ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN ÜSTTEKİ KIRMIZI BAŞLIK / Emin Çetin Girgin/Çağdaş Sanat Eleştirisi başlığını tıklayın..
1 Nisan 2010 PerşembeAfrika'nın tarihi yoktur der Hegel. Doğa tarihi olarak tamam;ya sonrası.Hegel'deki ırkçı bakış yalnız değildir.
2 Nisan 2010Haman kimdir Haman? Kant'ın gölgesi,en yakınındaki kişi. Akıl çağını başlatan arkadaşının kıskanç izleyicisi. 'Çelişki içinde çağdaş' diye tanımlasa da, makalelerini yayımlayan Konigsberg Aydın ve Siyasi Haberler Gazetesi'nin sahibi yayımcı. Johann Georg Hamann kadim dostu için şunları söylüyor "Saf Akıl yerine burada başka bir deli saçması ve yüceltme söz konusu; o da iyi niyet. Kant'ın en keskin zekalı kafalarımızdan biri olduğu kesin. Bunu düşmanı bile kabul etmek zorunda; ama ne yazık ki bu keskin zeka onun şeytanıdır." Başka? Kur'anda Firavuna yıldızlara ulaşmak için gökyüzüne uzanan kuleyi/ziguratı yapan başmimar ; Firavunun sağ kolu,tartışma yoldaşı. Onun adı da Haman. Arada üçbin yıl var; aynı mantık ile verilen bir destek var. İsimler tesadüf, mantıklar aynı. İkisinde de yardım ettikleri kişi doğaya başkaldırıyor. İki adamın yolu da ölçülebilir bilgi ; matematik. Aynı isim/adam tarihin sayfalarından süzülüp gerçek er kişi olarak, yaklaşık aynı amaç için, kurucunun yanıbaşında olan kişi. Tarihin tozlu raflarından fırlıyor; yoluna devam ediyor. İlginç değil mi; peki sonuç; her iki kitabı da /öyküleri de tam okumanızı öneririm. Çingene pavuryasının İstanbul boğazındaki mevsiminden, balık borsasının adetsel istatistiklerinden, Kopenhak Kriterleri'nden bahsetmiyoruz; tarihte 'akıl' diyoruz. Biz burada yazsak, fazla sivri laflar olur. Zaten yeteri kadar söylüyoruz.
Bk Haman 28/6,8,38-29/39,40/24,36
Manfred Geier,Kant'ın Dünyası,sayfa 222
3 Nisan CumartesiAydınlanmanın Filozofu üç önemli soru sorar : Ruhsal kimliği içersinde 'ben' nedir?/ Mutlak bütünlüğü içersinde 'âlem' nedir? / En yüksek idealliği içersinde 'Tanrı' nedir?
Metafiziğin 'savaş meydanına' Kant bu sorularla ayak basar. Bunlar yoluyla,kendi hakkında aydınlanmış bir akla ulaşmak üzere,karanlığın ve çelişkilerin içerisine atılır. Saf Aklın eleştirisinden medet umar. İnsani akıl herşeyi yeniden anlayıp, kavramalıdır. Bu 'kavrama' zaman içinde sarmalama/ele geçirme ve değiştirmeye dönüşür.
Bugün ortalarda dolaşan ciltler dolusu kitabın,uçuşan binlerce sözcüğün tek amacı vardır;'değiştirmek'. Bir şeyi,başkasıyla değiştirerken sözcüklerin oluşturduğu kimyayı,zihin haritasına yerleştiririz. Değiştirerek,insanoğlu süreçsel olarak 'ilerler'.İlerleyen zamanda ,yer değiştiren kimyasal partiküller,kurulan iktidar ilişkileri,hoplayan zihin, patinaj çeken moral değerler,arz/arzu metaforu, çağlar boyunca yöntemleri değişse de sabitlemiş total değeriyle ekonomik kurumsal döngünün çıktısı alt/üst,ezen/ezilen ilişkileri , hep farklılaşarak yürüyen insanın yani Homo Sapiens'in var/yok olma tarihini de belirleyecektir.
Kutsal kitap Kur'an değişimin niyetsel tehlikesini işaret eder ve 'Şüphe yok ki Allah,bir topluluğa ihsan ettiği nimeti,onlar kendi huylarını değiştirmedikçe değiştirmez/Allah pek kuvvetli,azabı da pek çetindir.'(3)
Her dogmatik felsefe/düşünce, inandığı değere yer açabilmek için,bir noktada düşünme sürecini sonlandırır.Yol alan düşüncenin,durduğu yerde kök salma başlar, dogmalar oluşur.Bu işin diğer yüzüdür.Kalemin bittiği yerde kılıç devreye girer der Horkheimer
Değişim ve ilerleme insani aklın vazgeçilmezleriyse, sonlu olmasına şaşmamalıdır.
