FOTOGRAF SANATININ İNKARCI USTASI
ARA GÜLER 82YAŞINDA..

ARA GÜLER 82YAŞINDA
" Ara Güler: ben sana bir şey söyleyeyim mi ben Türkiye'de doğmaktan Türkiye'de yaşlanmaktan çok memnunum, çünkü ben düşün bir de Almanya'da doğmuş olsaydım n'olurdu? Okan Bayülgen: n'olurdu?
Ara Güler: hıı hiçbir bok olmazdım ;çünkü ben Roma, Hitit medeniyetinin içine doğmuşum. Onun katkısı bizi böyle yapıyor. Fotografçı çok dolu olmalı; resim bilecek, müzik bilecek, tiyatrodan anlayacak,çok okuyacak,anında karar verecek: Yani çok zeki olacak.."
Fotografın tarihinde Robert Capa, Henri Cartier-Bresson, Yousuf Karsh, David Seymour, Alberto Korda gibi adlarla birlikte anılacaktır. O siyah beyazın İstanbullu fotograf muhabiri Ara Güler'dir. Yaptılarıyla enine/boyuna/soyuna İstanbulludur. Bu şehir ve emekçileriyle büyümüş, içinde olduğu gerçeği resmettiği ölçüde 'usta/maestro' deyişini hak etmiştir.
Kariyerinde zirve gibi görünen, geniş açının kolay avlayan albenisiyle Picasso/Dali,Dustin Hofman vd. şöhret fotoğrafları ününe nezafet katar. Ne ki, bunlar dünyada kolay eşleri bulunan, olayın öznesiyle itibar kazanan işlerdir ve ayrı kategoride tutulmalıdır. Renklide, dijital ile analog, negatif veya slaydla çalışmak arasında dağlar vardır; savaşlar,kitlesel/sosyal olaylar, hareketli görüntülerde renkli negatiflerin kullanıldığı analog döneminde Magnum Ajansı'ndan Ernst Haas, bize göre kısmi bir başarı yakalamıştır. Siyah beyaza gönül vermiş onun ve diğer ustaların renkli karelere geçişlerinde aynı mahareti gösterdiklerini söylemek güçtür. İşçi/emekçileri anlattığı fotoğraflardaki zekası, çöken iki imparatorluğun bir başkentinde yaşamışlığın getirdiği birikimi ise eşsizdir.

BU KADAR SİYAH BEYAZ TUTKUNU OLAN HERHALDE BEŞİKTAŞLIDIR..
"Galatasaraydaki ofisini ararsınız "foto muaabiri ara güyleriyyyn offiysi" diye çok tatlı bir aksan ve inanılmaz tatlı bir üstatla konuşursunuz. Sözünü sakınmaz. Ve asla kırılamazsınız. Bir yerden bir yere dialarını yollayacak olursa üstünde muhakkak şu not vardır; 'Dikkat!! !grafiker, resim seçici, redaksiyon, matbaa işlemlerinde çalışanlara mühim nottur. Elinizdekiler birer ara güler fotoğrafıdır. Bu fotoğraflar işlemde iken çay, kahve, gazoz, fanta ve benzeri meşrubatlarla fotoğraflara yaklaşılmaz, fotoğrafların civarında yemek yenmez ve içki içilemez, fotoğraflar ıslak veya sıcak yere, örneğin vantilatör veya kalorifer üzerine konulamaz, üzerine öksürülemez, ıslak veya pis ellerle tutulamaz, yakınında sigara içilemez ve yüksek sesle konuşulamaz....' Ayrıca Türkiye'de içinde hiç insan olmayan manzara resimleri, cami resimleri yerine bu temaya insanı da katarak fotoğraf çekmeyi daha doğru bulmuş ve uygulamış ilk sanatçıdır." diyor Ekşi Sözlük yazarı Öztokyolu
Ara Güler'i dünyanın büyük ustalarından kılan, emekçilerin renksiz 1950'li dünyasıdır. Bir yanda başka bir dünyanın ünlüleri, diğer tarafta sınıfların en alt katmanında yer alan proleterler vardır. Birbirlerinden haberi/irtibatı alıp verecek hiçbir şeyleri olmayan her iki dünyada da Ara Güler rahatlık ve aynı dostca kabulleniş içinde dolaşır/yer alır. Yaratılmış tesadüflerin kararlı/pervasız,davetsiz bir misafiridir o. Sıradan tüm konularla, arabacının,marabanın, yoksul işçinin, köyden gelen işsizin herhangi bir anını, o andaki gizem ve kaderi yakalayarak insani vicdanlarda sıradışı ufuklar açar . 1950'lerin İstanbul'undaki küçük/sevimli dünyasından, bir foto muhabiri olarak küresel dünyanın iletişim araçlarında, medyanın görsellerinde yer/söz edinebilmesi, yalıtılmış/nedensiz zorlamalarla zindan kılınmış o günün zorlu şartlarının hüküm sürdüğü Türkiye'de az insanın gösterdiği büyük bir başarıdır.
