Arter Sanat ya da Gelenekten Çağdaşa veya İstanbul Bieanali, farketmez ; moda söylem hep aynı: Demokratikleşme. Ama bu ciddi iştir; René Block'u aşar
Asıl eleştiri konusuna geçmeden şunu söyleyelim: Starter sergisindeki eserlerin, bir koleksiyonun parçaları olmasının ötesinde ortak bir söylemi/manifestosu yok. Bu noktada her üretimin ayrı hikayesi,farklı yaratıcısı öne çıkıyor. Bu sunum şekliyle açıklayacı metinlere ve rehberlik hizmetine ihtiyaç var. 30 Liraya satılan serginin tamamlayıcısı kitabı alsanız bile durumu toparlamak mümkün değil; serginin yol haritası orada da yok. Öykü olmadan düşünce üretimi yapılamaz, veri olmadan noktalar tamamlanamaz. Ünlü isimlerle/bilinen senaryolar, tekrarlar üzerinden, zatenlere dayalı ezbere okumalardan medet umulmuş. John Cage bile 92'deki ölümünden sonra çıkan cd çalarlarla, özgün yorum ötesi zorlama kurgularla güncelleştirilerek konuya dahil edilmiş.
Küratörün bilinçli tercihiyle eksik bıraktıkları neticesi, nesnelerle özneler irtibatlanamıyor. Kavramlardan teğet geçen/oyuncaklı işlerdeki ironiyi keşfedemeyen izleyici, boş gözlerle gezdiği üç katlı salonunu ortalama 15 dakikada terkediyor. Sergi,benzerleri gibi anlaşılmazlık üzerinden etki alanı oluşturma hevesinde. Tankın anlattıkları ise ortada; fazla söze gerek yok. Herkes kendi ölçülerine göre söylenmek istenilenleri doğru/yanlış kavrıyor.

Kapaktan koyduğu konu itibariyle mesaj bellidir. Türkiye'deki demokrasi adına şişme tanktan medet uman René Block ve şürekası, o tankın patentini elinde tutan Alman emperyalizminin propaganda bürosuna derdini anlatsın. Şayet güzel bir şeyler yapmak istiyorsa, aç gözlü kapitalizmin, ekmeğini yediği muzaffer mağrurun kirlettiği yeryüzünün, tüm canlı dünyaya verdiği zararların hesabını, neferi olduğu yeryüzünün efendilerinden sorsun..
Talan ettiği halkların, dünya savaşında gazı verip mağdur ettiği bu ülkenin vebalini, sanatın meseni Alman silah tüccarlarının suç hanesinden kazımaya çalışsın..
Arter Sanat'ta mırıldanan Türkiye gerçeğinde demokratik eleştiri, hırsızlama konuşulan memnuniyetsizlik ,
uygarlık üstünden yapılan giydirmeler/laf sokuşturmalar ,bu kaygan zeminde René Block 'u aşar..
Konu Sulukule'nin taşınması, veya Tatavla'daki Marika yengenin aciziyeti değildir; hassastır. Aczi veya postallı icazeti totemleştirip, tabu demiyoruz. Lakin, Türkiye'nin demokrasi hassasiyeti, gereğini yerine getiren eleştiri, serginin küratörüne, koleksiyonun oluşturulmasında çok önemli rolü olduğu söylenen/hariçten gazel okuyan,
parasıyla sanat yapan profesyonel kültür tüccarlarına bırakılmayacak kadar biriciktir.
2007 Bienalde siyaseten, bugün ise sağladığı malzeme itibariyle Çin işkencesi, İstiklal Caddesi çevresinde giderek kurumlaştı.
Yoktur deme; yeşil tankı koyduysan iddian/fikriyatın , iffet anlayışın, muhteviyatın oluşmuştur. Cumhuriyetin kuruluş değerlerini bilmek/savunmak, Türkiye'nin ulusal kültür politikasını oligarşiden arındırıp, ülkenin rengini/sesini hem arterden hem de kılcal damarlardan soluyup, 'iyi' ve yapıcı eleştiriyi meze niyetine değil de, yeniden kurmak/inşa etmek/yapılandırmak adına ortaya koyabilmek çok ciddi iştir ; René Block'u aşar..