İnsani bir eylemin normal yapısı içinde belirleyici olan 'güdülerdir. Bir şeyi,bir nedenden dolayı 'farklı' yaparız. Bir hareketi olumlamak/olumlamamak olarak idrak ederiz. Bilgisayar dilindeki gibi yazılımın sıfır ve bir değerleri programı bütünü oluşturur. 'İlerleme'de dürtülerin evet/hayır seçimleriyle sosyal program dilini yaratır. Slovoj Zizrek konuya dahil olduğu yerde şu saptamayı yapmaktadır
'İnsanlarsa ontolojik olarak olgusal gerçeklikten farklılık gösteren bir düzeyde işleyen normatif boyut vardır. Doğruluk,iyilik,vd.bir hayatta kalma staretejisinin parçası olarak değil, sırf kendisi için olan arayışlardır. Bu tür bir yanıt beyin bilimlerinin yaklaşımının vurgusunu kaçırır. İlke olarak,bütün seçimlerinin sinirsel süreçlerin terimiyle açıklanabileceğini öne sürdükleri zaman, eğer doğruysa,bunun bunun özgürlüğümüzü etkin bir şekilde çökerttiğini, özgürlüğümüzü aslında gösteriyi idare eden biyolojik süreci yanlış tanıyan,yanıltıcı bir yaşanmış deneyime indirgediğini öne sürmüş olurlar.' (2)
Hegel'in diyalektiğinin kendi penceresinden,biraz kafa karıştırarak yeniden kuran zizekçe bir açıklamadır bu.
4 Nisan PazarBeyin bilimlerini nörel gerçeğini,bir başka gerçekle karşılayarak yeni deney alanları oluştururken, programlanmış bilincin,
'kendimi de tam bir fenomenal bilinç sahibi olarak algılayamam' diyerek konuyu özgün iradenin var/yok mu cenderisinde bırakır. Robotlar/zombilerden bahsederek insan iradesini yöneten meçhul ellerin varlığını ima eder. Zizek'te laf boldur;öyle de böyle de söyler ki,aralardaki gerçekleri ayıklamak bize düşer.(4) age.
7 Nisan 2010 ÇarşambaDOĞANIN HUKUKU GERÇEK;İNSANINKİ İSE ÇAKMA
Her özne veya nesnenin bir hukuku vardır. Çekirdeğin toprakla ; arslanın ormanla, işçi arının, kraliçe patronla ; ananın çocukla. Doğanın insanla/hayvanla/bitkiyle. Bu sarmalda eşit değil ama ihtiyaca binaen adil bir düzenlemede herkes neslini sürdürür. Kimse kimseye borçlu kalmaz; doğada geride kimse bakiye/fatura bırakmaz. İnsanın kurduğu /kurguladığı 'gerçek' ise başkadır. Mülk kelimesi,mülkiyeden gelenle aynıdır. Devlet demektir. Adalet mülkün temelidir dediğimiz zaman, anlaşılması gereken adalet devletin temelidir kavramıdır. Onu da kapsayabilir ama eksik kalır; malın mülkün temeli değildir anlatılan maksat . Hukuk yanlış kavrandığı gibi adalet kelimesi ile aynı manaya gelmez. İnsani hukukun amacı ise farklıdır. Her devlet yapısında/her ülkede iktidarı elinde bulunduranlar , adaleti istedikleri gibi yeniden önce kendileri için tanımlarlar.
Roma Hukuku, mutlaka bilinmesi gereken bir temeldir. Özellikle Ogust dönemine kadar, hatta ms 100'lere kadar gelen bir beton temel; kurumlaşan etik hukuk tanımlamasıdır. Sanatsal bir özne olarak yaratılan benzemez bir değer vardır. Arkaik tarihin izini sürmenin önemi büyüktür. Ders olarak kaldıracaklarını söylüyorlar ki çok yanlıştır. Kanun metinlerini ezberlemenin ötesinde zati veya bizatihi değeri vardır hukuk felsefesini öğrenmenin. Jimlastik hareketleri değil ki, onun yerine bilim adamları keşfetti bu daha iyimiş pratiğini koyalım. Giyotin yerine insani olarak iğneyle öldürelim; iş bu kadar basit değildir. Hukuk, doğanın en güzelini yarattığı, Roma'nın ise akıl ile güzelleştirdiği bir sanattır. Şimdi hukuk felsefesine girip konuyu dağıtmayalım. İçinde yaşadığımız 'olağanüstü hal' isntisna değildir der Frankfurt'un asi evladı Benjanin.Nazilere yakanmamak içim intihar ettiğinde Adorna olmasa söyledikleri/yazdıkları kefen bezinin örtüsü olarak üstünü örtmekten başka işine yaramayacaktı. Arkadaşlık/insanlık/toplum hukukunu gerçekleri ortaya çıkartmakta büyük önemi vardır. İnsan gelişirken vicdan ve hukuk da aynı gelişmişliği göstermiş midir? İnsanlığın ilerlerken sömürü sisteminin tam yol çalışması,ulusun ve uluslararası refahın artması,edinilen/biriken zenginliğin aşağı katmanlara damla damla aktarılması, kurulu sistemin yürümesi için refahın toplumun her kesimince kullanılır olması 'ilerleme'dir. Uygarlaşmadır.
