Sürdürülebilir olan kötülük değil, iyiliktir dedik. Bireysel olan kurumlaşmış organize ideoloji olarak kötülüğün arşiv olarak yaşadığımız uygarlıkta önemi/değeri vardır.
Ele geçirmek, toplamak, biriktirmek, sömürünün kaymağı ile burjuvazinin aristokratlaşma özlemini örtüştürür ki, sonradan gelen önce 'güç', sonra 'zor' ile elde edilen iktidar, sırçadan istekler, kağıttan koleksiyonlar/müzeler, nefretten malikler/malikaneler oluşturur. Eşya arzusu sonunda , iaşenin anlaşılır standartlarını aşar; yoksullara rağmen büyüme/çürüme rahatsız verici boyutlara ulaşır..
Yanlışı anlaşılır, kabul edilir kılmak için, amigodan devşirilmiş tarih yazıcısı devreye girer. Adem,mevcut olan demektir;tersi ise madum'dur:Yani mevcut/vucud olmayan.Artık acz içindeki uygar ademlikden madumluğa doğru ilerlemiştir dersek, 'ilerleme' edinimiyle ne kasttettiğimiz daha iyi anlaşılır.
İnsanoğlunun lanetlerden damıtılmış yanlış tarihi arasına ansızın giren 'vicdan' ise, umulmadık zamanda umut olur. Asık suratlı ciddiyetin sayfalarına parantez açan bir video yolladı ki bir dostumuz, anlatmak istediğimiz konuya kısayoldan istim verip , 'işte öyle bir şey' dedirtiyor...
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına ,
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı..
Her zaman adalet,eşitlik ve insanlık diyoruz. Biliyoruz ki sürdürülebilir olan kötülük değil,iyiliktir. Yapısı engellidir,dolaşımı efor gerektirir; bundan dolayı insani olanı paylaşıyor, 'kötü' den bir toplum olarak utanç duyuyoruz. Doğuşu itibariyle Adem sözde değil ama özde temiz,lakin acz içindedir kadim kitaba göre. Ademin tersi madum'dur. Adem var olandır: Madum olmayan bulunmayan nâmevcuttur. Bugün insanda olan öz işte bu anlamıyla madum'dur. Aslında 'insanlık' kelimesinin anlattığı anlam, başka canlıların davranışlarından emanet aldığımız bir durum sergiler. 'Erdem' olarak adlandırılan, ilkel bir güdüyle pazar payını artırmakta kullanılan, kullanım değeriyle gelir getiren beklentiler taşıdığı için ego ile yanyana doğru kullanmakta zorluk çektiğimiz,hakkını teslim ederken kararsız/ikircikli davrandığımız bir kavramdır. İnsanoğlunun sevgisi pazarlıklıdır; getirisi üstüne kurulu önyargı taşır. Yargısız olan,yani doğal olan, tabii ki cevher temizliği ve masumiyetiyle aslen tabiatta saklıdır. Bunu göremediğimiz için insan neslinden dostlar değil, kendine güvenen/gücü doruğunda ,teslim olmayı,aidiyet/cibiliyetini reddeden düşmanımızı arıyoruz. Kılıçları çekip, moralitenin , insanlığın, doğanın iflahını kesip/bozguna uğratanları lanetliyoruz.
Birarada yaşamaları,uzlaşmaları mümkün değildir. Biliyoruz ki,ya tabiat ana ölecek ya kapitalizm...
KURUMLAŞMIŞ KÖTÜLÜK, MİLİTAN İYİLİK
Sürdürülebilir olan kötülük değil,iyiliktir dedik.Bireysel olan kurumlaşmış organize ideoloji olarak kötülüğün arşiv olarak yaşadığımız uygarlıkta önemi/değeri vardır.
Ele geçirmek, toplamak,biriktirmek,sömürünün kaymağı ile burjuvazinin paramanyağını bir araya getirdi ki ,hırs/arzu, şehavet ve zurbayla istekler koleksiyonlar, müzeler, malikler/malikaneler oluşturur. Eşya arzusu,iaşenin anlaşılır standartlarını aşar.
İşte bundan dolayıdır ki,insanlık onurunun düşmanı talancı pazar ekonomisini ve piyonlarını, yani kapitalizmin, etik/sosyal/kültürel ya da işgallerle kurduğu zinciri, kopil ticaretin şakisini/hırsızlığın şahikasını biz de düşman biliyoruz.
Paranın liyakat getirdiği bir çağdayız. Ezerek/sömürerek erip/uygarlaşıyoruz.
Normal,sıradan doğal davranışlar aşağılanma nedeni. Vasatın horlandığı, cesaretin aptallara yaklaştırıldığı,bu doğan görünümlü şahinler meclisinde volta atıyoruz.
İstediğimiz dürüstlük , özlediğimiz beklentisiz safiyet /masumiyet ve gerçek dostluktur ki, rastlamak dört yapraklı yonca. Oysa zaman aleyhimize çalışmış, uyum/uyak tutturmak için geç. Anılar out oldu; arşiv değeriyle yararlı kartvizitlerin galibiyeti var. Efsun alaca aydınlıkta kayıp ,füsunlar gizem oldu. Post modern özne olarak 'kanka' kültürüne alışmak mümkün değil; kuş dilini anlamak/sözlük taşımak işi çözmez. İş çıkışında uğrak barlarla eklenmiş,iğreti yaşamların standartına emekli maaşı yetmez; dönem bakiyesi olduğumuzla kalırız.
Acıyla sınanmış hikayelerden damıtılmış arkadaşlıklarsa, kişisel tarihte pırıltı yaratır.
Savaş İsraili çirkin, Filistinlileri güzel kıldı. Bilim, erdemi bir belediyecilik hizmeti düzeyinde işlevsizleştirdi. Akvaryumdaki balık olağandı;cendereyi göremedik. Kafese kapatılan özgürlük,ormanın nefesiydi; çocuklara sevgiyle ,pazarları ebeveyn sorumluluğunda şefkatle izlettik. 'Olağanüstü', sıradanlaştı; kapitalizmin tutsak ettiği emek gibi, kendi kurduğumuz küçük ceza evlerimizi çiçeklerle bezedik, maaşlarla tefriş ,yalanlarla terfi ettik; tapınakları beyaza boyayıp vicdanları kutsadık.
Bu kadar genetiği değiştirilen ahlak anlayışının yapaylığı içinde,gene de içeride kalan ölmez bir damar var insanda; bir ışık gördük mü burun direğini sızlatan ; umut var hâlâ dedirten.
Bir ahbabımızdan gelen video ne demek istediğimizi daha iyi anlatacak. Konu; Kolombiya'da bir kadın, yaralı ve aç bir aslan yavrusunu kurtardı, eve götürüp besledi. Evde kalamayacak kadar büyüyene dek ona baktı. Sonra yerel hayvanat bahçesine götürdü. İşte aslanın ziyaretine gelen kurtarıcısını karşılaması...
http://www.youtube.com/watch?v=cX-vK4ltXRE
Şair Ataol Behramoğlu,
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır/Kopmaz kökler salmaktır oraya diyor.
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var başlıklı şiirinde,şöyle devam ediyor:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana..
Şaire, yaşama ve umudunu kaybetmeyen insana inanıyoruz...
***

Çağdaş Eleştiri/ Emin Çetin Yazışma Adresi ecg.okur@gmail.com
.