DEVİR DEĞİŞTİ; TOPLUM , BİREYLERE BÖLÜNDÜ.. DAVETSİZ MİSAFİRLERE ENGEL VAR..
Usta,bu günlerde bir sıkıntısını dile getiriyor..Fotograf çekerken artık izin almak gerekiyormuş. Biz de bilmiyorduk, kendisi 82. yaş gününde şöyle söylüyor. Şimdi iki kişi oyun oynuyor, onu çekeceksin; 'Müsaade eder misiniz oyun oynarken?’ dersen hiç oynamaz yahut da sahte oynar, doğallığı kaybolur. Böyle bir kanun çıkardılar şimdi, Birleşmiş Milletler’de dört tane salak avukat bozuntusu karar alıyor, insan haklarına bilmem ne. E, o zaman dünyanın en büyük fotoğrafçısı Cartier Bresson’un çektiği bütün resimler habersizdir. O zaman biz insansız dünya mı çekeceğiz? Herkesten izin alarak resim mi çekilirmiş be!'
Ara Güler 16 Ağustos 1928'de İstanbul’da doğma bahtına erişti ; şehrin bilincindeydi... İstanbulu dünyaya farklı gözle tanıtan bir muhbir, doğuştan muhabirdir. Şans mı, şansızlık mı demek lazım tartışılır ama bir gerçek, Türkiye'nin tam orta yerinde Ermeni asıllı aydın eczacı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukken sinemadan çok etkilendi. 1951 yılında Getronagan Lisesi’nden mezun oldu. Lisedeyken film stüdyolarında sinemacılığın her dalında çalıştı. Muhsin Ertuğrul'un yanında tiyatro ve oyunculuk eğitimi aldı. Amacı rejisör veya oyun yazarı olmaktı. 1950'de Yeni İstanbul gazetesinde gazeteciliğe başladı. Bu yıllarda Ermenice gazete ve edebiyat dergilerinde öyküleri yayınlandı. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne devam etti. Ancak fotoğrafçı ve gazeteci olmaya karar verdi. 1961'e kadar süren öykünün o yerinde Hayat dergisinde fotoğraf bölümü şefiydi. 1961’de İngiltere’de yayınlanan Photography Annual, onu dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısından biri olarak tanımladı. Aynı yıl ASMP’ye (Amerikan Dergi Fotoğrafçıları Derneği) kabul edildi Bu kuruluşun Türkiye’den tek üyesi oldu. Fotoğraf dünyasının çok önemli yayınlarında fotoğrafları kullanıldı, kendisinden bahsedildi. ABD’de, Almanya’da, Paris’te çeşitli sergiler açtı. Bu arada, Bertrand Russel, Winston Churchill, Arnold Toynbee, Picasso, Salvador Dali gibi birçok ünlünün fotoğrafını çekti, röportajlar yaptı. 1979’da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin foto muhabirliği dalındaki birincilik ödülünü aldı. 1980’de fotoğraflarının bir kısmı Karacan Yayıncılık tarafından kitap haline getirildi. 1986’da Hürriyet Vakfı'nca basılan, Prof. Abdullah Kuran'ın yazdığı Mimar Sinan kitabını fotoğrafladı. Bu kitap 1987de Institute of Turkish Studies tarafından İngilizce olarak yayınlandı. 1989'da Hil Yayınları Ara Güler’in Sinemacıları kitabını yayınladı. Yıllarca üstünde çalıştığı Mimar Sinan yapıtlarının fotoğrafları, 1992'de Fransa’da Edition Arthaud, ABD ve İngiltere'de Thomas and Hudson, Singapur'da Archipelago Press tarafından Turkish Style başlığıyla, Fransa'da ise Albin Michel yayınevi tarafından Demeures Ottomanes de Turquie adıyla yayınlandı. Dünya Şirketler Grubu 1994'te Eski İstanbul Anıları, 1995'te Yitirilmiş Renkler kitabını yayınladı. Ana Yayıncılık ise 1994'te Bir Devir Böyle Geçti, Kalanlara Selam Olsun ve 1995'te Yüzlerinde Yeryüzü adlı kitapları yayınladı. Ara Güler’in fotoğraflarının büyük bir bölümü Fransa, ABD ve Almanya'da çeşitli müzelerde sergilenmekledir. Fotoğraflarında Leica makinasını kullanmıştır. Fotoğrafın sanat dalı olmadığını düşünmektedir..