Böyle tanımlıyor ekonomistler,gelecek günlerde refah vaadeden politikacılar ve çağdaş akıl hocaları.
Peki refah ile huzur gelir mi? Emekçinin sistemin tüm nimetlerinden yararalanması,sömürüyü ortadan kaldırır mı? Kölelerin artık tüketici olarak farklı alışkanlıkları olan yaygın bir zümre olması,ezen/ezilen arasındaki çelişkileri yok eder mi?
Aslında ne hukukun, ne de ideolojilerin 'adalet' ile bir ilişkisi yoktur.
Herkes kendisi için adalet isterken, doğa ile eşitlik sağlayamayan 'ego' kendi yasasına taraftar toplamaktadır.
11 Nisan Pazar 2010Benjamin "Tarih Kavramı üzerine"de galiplerle mağlupların, muzaffer olanla yenilmişin aynı tarih anlayışını, aynı aklı paylaşamayacakları düşüncesinden yola çıkmıştı: Tarihçiler geçmişten bir hazine, bir miras olarak söz ederler. Tarih'in ezilen sınıfları içinse tarih bir enkaz, bir yıkıntılar yığını, bir talan alanıdır. Bir dizi öykünün birbirini doğurarak bugüne doğru ilerlediği bir birikim değil, geçmişin bugüne kavuşması değil, bir öykünün başka öyküleri tüketerek, unutturup yok ederek kendini tek kılması, geçmişin beklentilerinin yok edilmesidir. Bu yüzden kültür denen sürekliliğin ardında hep bir barbarlık vardır.
12 Nisan 2010 Pazartesi Sanat ,arkadaşlık, ya da din gibi şeylerden sözeden bir sesin birkaç saniye sonra bir otomobil reklamı yaptığı işitilmektedir. Düzgün konuşmayla, müzik kültürüyle veya ruhsal kurtuluşla ilgili metinler, mide gazı ilaçlarının erdemlerini anlatan broşürlerden tanıdığımız bir üslupla yazılmaktadır. Hatta bunların tümü, aynı reklam yazarının ürünü de olabilmektedir.(..)
Bir zamanlar sanatın,edebiyatın ve felsefenin amacı varlıkların ve hayatın anlamını açıklamak,dilsiz olan herşeyin sesi olmak,doğaya acılarını anlatması için bir dil vermekti.Bugün doğanın dili koparılmıştır.Bir zamanlar,her sözün/çığlığın/jestin içsel bir anlamı olduğuna inanılırdı; bugünse hepsi sıradan bir olay,bir rastlantı olarak görülmektedir diyor Max Horkheimer Akıl Tututulması'nda
14 Nisan Çarşamba Konigsberg Doğu Prusya'nın küçük bir kentidir; yakın tarihte ise Stalin'in has adamının adıyla, Rusya'ya bağlı Kalinin şehri olarak anılmıştır.
22 Nisan 1724'de doğmuş,doğduğu yerde 81 yıl yaşamış, hiç ayrılmamış ve Konigsberg'i bedenen olmasa da öldüğü zaman terketmiştir.
1784'de rahip Zolner'in 'Aydınlanma Nedir?' sorusu üzerine kaleme aldığı yazısı ile bulunduğu kasabadan Fransız Devriminin yolunu açmış, dünyada aklın egemenliğini ilan eden aydınlanma dönemini, yani tarihsel tanımıyla 'yakın çağı' başlatmıştır.
Artık, herşeyin bir hesapsal karşılığı/aritmetiksel bedeli vardır.