Şişme tanktan medet uman René Block ve şürekası, şayet güzel bir şeyler yapmak istiyorsa, emperyalist kapitalizmin kirlettiği dünyanın, uygarlık morfiniyle kanını emerek cesede çevirdiği insanın postmodern hallerine ayna tutan işlerle, yalnız bizim değil kendisi ve cemaatinin de şapkayı öne koyarak yeniden düşünmenin yolunu açsın. Ya kapitalizm ya da tabiat ana ölecek diyen Evo Morales gibi, büyük fotografa dikkat çeksin.. Artık Alman yalanlarına inanacak Enver, Cemal Paşa'ları Cihangir'de bile bulmak güç..
Atatürk'ün sevgilisi, Marksist Yahudi Safiye Behar'la ilgili gerçeklerin gün ışığına çıkışıyla başladı öykü. Avusturyalı tarihçi Michael Blum, İstanbul'da hayaletine rastladığı Behar'ı 2007'de bir sergiyle tanıttı bize; inanmış gibi yaptık, sergiyi tamamladık. Mutlu oldular,lafı uzattılar.
" Bugünlerde İstiklal Caddesi’nden Tünel’e doğru yürüyecek olursanız, Odakule’yi geçtikten hemen sonra, sol koldaki camlardan birinin ardında, nefes alırmış gibi hareket eden dev, yeşil bir tankla çarpışacak gözleriniz ; şaşırmayın.
Vitrine yanaşın, tankı dışarıdan iyice incelediyseniz dahasını görmek üzere binaya girmek için sola kıvrılın. Şimdilik giriş Postacılar Sokağı’ndan. Kapıdaki ‘ARTER’ yazısı, Beyoğlu’nun yeni sanat duraklarından birini işaret ediyor.
Çiçeği burnunda sanat mekânının görücüye çıkardığı ilk sergi; Berlin’de yaşayan enstalasyon sanatçısı Michael Sailstorfer’ın internetten sipariş edip Çin’den getirttiği, ufak teknik müdahalelerle ‘canlandırdığı’ şişirilebilir tankın (T 72) da dahil olduğu ‘Starter’. Sergi, ismiyle duyurduğu üzere bir ‘başlangıcı’ ifade ediyor; hem Beyoğlu’nun göbeğine kurulmuş yeni sanat mekânı ARTER" (1) diye tanıtılıyor demokratik platform görüntüsündeki sanatsal ama daha çok siyasi/ideolojik tartışmaya zemin olan yeni bir galeri..
İki tank arasında kaleye giren top, imge, simge, lafı koyma, metafor, meteor, metamorfoz,istiare, münazara,inkizar gırla gidiyor. Eleştirilerin anası burada. Sanatçıları aşmış, mahdumlar yanlız değil. Koro halinde her fırsatta saldırıyorlar, sistemi eleştiriyorlar; gelenek teyakkuzda. Sergiler bahane.
Mustafa Reşit Paşa'nın , borç aldığı banker Kamondo'yu evinin avlusunda ansızın görüp hücceten ölmesinden beri Ali Kemaller, Mustafa Kemallere karşı..
Bilgi, çekmeceye zula edilen, fazlasını flaş bellekte ya da kilerde toplayacağımız/istifleyeceğimiz, çiroz,pastırma veya salamura ya da turşusunu kuracağımız üst üste yığıp kumbarada biriktireceğimiz bir kavram değil ; günlük pratikte yararlanacağımız,acımasızca,gözünün yaşına bakmadan miras gibi tüketeceğimiz işlevsel bir olgu.
İktidarı talep etmek ,kız tavlamak veya nöbetçi eczane arayıp ömrü uzatmak için de vazgeçilmez. Bilginin mütemmimi olan ulaşılabilirlik, engelsiz demokrasiyle var.
Anlıyoruz biz de özgürlüğün bilgi ve demokrasiyle ilgisini elbet. Devamında illaki/zoraki erdem, inadına standart faşizmi,arada tuz/biber serbest radikaller, şeffaflık ve tarafsızlık ve ihanet geliyor.
İhanet deyince tüyler diken diken oluyor görüyoruz. Lakin bir sivil itaatsizlik eylemi/erdemi olarak bunun da kitabını yazan Bertrand Russel'dan Jean Paul Sartre'a, Orhan Pamuk'dan yerli yufka yürek bilgi'nin efendilerine kadar hepsinin haklı ve uygar gerekçeleri var. Cihangir erbabının, global hümanist değerlerin savunucularının inanç kitabında uzun bir parantez olduğunu görüyoruz.
