15 Mayıs 2010 Cumartesi

İstanbul Modern Gelenekten Çağdaşa Sergisi

ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN ÜSTTEKİ KIRMIZI BAŞLIK / Çağdaş Eleştiri yazısını tıklayın..


Hayatta yapılacak o kadar çok hata var ki,aynı hatayı yapmakta ısrar etmenin bir anlamı yok diyor Sartre; Cumhuriyet tezgahından yetişmiş liberallerin umru değil. .
Köşesinden fırlayıp mal bulmuş magribi gibi gözlerini açarak pırpırlı gülücüklerini takıştırıp müjdeyi veriyor. Vaftizci Yahya olmuş sanki mübarek ; gelen mesihi müjdeliyor. Niyet/akıbet,istek bu; Cengiz Çandar,baba dostu olduğunu gösteriyor. Kadim arkadaşının evladını ,liberalizmin genç nesildeki ışığını yani mahdum Cem Madra'nın aydınlığını, alınlara düşen pre-özgürlüğün şavkıyla selamlıyor. Bize göre ise çok kötü hareketler bunlar. Aziz Oğuz Atay'ın hatırasına hürmetimiz var, fazlasını velev ki söylemiyoruz; mahdum Madra'ya düşünce dünyamızdan 'babanı da al git' demekle kifayet ediyoruz :
Cengiz Çandar amcan da bonusu..

Çünkü 10 Nisan'da Taraf'ta Cem Madra, "Nitekim, karanlık dağıldıkça, yıkıntıların altından “hortlaklar”, “tarih öncesi köpekler”, akla hayale gelmeyecek canavarlar çıkıyor meydana." demiş. Murat Belge’nin tabiri, "kendimize daha sevimli bir gerçeklik, daha hoş bir kişisel tarih ve kimlik yaratmak düşüncesi" mefkûresi olmuş.
Eleştirilerin anası burada. Adam/mahdum sistemi eleştiriyor; gelenek teyakkuzda.
Biliyoruz ki,kelimelerin gücü, insanların kuvvetinden büyük ve sosyal kontratta yazılı hüküm gereği , sanat asla yalnızca sanat değil..




İSTANBUL MODERN'DE GELENEKTEN ÇAĞDAŞA SERGİSİ AÇILDI..





Sergiyi aslında ilginç kılan, normal sürece sanat eleştirmenlerinin yanısıra ilgili kesimlerin topluca ve sert muhalefeti . Müdahalenin tonu yüksek ;önce mütecaviz çıkışın anlamını kavramaya çalışıyoruz. Müze bir etkinlik düzenlemiş, ismine 'Gelenekten Çağdaşa' demiş. Sanki adamlar patavatsızlar sülalesinin seceresini saydırmış ; böyle bir iretik/sınırsız tepki. Saygın eleştirmenlerin gösterdiği toplu çıkış, letafet/zerafetten yoksun olunca ne oluyor dedik. Gitmeyeceğimiz sergiye gittik baktık; herşey normal, ciddiyet/disiplin kılçık gibi ; amaç,sicil,gusto sağlam. Sanatçılar ve küratörler hakkını vererek kekelemeden bir sergi çıkartmışlar ki, günümüzün post-monden ortamı için büyük başarı.
Gene işi abartmış,durumdan görev edinip işgüzarlık etmişler koca koca yazarlar.
Konu,siyasi keşmekeşin ortasında gündem yarattı;devrilen kara çamların gerçek sahibi eleştirmenler. Hinliklere/zıpırlıklara karnımız tok; martavaldan ürkmeyiz/kavgayı severiz ki değinmeye değer.10 Nisan'da Cem Madra adlı yazarın Taraf Gazetesi'nde içyüzünü(1) lafı dolandırmadan anlattığı ideolojik/patetik 'acı'(2) birazda 'mekruh' bir tartışma var ortada. Esas olarak bu tartışmanın bağlanacağı mecra orasıdır.Nedamet yok : Adamlar yontmuyor/budamıyorlar ;alenen hayat ağacının dallarını kesiyorlar. Magor missabib/çepçevre dehşet;taşlıyorlar, beşbin yaşındaki meccusinin saçları alev.
Hayal ve utanç üstünden işgören ,nefes/heves çatışması binlerce yıllık kıran.
Hiç aklımıza gelmezdi küratör arkadaşları , İstanbul Modern'i bizim savunacağımız..