Immanuel Kant, 'Bu aydınlanmada özgürlükten başka şey talep edilmiyor. Üstelik de özgürlük adıyla bilinen her şeyin en zararsız biçimidir talep edilen, yani 'akıl'. Aklını bütün olarak kamuya açık halde kullanma özgürlüğüdür demektedir. (AA 8/36)
Kendi aklını başkalarının,yani geleneğin ve otoritenin kılavuzluğu olmadan kullanma cesaretini öneriyordu ki, onun açtığı yoldan önce sanayileştik, bilim ile tekrar edileni kavradık, gördüklerimize inandık, hırsımızla geleceğe ipotek koyduk ve bugüne geldik. Uygarlık çok şey borçludur Herr Kant'a.
O günden sonra, doğa ile uyum sağlayıp, verdikleriyle kifayet ederek, barış içinde yaşamak, bizden geri aldıkları için isyan etmemek, doğa felsefesi ve ütopya olarak tartışmak için bir değer ifade etmedi. Şeysiz yazarsak ,akıl putlaştı; devrim, önce evlatlarını yedi.
16 Nisan CumaKızılderili reisi Geronimo, 'aslanlar kendi tarihçelerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.' dediğinde bunu söyleyen ilk Avrupalı Walter Benjamin daha doğmamıştı. 'Anadolu'nun güzel şehirleri, kendi tarihinizi yazmazsanız,sizin tarihinizi İstanbul veya Avrupa'da başkaları yazar dediğimizde, kastetiğimiz aynı gerçektir.
Sanat dediğimiz,damıtılmış günahlar toplamı,acının/sömürünün kaymağıdır. Kültürün içindeki perde/yani saklı olan, egemenin ruhudur; sömürelense zaten bedenen de tutsaktır. Müzayedelerde satılan emperyalizmin suç sicilidir. Taklit eden az gelişmiş ülke sanatçısının öykünmesi beyhudedir.
Katil kapitalizmin maktûl ahlakının, Babil sürgünü zamanı gelmiştir. Geçmişin bozuk algısını değiştirecek kararlılık ancak zihniyetin paradigma değiştirmesiyle mümkün olacaktır.17 Nisan CumartesiYalan üzerine kurulan uygarlık
İnsan, kendi soyunun sonunu hazırlayan kavramlara karşı niye basiretli olamadı?
Burada ilk akla gelen -bilim, ilerleme ve uygarlığın taşıyıcısı olarak 'öteki'nin yani bizim karşımızda yer alan- 'Avrupa'dır.
Irk kavramının tek bir yaratıcısı olmasa da,teorinin tanımlanmasında Kant'ın gözlemleri belirleyici olmuştur.
Yazdıkları içinde Fiziksel Coğrafya Üzerine Dersler,Güzel ve Yüce Duygusu Üzerine Gözlemler önemlidir.
'Baştan aşağıya kara olduğu gerçeğinin,onun aptal olması için kanıt' dediği türden bir çok cümle buluruz bu aydınlanmanın Yüce(!) filozofunda.
Yalnız onda değil,Avrupa'nın ırkçı ortak hafızasından beslenen tüm sosyalist teorisyenlerde de yakın cümleleri/aşağılamaları bulmak mümkündür.
Batı'nın talan için Haçlı Seferleri'nden beri haklı,insani/vicdani,dini,siyasi ahlaki rant nedenleri hep olmuştur; Büyük Ortadoğu Projesi etiği yeni değildir.
İkna kendisi ve karşıtıyla bir süreçtir. Benjamin'in belirttiği gibi, "düşünme sadece düşüncelerin akıp gitmesi değil,aynı zamanda akışın durdurulup düşüncelere el konmasıdır."
Liberal olsun,dinsel veya sol olsun tüm arkadaşlarıma altını kırmızıyla çizerek söyleyeceğim şudur; ideolojiler ne olursa olsun,her düşüncenin ilerlemesinin altında mağduriyetten elde edilen rant vardır. Tüm oligarşiler bu rant/sömürü üstüne sistemlerini kurarlar. Sömürüsüz sistem/bir arada yaşamak; belde, belediye, veya herhangi bir organizma insanoğlunun bu düşünce sistemiyle, ilerleme mefkûresi ile birlikte anılamaz/gerçekleştirilemez.
Sömürüsüz ilerleme eşyanın doğasına aykırıdır; bunu hep söylüyoruz.
18 Nisan Pazar3 Nisan'da bıraktığımız konuya kaldığımız yerden devam edelim. Durumdan Bolivyanın devrimci lideri Evo Morales'de hiç memnun değil. Doğa ana değişmeden yaşayacak, değiştirmek isteyen ise şirret kapitalizmdir diyor. Kutsal kitap Kur'an değişimin niyetsel tehlikesini işaret eder ve 'Şüphe yok ki Allah,bir topluluğa ihsan ettiği nimeti,onlar kendi huylarını değiştirmedikçe değiştirmez/Allah pek kuvvetli,azabı da pek çetindir.'