Doğuştan enteresan bir adamdır Ara Güler ; konuşmasa da..
BEETHOVEN'İ KÖPEK, TRUVA'YI VİRÜS, MICHELANGELO'YU KAPLUMBAĞI TÜRÜ, GOOGLE'LU ARAMA MOTORU SANAN DİJİTALLEŞMİŞ BİR KUŞAK İÇİNDE YAŞAYAN NEGATİF RULOLAR GELENEĞİNİN BÜYÜK USTASININ İŞİ ZOR...
Bugün Cumhuriyet Gazetesi'nde bir haber var. Arka sayfadaki haberin başlığı 'Beethoven'i Köpek Sanıyorlar. 'Şöyle yazıyor haberde: 'ABD'de Beloit Üniversitesi'nde iki akademisyen tarafından her yıl hazırlanan listedeki verilere göre, üniversiteye bu yıl başlayan öğrencilerin el yazısı ile yazamadıkları, Beethoven'i köpek, Michelangelo'yu bilgisayar virüsü sandıkları belirlendi. 2014 yılında mezun olacak öğrencilerin, eskiden Çekoslavakya diye bir ülke olduğunu bilmemeleri de listedeki veriler arasında..
Bu haberi okuyunca Ara Güler'in Roma İmparatorluğu'na ait, tarihi M.Ö. 500’li yıllara dayanan ve ismini tanrıça Afrodit’ten alan Aphrodisias antik kentini nasıl keşfettiğinin hazin hikayesi aklımıza geldi..
Ünlü fotoğrafçı, yolunu kaybetmesi sonucu tesadüfen bulduğu kentin ilginç hikayesini ve keşfediş serüveni..
Ara Güler’in 'Oradaydım' belgeselinde anlattıkları şöyle; "Devir 1958. Adnan Menderes’in son zamanlarıydı. Aydın’da valiye gittim. “Adnan Menderes’in açılış yapacağı baraj var. Beni oraya gönder, açılışta resim çekeceğim” dedim. Şoför dedi “Ben bir kestirme yol biliyorum, oradan gidelim.” Kestirme yoldan giderken yolu kaybettik. Yolu kaybedince de nereye gitsek karşıma hep o büyük kayalar çıkıyordu. Güneş battı ve zifiri karanlık oldu.
Gidiyoruz, gidiyoruz yine aynı kayalıklara geliyoruz. Kaybolduk!
Baktım bir ışık var. Bir kahve… Kahveye girdik, adamlar oyun oynuyor. Lüks lambasıyla aydınlanıyordu. Biraz sonra gözüm ışığa alıştı, bir de baktım ki kahvede masa yok. Sütun başlıklarını masa yapmışlar ve üstünde domino oynuyorlar.
Tarih ve bugün içi içe yaşamaktadır. Böyle acayip bir yer hayatımda görmedim. Harabe dediğin harabedir. Ama bu öyle değil, bu bambaşka. Bu, tarih içinde yaşayan bir şehir…
Baktım ki taşların içinden suratlar bana bakıyor. Hemen aklıma röportajın adı geldi; Aphrodisias çığlığı…
O taşlar bana bakıyor ve “beni buradan kurtar!” diye çığlık atıyor."
Roma İmparatorluğu'na ait, tarihi M.Ö. 500’li yıllara dayanan ve ismini tanrıça Afrodit’ten alan Aphrodisias antik kenti böylece bulunur, kazılar başlar, tarihin unutulmuş bir sayfası su yüzüne çıkar.