Olaya teknik düzeyde girip,şeklen 'olmadı' diyenler de var; bu ve muhatapları benim konum değil. Haklıdırlar veya değillerdir.Hiç oralarda dolaşmıyoruz. Renkleri/biçemleri tartışmak zaten değerli uzman zevat-ı kiramın yani dernekleşmiş/cemiyetleşmiş gazete/dergi yazarlarının ,ipi/yuları kaptırmış profesyonel eleştirmenlerin işi. Biz ise yalan değil, ayıklar için 'yaban' eleştiri yapıyoruz. Sosyal/ideolojik yapılanmalar içersinde,ülkenin ruhu ile bedenini ayıran cepheleşmelerde siyasi söylemden yola çıkıp ezilenden taraf oluyoruz. Güzel/çirkin mücadelesini uzmanlarına bırakıp mağdur ile mağrurun izini sürüp, hak'kın gölgesindeki serinliği düşlüyoruz..


KENDİ SURETİNE AYNA TUTANLARA KIZIYORLAR ; KORKULARIYLA YÜZLEŞMELERİNİ BEKLERDİK

Diğer yanda 40 yılda bir yapılan düzgün/dürüst bir sunumun üstünü çizmek için haddi aşan kırıcı eleştiriler yazılıyor. Sanki adamlar boylarından büyük suç işledi. Söylediklerindeyse olayla ilişkilendirilecek diyalektik safha, denge, berraklık, hatta sahicilik yok. Ama bir niyet var ki, kiramın marifetlerine birazdan değineceğiz.
Sen görmediğin zaman başkaları da görmezler ki, sorumluluktur.Açmak/açıklamak gerek.
Bu söylediklerimiz 'Gelenekten Çağdaşa' adlı İstanbul Modern'deki mantığı ve sicili,sunumu parelel, amacına ulaşan tutarlılıkla kotarılmış sergi için.
Bunca çabanın üstünü bir kalemde hoyratca çiziyorlar ki, açıklanabilir insafı yoktur yazılanların ; pişman edercesine ifadelerin göndermesi/hedefi neresidir; sisli .
Marazdan nemalanan malum çıkışların ,kaynağına göre farklı eleştirileri var; zilleri vuruyor,kapıları dövüyorlar. Ortalık toz duman.
Ünlü otoritelerin durumu, kerameti kendinden menkul sabıkalı şeyhlere benziyor.
Züccaciye dükanındaki fil gibi kırarak,dökerek ilerliyorlar ;amacı ikazdır.
Asıl amaçlarını ise Cem Madra'nın Taraf Gazetesi'nde lafı dolandırmadan anlattığı 'Yüzleşme ve Rehabilitasyon' başlıklı yazıda çok iyi anlıyoruz; "Tarihin hızlandığı dönemlerden birine tanıklık ettiğimize kuşku yok. kuyruklu yıldız gibi, herkese nasip olmaz. Gözümüzün önünde, ayaklarımızın altında, içine doğup büyüdüğümüz asırlık koca bir rejim bütün kurumları ve ideolojisiyle çatırdıyor." (1)
Yazarın anlatmaya çalıştığı eskiyen sistemin yarattığı tüm kurumların radikalce yenilenmesi. Burada diğer cephede ilerlemeci/yenilikçi post modern eleştirmenlerce karşı durulan 'gelenek/görenek kavramı bir engeleyen olarak yargılanmalı ki, restleşme/hesaplaşma değeriyle tarihin çöplüğüne yollansın. Bir sistemi yıkmak top tüfek işgalle olmaz; kültürel ittifakın ayak/nifak oyunları cephesi de var.