Burada değişim/arzu ve talepler toplumsal kontrüksiyonun içini kemiren pas olarak değerlendirilmekte, toplumların yıkılma nedenini olarak görülmektedir; dikkat çeker.
Açıklanabilecek gerçek; barış /selim dini olan islam doğası itibariyle,çevresel mutabakiyet,sosyal uyum isterdir. Devrimcilik doğal durumun sürdürülmesini istemek, yoksa muhafazakarlık mıdır? ; niyetin tam anlaşılması lazım, kelâm ise çok farklı.
İnsani olarak yaratılmışta ise durum faklı ve çıkarcıdır. İttatkâr özne ister. Her dogmatik felsefe/düşünce, inandığı değere yer açabilmek için,bir noktada düşünme sürecini sonlandırır. Yol alan düşüncenin,durduğu yerde kök salma başlar, dogmalar oluşur. Bu işin diğer yüzüdür. Kalemin bittiği yerde kılıç devreye girer der Horkheimer ; yani sözün büttiği yerde şiddet başlar.
Değişim ve ilerleme insani aklın vazgeçilmezleriyse, sonlu olmasına şaşmamalıdır.
Hayatın 'yaratma' değil ama oluşturma yetisi elinde bulunan insanın durumu isyankardır. Çaresizdir; serüvenini mekan içi şiddet uygulayarak ve emanete ihanet ederek yazmaktadır.
Bütün getirdiğimiz deliller doğanın saflığını/ temizliğini,sürdürülebilir yaşamı kuran aklın, doğru çataldan ilerlemesi içindir.Evo Morales'in söylediği gibi,ya kapitalizm ,ya da tabiat ana ölecektir çünkü.
19 Nisan PazartesiÜstüne bastığımız yerküre 'şeyler yığını'dır. Şeyler yani nesneler yığını diyoruz çünkü ,yapı itibariyle ezdiğimiz,ezerek,değiştirerek ve yok ederek kullandığımız her 'şey'in asıl amacından, doğa için ifade ettiği mutlaklıktan habersiz olduğumuz için tercih ettiğimiz bir sözcüğün ardına sığınıyoruz.Kendimiz için yararlılık penceresi/perdesinden anlamını çözememenin getirdiği sığlıkla 'şey' diyoruz.
İnsani bir eylemin normal yapısı içinde belirleyici olan 'güdülerdir. Bir şeyi,bir nedenden dolayı 'farklı' yaparız. Bir hareketi olumlamak/olumlamamak olarak idrak ederiz. Bilgisayar dilindeki gibi yazılımın sıfır ve bir değerleri programı bütünü oluşturur. 'İlerleme'de dürtülerin evet/hayır seçimleriyle sosyal program dilini yaratır. Slovoj Zizrek konuya dahil olduğu yerde şu saptamayı yapmaktadır
'İnsanlarsa ontolojik olarak olgusal gerçeklikten farklılık gösteren bir düzeyde işleyen normatif boyut vardır. Doğruluk,iyilik,vd.bir hayatta kalma staretejisinin parçası olarak değil, sırf kendisi için olan arayışlardır. Bu tür bir yanıt beyin bilimlerinin yaklaşımının vurgusunu kaçırır. İlke olarak,bütün seçimlerinin sinirsel süreçlerin terimiyle açıklanabileceğini öne sürdükleri zaman, eğer doğruysa,bunun bunun özgürlüğümüzü etkin bir şekilde çökerttiğini, özgürlüğümüzü aslında gösteriyi idare eden biyolojik süreci yanlış tanıyan,yanıltıcı bir yaşanmış deneyime indirgediğini öne sürmüş olurlar.'
Hegel'in diyalektiğinin kendi penceresinden,biraz kafa karıştırarak yeniden kuran zizekçe bu açıklamayı geçsek bile hayatta kalma staretijilerinin parçası olarak egemenliğin içselleştirilmesini konuşmamız gerekir.'Genellikle bir hedefolarak gösterilen şey,bireyin mutluluğu,sağlık/refah vd.anlamını sadece işlevsel potansiyellerinden almaya başlar.Mutluluk ,sağlık gibi terimler,düşünsel ve maddi üretim için elverişli koşulları belirtmektedir artık.Bu yüzden ,sanayi toplumunda bireyin kendini yadsımasının bu toplumu aşan bir hedefi yoktur.Böyle bir kendini silme,araçlara rasyonellik kazandırırken,insan hayatını akıldışı kılar.Bireyin kendisi kadar toplum ve kurumları da bu uyuşmazlığın izini taşır.İnsanın içindeki ve dışındaki doğanın köleleştirilmesi anlamlı bir amaç olmadan gerçekleştiği için,doğa aşılmış ya da kazanılmış değil,sadece bastırılmış olur.'