Yaşar Kemal'in de Akdamar Kilisesi'ni nasıl kurtardığı, bir kulesini yıkan işçileri nasıl bekletip kültür bakanına ulaştığı bunun gibi ayrı bir hikayedir.
Bu ustalar,bütün bunları daha 30 yaşına girmeden yapmışlardır. Şimdiki gençler bırakın ikibin yıl önceki Ahdamar, Aphrodisias kültürlerini bilmeyi on yıl önceki Çekoslavakya'yı bilememeleri bu günümüzün kültürünün suya yazılan bir uygarlık olarak kalıcı değerleri oluşturamayacağını, aslında dijital modernleşme denilen üretimin , bir kirlilik/çöp yığınları uygarlığı yaratacağını çok açık işaret ediyor..
OSMANLIDAN BERİ AZINLIKLAR BU ÜLKENİN DİREKLERİDİR...
Düşünüyorum da, 1930,40'lar, 50'ler 60'larda her şeyin siyah beyaz olduğu bir ortamda kötü fotograf çekmek mümkün müydü? Bakıyorum baştaki kasketlerden ,golf pantolonlar,albatros traşlar,denizci kıyafetleri, kadınlarda 1950’li yıllarda 'Cigarette' olarak adlandırılan dar pantolonlar, çiçek motifli ‘top’lar, dar ve kısacık ceketler, 1946/47’de parlak mavi janjanlı renklerde renkli meyve, çiçek, ateş kadın desenli Hawaii ve Carisca gömlekler, daha sonra mini etekler 'baby doll' tarzı bluzlar,Yves Saint Laurent,Chanel, Christian Dior,BB, Zsa Zsa Gabor, Rita Hayworthlar, Belgin Doruk,Yılmaz Güney'ler.. Kodak makinalar,Zeiss mercekler..Herşey fotograf için hazırlanmış/tasarlanmış bir mizansen diye düşünüyor insan . Bu güne baktığımızda bu kadar renk, imkan, anti-estetik görüntüler,sersem eden çeşitlilik içinde fotoğraf sanatçısının şimdi işi daha zor sanki.. Geçelim bunları, yazıya devam ediyoruz..
Osmanlı öncesi ve sonrası Anadolu'da Ermeniler teba olarak hep zeki/uyanık , çevik ve inatçıdırlar ; hadi, azimli diyelim..
Her zaman kuyumcu titizliği içinde icra ettikleri meslekleriyle toplum katmanlarında bilgi ve irfanın taşıyıcıları olmuşlardır. Engels 1888 tarihli İngiltere basımı için Manifesto'nun önsözünde, 'Birkaç ay önce, İstanbul'da yayımlanması gereken bir Ermenice çevirisi günışığına çıkamadı. Çünkü bana söylendiğine göre,yayıncı üzerinde Marks'ın adı bulunan bir kitap çıkartmaktan korkmuş, çevirmen de kitabın kendi yapıtıymış gibi gösterilmesini kabul etmemiş' diye yazar. Demek ki, Marks daha yaşarken İstanbul'da ismi biliniyordu, yabancı dilden kitapları okunuyordu başta Ermeniler arasında. Balyan ,Zilciyan,Gülbekyan aileleri derken, William Saroyan,Elia Kazan,Jak/Vartan İhmalyanlardan, Yusuf Karslara, Osmanlı’dan Türkiye’ye uzanan fotoğrafçılığımızın kurucuları Kevork ve Viçen Abdullah Biraderlere, Sarkis Zabunyanlara, boksta ilk İstiklal Marşı’mızı çaldıran, bayrağımızı göndere çektiren sporcumuz demir yumruk Garbis Zakaryana benzeri bir dizi insanın,bu toprakların doğurduğu birbirine benzemez farklı hikayesinden biridir kendisi. İlhan Seçuk'un bir kitabı vardı; adı 'Çirkin Amerikalı'. Ara Güler'i anlatan bir kitap yazsak herhalde ismi 'Güzel Ermeni' olurdu.
Çok yaşa sen Ara Usta..
Nice yıllara..
Emin Çetin Girgin
***
http://www.ekavart.tv/sanatcilar/diger/5-dakika-ozel-ara-guler
http://www.ekavart.tv/sanatcilar/diger/ara-guler
.