Küratör Çalıkoğlu " Görünen o ki gelenekle hesaplaşmak hala bir tabu. Modernliğimizi oluşturan ana damarlardan biri diyoruz. Bunu tartışırken birbirimize, hiç yakışmayan dilsel bir şiddet uyguluyoruz. Konuşmalardaki yazılardaki şiddet hiç haketmediğimiz bir konuşma şekli. Hiçbirimizin. Sergiyle ilgisi olmayan o kadar yanlış bilgi aktarılıyor. Sonunda da sergiyi görmemiş bir sanatçıyla röportaj yapılıyor. " diyor; haklı.


Toplumsal dirlik/birlik/birlikteliği, grup aidiyetini oluşturan ritüellerle konuyu sınırlayamayız. Folklordan gelen sembolize edilen törenlerin yanında aygıt/aparat olarak erk/iktidarın hükmünü geçerli kılan korkutucu/caydırıcı,cezalandırıcı içsel hukukun ögeleri/taşıyıcıları olarak da gelenekle ilişkilendirilecek payandalar vardır. Çıkarsallığın/yararlılığın yanısıra inanç/inayet,alışkanlığın veya korkunun yarattığı güven/lik ihtiyacının devletin tüm kurumları,organları statü ya da otorite ilişkilerini pratikte yatay olarak sosyalleştirip, mekanize eden, yaşayan sosyal bedenin moral değerlerini, benzemezliklerini, farklılıklarını kültürel özerklik adına meşru kılan göreneklerini tarih içinde, birlikte oluştururlar. Ondandır ki,ekonomik,coğrafi,tabiat veya klan şartlarında şekil bulan temayüller, bir halkı halk yapan değerlerin toplamı olarak miyadını doldurmadığı sürece vazgeçilmezdir. Eskiyenin yerini yenisi alırsa da sonuç değişmez ; çünkü yeni de ihtiyaçtan doğmuştur. Kant'ın söylediği gibi her metafor,yıkılanın üstüne inşa edilmektedir ki,zannederiz yapmak için değil,yıkmak için inşa faaliyetini sürekli canlı tutuyoruz. Evet ama bu yıkma eylemi,isteğe/iradeye binaen değil,gereksinim ve kullanıma göre formlaşır,giderek toplumsal mantığı ve eğilimleri formelleştirir; kullanıldığı ölçüde de gelenekleşir,aşınır,diyalektik evrede başka bir şeye dönüşür.
Marks'ın söylediği gibi,görünmez el toplum üstünde dolaşmakta ve boşlukları doldurmaktadır.
Diyalektik süreci yok sayarak ,sınırları şeffaflaştırmaya çalışan talepkar yazarlar,yukarıda söylediklerimizi 'yok' sayıyor ; yalnızca eski binayı yıkmaya çalışıyorlar. Tebdil,tadil,revizyon,beyan,sosyal tebligat süresi yok ;aciliyetçiler.


Bugüne kadar meydan boş kalmış/kimseleri, soranları olmamış. Bu söylediklerini daha usturublu söylemenin, eleştirilerini sosyal sorumluluk olarak temellendirmenin zarif yollarını yılların yazarlarına bizim öğretecek halimiz yok. Saçmalama, bazen dağıtma da haktır ama bilinci elden bırakmamışlar;haksızlık etmeyelim.
Kasvet veren, muhatabına yönelik, fotografını kemiren Enis Batur'un resmî yazılarını aratan zorlukları aşmak ,yerel/banal küçük hakikatlerin sırrına ermek gerekirken , zor geliyor.Konunun/sıkıntının tam adını koymuyorlar.


Hiçbir geleneğin mirasçısı değilim. Olmaz, diyorlar. İsyan ediyorum. Az gelişmiş bir ülkenin, fakir bir kültür mirası olurmuş. Bu mirası reddediyorum Olric. Ben Karagöz filan değilim. Herkes birikmiş bizi seyrediyor. Dağılın! Kukla oynatmıyoruz burada. Acı çekiyoruz. Kapı kapı dolaşıp dileniyoruz. Son kapıya geldik. İnsaf sahiplerine sesleniyoruz. Ey insaf sahipleri! Ben ve Olric sizleri sarsmaya geldik...(2) Oğuz Atay/Tutunamayanlar