Kaan Arslanoğlu'nun evrim/devrim yazısı üzerine konuyu yeniden toparlamak gerekiyor.Kant' yeniden yazmaya çalışalım.Yarım kalan herşey,daha sonra bir daha devamı gelmeyen tutsaklıklar,sıkıntılar yaratıyor. Gene konuya baştan girelim:
Aydınlanmanın Filozofu üç önemli soru sorar : Ruhsal kimliği içersinde 'ben' nedir?/ Mutlak bütünlüğü içersinde 'âlem' nedir? / En yüksek idealliği içersinde 'Tanrı' nedir? Bunları yaparken kendinden biraz büyük ,İngiliz Kraliyet ailesinin korumasındaki ünlü fizikçi Newton'un yazdıklarını anlamladırmakta,matemetiğin ölçülerini akla uygulamaya çalışmaktadır. Aslında çağa uygun bir mantık silsilesini,çıkarları amacı itibariyle kullanılabilir ölçütlere getirerek ticaret burjuvazisinin emrine servis yapmaktadır. Merdivenleri yapan Yahudi Kamodor ailesi İstanbulu mesken tutmuş,ufaktan geleneği sürdürerek icrayı sanata başlamıştır ama daha Fransız devrimi daha yapılmamıştır. Tarih 1789'da nn biraz öncedir.
Metafiziğin 'savaş meydanına' Kant bu sorularla ayak basar. Bunlar yoluyla,kendi hakkında aydınlanmış bir akla ulaşmak üzere,karanlığın ve çelişkilerin içerisine atılır. Saf Aklın eleştirisinden medet umar. İnsani akıl herşeyi yeniden anlayıp, kavramalıdır. Bu 'kavrama' zaman içinde sarmalama/ele geçirme ve değiştirmeye dönüşür.
1820'lerde İngiltere kasvetli bir ülkedir. 5 yaşındaki çocuklar bile işçi statüsünde günde 18 saat çalıştırılıyordu. Karl Marks doğalı iki yıl olmuştur. Prusya'da Kant yeni ölmüş, Fransız devriminin etkisi Avrupa'nın korkulu rüyasıdır. İngiltere ise daha önce krallarının başını uçurmuş, Cromwell tüccarlıktan devlet başkanlığına 100 yıl önce, Avrupa'ya bu gelişmeleri hazırlayarak başbakan olmuştur.
Hep söylüyoruz,sosyalizm Karl Marks'la başlamamıştır, Marksistlerin tekelinde değildir. Bir insanlık idealidir sosyalizm diye. İngiltere'de çağdaş bir evliya Robert Owen 1771'de Galler'de yoksul bir anne/babanın çocuğu olarak doğar.Ower çok ilginç bir adamdır. New Lanark'ı kurduğu sistemle dünyaya tanıttı.Owen, insanın içinde bulunduğu çevrenin şekillendirdiğine, ortam değişirse insanın cennetteki melekler kadar iyi olacağına inanıyordu. Dediğini yaptı ve söylediklerini hayata geçirdi. Marks büyük ölçüde Owen'den etkilendi. Geçen gün konuyu anlatan bir kitap buldum. Cogito'dan çıkmış. Rona Aybay yazmış ; Robert Owen/Sosyalizmin Öncülerinden isimli kitap.Kitabın kapağını daha açmadım ama konuyu bildiğim için şiddetle tavsiye ediyorum. Özellikle sosyalizmin tarihini Karl Marks'la başlatan araştırmacılara, Owen'a bir göz atmalarını tavsiye ederim..
Koca üstadın bir günahı yok: her konuyu Google gibi aradıkları yüzeysel kaynak olarak değerlendirmek isteği biraz haksızlıktır. Usta bu konuda düşünme yöntemi kılavuzu veriyor. Marks'ın yakasını bırakıp,vakit bulursa bu akılları veren Robert Owen'ın peşine düşmelerini öneriyoruz. İnsanoğlunun sakarlığı,anlamsız kendine güveni,superegonun yaratılması/bilim denilen ucubenin icadının ilacı ütopyanın yalnız yaratıcısı değil, kurduğu küçük işçi devletiyle uygulayıcısıdır da çünkü. O zaman Marks 10 yaşında vardır,yoktur. 1820 ler olması lazım. Kitaba bakılacak..
