezci, çevre-merkezci ve biyo-merkezci yaklaşımlar sunulmuştur.'
WASHINGTON/NEW YORK- BP Golfo de México, BP Gulf of Mexico veya yanlız BP..
Meksika Körfezi’nde işlettiği bir petrol platformundaki yangının ardından denize akmakta olan ham petrol yüzünden büyük bir çevre felaketine neden olan dünyanın üçüncü büyük petrol şirketi BP’ye çıkacak fatura her geçen gün büyüyor. Wall Street çıkacak faturanın boyutunun, denize akmakta olan ham petrolün miktarının daha önceki tahminlerin iki misli olduğunun açığa çıkmasının ardından yükseldiğini belirtirken Cumberland Advisors adlı yatırım şirketinin kurucusu David Kotok, “Bu, yalnızca bir çevre kirlenmesi olayı değil. BP bu işten milyarca dolar ödeyerek çıkacak. Eğer olayda bir ihmal tesbit edilirse Meksika Körfezi’ne akan her bir varil için 4 bin 300 dolar ceza ödeyecekler. Eğer başkaca bir suç belirlenirse rakam üçe katlanacak. Körfeze yeni tahminlere göre günde 40 bin varil petrol akıyor. Kuyu ancak üç ay içinde tümden kapatılacak. Gerçek faturayı o zaman göreceğiz” dedi. Çevre felaketinin tazminatlar dahil BP’ye tüm faturasının bugün itibarıyla 4.3-8.6 milyar dolara ulaştığı hesaplanıyor.
Faturayı orta vadede 36 milyar dolar olarak tahmin eden ABD’nin en büyük bankalarından Goldman Sachs ise bu zararın hisse senedi fiyatlarında yer aldığını ve bu nedenle de daha fazla düşüş olmayacağını belirtiyor. Goldman Sachs, 36 milyar dolarlık rakamı ‘faturanın üst sınırı’ olarak görüyor. BP hisseleri patlamanın olduğu 20 Nisan’dan buyana yüzde 40 oranında değer yitirmiş ve iflas söylentileri çıkmıştı.
Goldman Sachs’a göre makul bir ‘en kötü durum senaryosunda fatura 60-70 milyar dolara kadar ulaşabilecek. Bu konuda daha karamsar görüşlere sahip olan Cumberland Advisors’dan David Kotok ise “Meksika Körfezi’ne akan ham petrolün, Gulfstream akıntısına karışması durumunda tam bir felaket senaryosu ve yüzlerce milyar dolarlık bir kabusla karşı karşıya kalacağız” diye konuştu.
BP kâr dağıtmayacak
Çarşamba günü Başkan Barack Obama’nın çağrısı üzerine Beyaz Saray’a gidecek olan BP yöneticilerinin temizleme maliyetlerini karşılayabilmek ve açılacak taziminat davalarından çıkacak para cezalarını karşılayabilmek için ortaklara kar dağıtmaktan vazgeçtiklerini açıklamaları bekleniyor. Obama ve diğer yetkililer BP’yi zararı tazmin icin gerekli kaynağı bir kenara ayırmaya çağrıyordu.
BP denizden 25 milyon litre petrol topladı..
BP denizden topladığı petrolü piyasalarda satarak elde edeceği gelirin, payına düşen bölümünü sürdürülen temizleme ve doğal yaşamı koruma çalışmalarında kullanacak. Ancak şirket denizden ne kadar petrol topladığını ve bunun satışından ne kadar gelir elde edileceğini açıklamadı. 20 Nisan’dan buyana denize 150 ile 412 milyon litre arasında petrol aktığı belirtiyor. ABD Sahil Muhafaza Komutanlığı’na göre ise bu petrolün 15 milyon litrelik bölümü çeşitli tüplerle kuyu ağzından çekildi. 68 milyon litre suyla karışmış petrol de Okyanus yüzeyinden özel araçlarla toplandı. Bu sıvının yüzde 10-15 petrol içerdiği gözönünde bulundurulursa toplanan petrolün miktarının en iyimser tahminle 25 milyon litre olduğu ortaya çıkıyor.
BP bu petrolü satmak için dünya piyasalarına çıktı. Ancak fiyatın düşük olması bekleniyor. Çünkü denizin derinliklerinden petrol çekilirken donmayı önlemek için methanol kullanılıyor ve bu maddenin arıtılması için ilave masraf gerekiyor. Bu da fiyatın düşmesine neden oluyor. Bu arada BP petrol toplama kapasitesini artıracak yeni önlemleri uygulamaya sokacağını açıkladı. (reuters, afp, ft)
Bolivya'nin lideri Evo Morales 'Ya kapitalizm ölecek ya yeryüzü' diyor. Güney Amerika'da geçtiğimiz günlerde Bolivya devlet başkanı önemli bir konferans düzenledi,entellektüel dünya medyası önemsedi,yerli basın için haber değeri olmadı.
Konferans uluslararası medyanın ilgisiyle halen devam ediyor.
Bolivya'nın orta kesimindeki Cochabamba kentinde düzenlenen iklim konferansında bugün konuşan Morales, uluslararası iklim mahkemesi kurulması gerektiğini savundu.
Cochabamba Konferansı/Uluslararası İklim Mahkemesi Projesi, "Toprak Ana'nın" beyannamesini yayımladı. Konferans, dünya çapında bir referandum fikrini tartışmaya açtı.
Aralık ayında Meksika'nın Cancun kentinde düzenlenecek Amerika,Rusya Çin ve Batılı ülkelerin de katılacağı kapsamlı dünya sempozyumunda 'iklim' ile ilgili görüşlerini uluslararası tartışmaya açacak..
Bolivya devlet başkanının yapmak istedikleri en az 1 mayıslar kadar önemli bir yasal , hukuksal süreci başlatarak, toplumsal mücadelede evrimleşen bilinçte zorunlu devrimi gerektiriyor. Zihniyette ise ileriye doğru kaplan sıçrayışına ihtiyaç var;
sol siyasetler yaşamsal aciliyeti idrak edebilirse!

Son ağaç yok olduğunda, son ırmak kuruyup son balık öldüğünde; beyaz adam, paranın yenmeyen birşey olduğunu anlayacaktır. Kızılderili Atasözü
.

Jürgen Habermas, İletişimsel Eylem Kuramı,2001, Kabalcı, s 360
.