Az gelişmiş ülkenin kültür mirasını reddetmek anlaşılır; tanzimat kafalı münevverin üstüne yapışan köylü fistanıdır belki.Fakat biz coğrafyanın taşıyıcısı/yüklenicisi binlerce yıllık yüzlerce miras öyküsünden bahsediyoruz ki,karşı çıkışın nedeni başka.
Hepsini anlıyoruz da Kaya Özsezgin'in eleştirisinin sırrına vakıf olamadık; nedendir?
Ömer Lekesiz'in,inançların hassasiyeti açısından eleştirisini de ayrı görmek lazım.*
Diğerleri için aynı şeyi söylemiyoruz ; vurmasalardı şaşardık. Aynı pencereden sarkmışlar,aynı sahneyi paylaşıp aynı şakalara gülmüşler. Ne de olsa aynı hınzırlıkla tenekeden oyuncak silahlara/tanklara mevzi alan, sahtekar ciddiyete taş atan oyun arkadaşı gibi davranıyorlar.Şakası yok,bastığımız zemini sallıyorlar, gemide matkap çalıştırıyorlar ;farkında değiller. Sanat asla yalnızca sanat değildir. Elbirliğiyle tüm cephelerde 'köhne' düzene modernistce yükleniyorlar. Cengiz Çandar, köşesinde sanki mesihi müjdeleyen Vaftizci Yahya gibi döktürüyor:
‘Yüzleşme ve rehabilitasyon’ başlıklı Taraf’ta yayımlanan dünkü yazının altındaki imzayı görünce durdum. Cem Madra. Kendisinden beklenebilecek bir muziplikle, isminin altına ‘Memur’ diye bir sıfat iliştirivermişti.
Bizim Cem bu. Doğumundan bu yana değişmedi, keskin bir zeka, tertemiz bir yürek. Yazıyı okurken epeydir görmediğim yüzü gözümün önüne geldi. Çok yakın arkadaşımız olan babasının devraldığı ‘Açık Radyo’ fikri ilk kez onun zihninde uyandığı vakit, heyecanla bu fikrini paylaştığı andaki yüz çizgilerini hatırladım. ‘Yüzleşme ve rehabilitasyon’ başlıklı yazı, o içten çocuksu heyecanın tam tersine, görmüş geçirmişlikten gelen bilgelikten süzülmüş gibiydi.'Ne yazmış Cem Madra '“Tarihin hızlandığı dönemlerden birine tanıklık ettiğimize kuşku yok... Gözümüzün önünde, ayaklarımız altında, içine doğup büyüdüğümüz asırlık koca bir rejim bütün kurumları ve ideolojisiyle çatırdıyor” diye başlayan bir yazı; “Karanlık dağıldıkça, yıkıntıların altından ‘hortlaklar’, ‘tarih öncesi köpekler’, akla hayale gelmeyecek canavarlar çıkıyor meydana; tarih ve gerçekler birbir dökülüyor ortaya, buz gibi. Mesela, vatanı düşmandan kurtarıp, Cumhuriyeti kuran Ulu Önder’imizin anlayış, amaç ve yöntemlerinin, çağdaşı diğer Avrupalı diktatörlerden aslında pek de farklı olmadığını keşfediyoruz hayretle...” 11 Nisan 2010 Radikal ve Hürriyet Gazetesi

Köşesinden fırlayıp mal bulmuş magribi gibi gözlerini açarak pırpırlı gülücüklerini takıştırıp müjdeyi veriyor. Vaftizci Yahya olmuş sanki mübarek ; gelen mesihi müjdeliyor. Niyet/akıbet,istek bu; Cengiz Çandar,baba dostu olduğunu gösteriyor. Kadim arkadaşının evladını ,liberalizmin genç nesildeki ışığını yani mahdum Madra'nın aydınlığını, alınlara düşen pre-özgürlüğün şavkıyla selamlıyor. Bize göre ise çok kötü hareketler bunlar. Aziz Oğuz Atay'ın hatırasına hürmetimiz var, fazlasını velev ki söylemiyoruz; mahdum Madra'ya düşünce dünyamızdan 'babanı da al git' demekle kifayet ediyoruz.Cengiz Çandar amcan da bonusu..