20 Nisan SalıEgemene öykünme olarak Darwincilik
Önemli,ve şahsen sevdiğim bir zevat hasta yatağında yakınıyordu.'ya kardeşim biz acı çekiyoruz,medya toplanmış,son ziyaretlerini yapanlara vakit yaratmak için, ölmemize musade etmiyorlar,süründürdükçe süründüyorlar' diyordu. Tıp endüstrisi ve ilaç sektörü bir yerden sonrasında ızdırabı artırmaktan başka işe yaramamaktadır.
Horkheimer'den devam ediyoruz:
Beyin bilimlerini nörel gerçeğini,bir başka gerçekle karşılayarak yeni deney alanları oluştururken, programlanmış bilincin,
'kendimi de tam bir fenomenal bilinç sahibi olarak algılayamam' diyerek konuyu özgün iradenin var/yok mu cenderisinde bırakır. Robotlar/zombilerden bahsederek insan iradesini yöneten meçhul ellerin varlığını ima eder. Zizek'te laf boldur;öyle de böyle de söyler ki,aralardaki gerçekleri ayıklamak bize düşer.
21 Nisan ÇarşambaKUTSAL KİTAPLARDA AYRILIKLAR/AYKIRILIKLAR ELEŞTİRİLER: BARIŞ VE BİRLİK DER...
Kur'an da hep aynı mesaj yenilenmektedir.Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ, kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn./Onlardan ki dinlerini ayırıb öbek öbek olmuşlardır, her hizib/tarikat/cemaat kendi elindekine güvenmektedir. Rûm 30/32. Tevrat,Zebur,İncil'in devamı olarak ilahi mesajın gelişini ise ayette şöyle açıklar kitap "Ve lâ tucâdilû ehlel kitâbi illâ billetî hiye ahsenu illellezîne zalemû minhum ve kûlû âmennâ billezî unzile ileynâ ve unzile ileykum ve ilâhunâ ve ilâhukum vâhıdun ve nahnu lehu muslimûn./İçlerinden zulmedenler hariç, Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve şöyle deyin: 'Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız ve sizin ilâhınız birdir. Biz sadece O’na teslim olanlarız.'Ankebût 29/46
Anlamadığımız bir lisandan yararlanmak,bilenlerin çeviri itirazını önlemek için, açıklayıcı/kıyaslamalı kaynaklara başvuruyoruz;sonuç aynı.Bunları niye yazıyoruz.Devamlı söylediğimiz insanoğlunun birliği,beraberliği, ademden beri devam eden kardeşliğidir özlediğimiz.
22 Nisan PerşembeHER DÖNEMDE DÜŞMANLIKLARI EKMEK KAPISI YAPANLAR OLMUŞTUR.
Üniversiteler,akademiler,tekkeler,profösörler veya şeyhlerle papazlar söylemiyor ama asıl gerçek budur; Evo Morales söylüyor,bizler söylüyoruz üç beş durumu gören meczupla, levhi mahfuz ya da akaşik kayıtlar söylüyor: Marks,Che,Dalay Lama kimi önemsiyorsanız bir parçasını bulacağınız doğrulardan parçalar kapın,kolaj yapın. Dinsel inanç,münevver sorumluluğu,rotary görevi veya sosyalist etik adına katılın; farketmez; kimse söylemiyor ama siz biliyorsunuz: bu da önemli.
Gerçek birdir ve değişmez.
Acil eğitim, süperegonun ezilmesi olmalıdır.
İnsanın kendini böcekle, yaprakla her tür hayvanla, bitkiyle yeryüzüyle ve kendi türüyle eşitlemesi yalnız ahlaki değil fiziksel kurtuluşu olacaktır.
Tanrının yeryüzündeki halifesi söylemini bırakıp, yeryüzünün hizmetkarı olmadıkça kurduğu cehennemden insanın çıkışı yoktur..
İnsanoğlunun en eski yazılı tarihi Tevrat'tır. Lascaux'da bundan yirmibin yıl önceye ait resimlerin devamı ilk piktgramların/şekil anlatımlarının ,idogramlara/düşünce anlatımına dönüştüğü tarih eldeki verilere göre MÖ 32oo'dür. Yaklaşık 400 yıl resimle anlatımın sürdüğü bu dönem mö 2900'lerde son bulur ve soyut şekiller/harflerle anlatım zaman ekranında belirmeye başlar.Yeryüzü cehenneminin yazılı tarihi bu zaman başlar; yabilmediklerimiz. İnsan utancımızın tarihi ise yok.
