


"İstanbul demek bunlar demek? 1453. Misafirliğiniz o kadar. Bizans ondan evvel. Böyle bir kültür var. Böyle bir kültüre ben varım. Bu kültürü baştan sayın; Roma, Bizans, Osmanlı deyin. Onun yanında da şunu ekleyin: ve de Selçuklu üzerinde duruyor deyin. Benim için o da çok önemlidir. Selçuklu’yu oldukça çağdaş şeylere uzantılı gibi görüyorum. Onlar içinde ne kadar enteresan formlar var. Osmanlı’dan daha çok çağdaş bir dile sahip. Divriği ulu camii, Kayseri hepsini dolaştım. Onlardan esinlenip resim yaptım. Ancak Osmanlı’nın da ihtişamı(..) Neyin kubbesi? Hristiyan, müslüman, bilmemnesin dinlemem(..)Gelecekte herkes oraya gelecek. Nasıl olduğunu göreceksiniz? Bu kara delikler yutacak/bizi de yutacak. Bunlar müsamere. Ben ona mutlak diye bakıyorum. Mutlaktır siyah. Çünkü evrende bulunuyor ve mutlaktır. Bir kere daha söyleyeyim!.." diyor resminin envanterini verirken Ayşegül Sönmez röportajında Hoca.
Adnan Çoker retrospektifi ve 'Gelenekten Çağdaşa' adlı İstanbul Modern'de açılan sergi mutlaka görülmeli. Sanat camiasının iyi/kötü anlayışını bugüne kadar çözebilmiş değiliz. Yaşlı çınar, çağın gereği cumhuriyet Türkiyesi'yle soyutlanan düşüncede değişim değerinin telifine sahiptir. Hakkını vererek geldiği yerde iyi bir özet sunan Çoker sergisini görmezden gelmek, ulusal alegoriye girdi diye envantere 'yok' hükmünde yazmak zordur .
1975 yılında Andy Warhol 'Tokyo’daki en güzel şey Mc Donald’s. Stockholm’deki en güzel şey Mc Donald’s. Floransa’daki en güzel şey de Mc Donald’s. Pekin ve Moskova’da henüz güzel bir şey yok' dediğinde kendi baskın kültür karmaşasının içinde sanatçı olarak pozisyon alıyordu.
Kültür, tüm ekonomik aygıtlarıyla işleyen yerel ekonomik konstrüksiyonun kışkırtılan evladıdır.
Çoker ve benzeri sanatçıların durumu zordur. O ve Doğançay, Akyavaşlar, Uluçlar veya Bedri, Fahrennisa Zeyd'lerle birlikte kendi seçimlerinin dışında yeniden tanımlanmaktadır. Bohemya yerini global piyasaya bırakmıştır. İçinde yaşadığımız post'lar çağında bu isimler,anlam kayması/deformasyonuyla doğru/yanlış yeniden vucut bulmaktadır. Hiçbir şey artık eskisi gibi değildir. İmaj/makyaj ile yüklendikleri anlamlarının ötesinde bir sosyal projenin kırk ayağından birisi olarak kabullerle biçilen rollerini , kendilerine rağmen bilerek/bilmeyerek taşımak zorundadırlar.
Ortak payda, Divriği Medresesi veya Saint Nazar kıyılarında yapılan resim önemsizdir
Konu yazdıkça devam edecektir . Ucu açık düşünce temrini, çıplak bir zihin ister.
Beşiktaş Belediyesi/Beşiktaş Çağdaş çok iyi bir kitapla,bu değerli sergiyi kayda geçirmiş/ onurlandırmış. Mustafa Uygun başkanlığında, sergi koordinatörü Selçuk Kalfaoğlu ve asistan Asuman Demirkök övgüyü hak ediyor; belli ki çok emek vermişler, detaylarda günler geçirmişler saygın bir sergi ortaya çıkarmışlar. İşini iyi yapan bu profesyonel ekibi kutlarız. Çoker'in ,günlük basında ,güncel/iyi bir analiz yazısıyla belgelenmesi lazım ; kültür editoryasıysa suskun. Ölümünün yüzüncü yılında Osman Hamdi'yi unutanlar, yaşayan bilgenin suratına bakmaz; Türkiye için normaldir. Yetiştirdikleri arkadaşlarımız, toplantı/seminer/tartışma, atölyesinin geleneği falan hak getire. Adnan Hoca'nın durumu Ali Avni Çelebi, Tollu, Nurullah Berk'den farklı oldu ; onlara imkanlar dahilinde sahip çıkan, kitaplarını derleyen anan onere eden asistanları, öğrencileri vardı. Belki yapılanları biz duymadık; olabilir.
Yusuf Taktak, Mustafa Ata'ya çok iş düşüyor..
.