Demokratikleşiyor, 12 Eylüllerle hesaplaşıp uygarlaşıyor muyuz, yoksa eski kızıl/yeni yeşil Daniel Cohn-Bendit ya da iki ucu denk Chomsky'e, pişman Nazi askeri Joseph Beuys'un galericisi René Block'a, ya da Gunter Grass'a inanıp, Hadi Uluengin'le Cihangir'de acılar içinde nirvanaya mı eriyoruz; orası belli değil.
Demokrasi varsa atış serbest : İster Murat Baba türbesine mum ada, ister sivil itaatsiz tahrikat ehlinde demokratik vicdanın belgesini ara, yurt/ülke deme,bindiğin dalı tırpanla..
Köhne/kurtlanmış gelenek sanki, ambalajında bakir çağdaşa karşı. Korku, paranoya irad değerinde; geliri/getirisi var,işe yarıyor. Muhafaza edilen değerin çürümüşlüğünün sıkıntısı veya bireyin toplumsal tarihteki yerini kurcalarken, yeni nitelikli kültürle,ucuz/maliyetsiz aşağı kültür arasına set koyup, çıtayı yükseltmek adına karşı çıkış falan değil, işin kolayından ucuz eleştiri bunlar.
Olan, ödüllerde akla gelen yalnız ve güzel ülkemin yurdum insanına oluyor; Durum garabet.. Dedik ya, ilerlemeciler yıkmak ister, bu sergiler ve ardından gelecekler bahane...
(1)‘Sanat için alan’ adlı, 19 Eylül’e kadar alanı kaplayacak olan ‘Starter’ sergisi, Güncele yeni atardamar yazısıyla ilgili geniş bilgi ,Radikal Cumartesi 8/5 2010 tarihli ekinde okunabilir.
Emin Çetin GİRGİN
Özetle Starter/Arter sergisi, günümüz kitch ortamının bir başka hezeyanıdır diyoruz. Tutturmaya çalıştığı söylem buysa demokratik kültür adına bizce iyi bir başlangıç değil. Aslında Rahmi Koç/ Koç Ailesi ülke/yurt ve cumhuriyetin kuruluş değerleri/ Atatürk duyarlılığı konusunda hassas insanlardır. Milli müteşebbis Koç'un himayesinde bu tür etkinliklerin gerçekleşmesini ise, işverenin umursamaz cüretiyle açıklamak mümkün değildir. Ne ki durumu, konu hakkında eksik bilgiyle mi,ilgisizlik mi yoksa yaygın bir virüs gibi toplumu kemiren batılaşma adına taviz verilen şekliyle spastik/demokratik cehaletle mi irtibatlandırmalı, bilemiyoruz. Bu konuda global sermaye gibi Leninist tanımlara katılmıyor, ulusal kapitalizm yoktur demiyoruz.. Yeniden ilkeli olarak Koç ailesinin kültür politikalarını, kapitalizmin milli değerlerini ve çevrede yarattığı hasarı gözardı etmeden düşünmesini öneriyoruz.
Konu, serginin küratörü/koleksiyonun oluşturulmasında da çok önemli bir küratoryel rolü olduğu söylenen René Block gibi hariçten gazel okuyan, parasıyla sanat yapan işin kültür tüccarlarına bırakılmayacak kadar ciddidir..

İstanbul Modern, Gelenekten Çağdaşa: Modern Türk Sanatında Kültürel Bellek adlı sergisinde geleneğe ait düşünce ve üretim biçimlerinin modern ve çağdaş sanattaki izlerini sürüyor. Batılılaşma’dan bugüne modern ve çağdaş sanatımızın geleneksel sanatlarımız ile olan ilişkisini konu edinen sergide Erol Akyavaş, İsmet Doğan, İnci Eviner, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Selma Gürbüz, Ergin İnan, Balkan Naci İslimyeli, Murat Morova ve Ekrem Yalçındağ’ın çalışmaları yer alıyor.
Sergi 23 Mayıs'ta kapanıyor. Son haftasındaki bu önemli sergiyi görmediyseniz mutlaka gidin, şayet gördüyseniz bir kere daha görmeye değer 'gene gidin' diyoruz.
Ama sergiyi önemli kılan ,konu hakkında birbirine rahmet okutan eleştirler ki, bunu önceden yazdık zaten.
.

.