Günümüzde paradigma 'doğa'dır ,şifresi ise uyumdur ; araştırma konusuysa
15 bin yıl önce toprağa ekilen tohumla birlikte yerleşik yaşama bağlı mülkiyet/biriktiricilik ve uygarlığın sorgulanmasıdır.
Geldiğimiz noktada,toprak kıpırdıyor,doğa burnundan soluyor. Hegel'in köle/efendi diyalektiğini bırakmadan, kolundan bir kenarda tutarak şunu diyoruz ; 'susun!', en mağdurun sesini duyun ki, esas konu budur.23 Nisan CumaYeni bir kelime ürettiler.Fena da olmadı,kolaylık sağladı. Bakalım tutacak mı? Contemporary/Güncel yerine, şimdi bazı çevreler 'Contempo' diyor. Ben yeni duydum.
Geleneksel yerine 'Traditional' Türkçeye girmişti.Contempo da, ingilizcede tutunursa, Türçeye çabuk adapte olur.
27 Nisan PerşembeBiraz sonra doktora gideceğim. Tansiyon yine yükseldi. Kızılayda tahliller 145 tl. Boyun dopleri 140 tl ve sigortalı indirimi yok. 'Neden?' dedim. Sarf malzemesi yok, aletin fiyatı astronomik değil; fiyat niye yüksek? Günde 50 çekim yapsa 7500 tl. Böyle kâr hangi işte var? Kızılay filan hikaye; sistem insanı sömürmek üstüne kurulmuş. Muhatap arıyorum,herkes bize gelen emir bu diyor. Hiyerarşini en üstüne ulaşmak mümkün değil: Dopler niye 14o tl,bu işin maliyeti ne? . Kâr oranınız niye bu kadar yüksek, bu halk enayi mi? Aldığımız maaş 1500 tl, bir dopler 140 tl,Kızılay'dan toplam çıkış 500 Tl; vicdanınız yok mu? Sorduk,uğraştık,cevabını alamadık bugün Kızılay'dan.
Sessiz çoğunluk ; sesten ürken azınlık. Sağlık kuruluşlarında paranın terörü var. Acile veya yoğun bakıma yolun düşmesin. Önce kredi kartı,senet,para derler. Acı çekiyorsun,ölmüşün kimin umurunda . Bir Mayısları Taksim'de kutlayarak öfkeyle haykıranlar, ne yazık ki kalabalık hastahane köşelerinde sessiz, boyun eğmiş, kadere tevekkülle teslim olmuş kullar..
29 Nisan Cuma Türkiye’de içtimai sınıflar olmadığından entellektüel de yoktur. Daha dogrusu, her ikisi de birer ruşeym, birer ümmmet, birer «öykünme» dir. Entellektüel, , Avrupalı bir hayvan. Şarkı söyleyeceğine bildiriler imzalayan bir ağustos böceği cok defa. Aydın, entellektüelin magara duvarına vuran gölgesi. Entellektüel, ya zamanını öldürmüş düşüncelerin aktarıcısı, ya yeni bir dünya kurmağa çalışan bir içtimai sınıfın yol göstericisidir. Aydın ne mazisini bilir ne gelecek hakkında aydınlık tasavvurları vardır. Ülkesi ile göbek bağını çoktan koparmıştır, ülkesi ve tarihiyle. En ciddileri ya Marx'ın şakirtidir ya Seyid Kutb'un. Eskiden bir müstagribler kervanıydı intelijansiyamız, kervana müstağripler de katıldı.(gariplerin yerini şaşkınlar aldı-eçg) Bu gölge aydınların ayırıcı vasıfları kendi kendilerini küçümsemek. Türk düşünemez bu efendilere göre, düşünemez çünkü kendileri düşünemezler. Ama onlara Türk diyebilir miyiz acaba? Avrupa’nın en sefil yazarı erişilmez bir zirvedir, bu efendiler için. Hakikatta Avrupayı da Asyayı da tanımazlar. Hür düşüncenin olmadığı yerde intelijansiya da yoktur. Avrupa, Descartes'dan beri aklın ve idrakin cihanşumulluğunu anladı. Entellektüel, düşünce dünyasını her gün yeni baştan yaratabileceğine inanandır. Nerde o kahraman? diyor Cemil Meriç. Hisar Dergisi, Ekim 1975, Sayı 142
(1) Immanuel Kant,Manfred Geier İletişim
(2) Enfal 8/52-53
(3) Paradalaks, Slavoj Zizek,Encorde,s 177/178
(4) Cemil Meriç,Umrandan Uygarlığa ,İletişim
.
(5) Max Horkheimer,Akıl Tutulması, s120-Metis