Kolonlardan tutup,putrellerden sarsıp,sanatı temelden sorgulamıyorlar. İşin kolayına kaçıp, hep birlikte parça pürçük, aynı cümleden giriyorlar/vuruyorlar ki,aslen siyaset yapıyorlar ; ideolojik davranıyorlar. Konu ise gelenek;netameli. Mozaik kültürü, demokratik açılım, küreselleşme hassasiyetleri;hele tezgah açılan yer de söylenenleri kaldırır demokratik yapıdaysa sorun yok. Aslında püsürsüz/pürüzsüz tatlı sert ben buradayım yazılarının yanısıra oldukça amaçlı perdeli/dönüştürücü/düşündürücü yazılar araya sıkışmış.
Ne dedikleri, ne önerdikleri belli ; cümlelerin/bütünün içi muallak ve hoş değil diyorduk, demekten vazgeçtik; dağınık da görünse,konuya öte taraftan bakan, amacı olan organize eleştiriler bunlar. Sorumluluk getirir hayat,maişet kolay kazanılmaz.
Tezatlarla dolu dünyada kendine ötekileşmeyi, Anadolu hoşgörüsü makbul görmez.Ceset soğursa,ayrı düşen ruh yabancılaşır ancak.

Yeni bir tür gelişiyor. İnsanoğlu yalnız kendini, düşünce sistemini yeniden tasarlamıyor . Yaşadığı sosyal cevreyi, atmosferi, içtiği suyu, yediği sebzeyi, hayvanı, tarımı ve toprağı, coğrafyayı yeniden tanımlamaya çalışıyor.
Geleceğe hakim olmak arzusu, geçmişi baskılayıp tasarım olarak yapay bir tarih yaratmayı gerektiriyor ki, 'gelenek' engel teşkil ediyor ; işte orada sosyal işbirliği devreye giriyor...


RESMİ TARİH DEYİP BURUN KIVIRSALAR DA, RESMİ OLMAYAN TARİH DERSİNDEN DE SINIFTA KALIR BİZİM İTHAL AYDINLAR..

Olaya teknik düzeyde girip,şeklen 'olmadı' diyenler de var; bu ve muhatapları benim konum değil.Haklıdırlar veya değillerdir.Hiç oralarda dolaşmıyorum.Sosyal/ideolojik yapılanmalar içersinde cepheleşmelerde siyasi söylemden yola çıkıyoruz bu sayfalarda
Batı aydınlanmasının temeli Hristiyanlık ideolojisidir. Tüccar Vatikan'ın çıkarlarıdır mevzu olan: Dinin daha anlaşılır, argümanları kitaba dayanan tarafı/tarifi vardır. Pavlus etiğindeki çatlaktan süzülüp heder olmayan, aklî/gerçekci tasvirli Kalkedon ikonaklasmasıyla Papa'nın hesaplaşması yüzyıllar sürmüştür. İlk günahtan yola çıkan entelijansiya, Elazığ/Kayseri/İstanbul/Urfa/Tokat'ta, Ademden/Pavrus'dan Eyüp Sultan'a,Hazreti İbrahim'den,Cesar'a oradan günümüze bu topraklardaki son insanın hatemi olmanın bilinciyle mührü elinde tutup,geleneği kavrayıp,artık kendi aklıyla aydınlanma cesaretine ulaşmalıdır.
Köken problemini halletmiş globalistler, bu toprakların sonsuz malzemesi olarak gelenekten uzak duruyorlar ; moderne bağlanma çabalarında zihnen sentaks tutturamıyorlar. Vicdani redciler olarak, sanıyla batılı bir misyon etiği oluşturmuşlar.
Tarihsel bir projede, sosyal katmanlarla ilişkilerinin irite edici mesafesi ,onları yüzleri silinmiş bir cemaat olarak seçilmişler/sosyete olarak adlandırmayı gerektirir : Zaten öyle.

'Gelenek Sömürgenleri İçin Yeniden' yazısı ile Ömer Lekesiz'in söyledikleri/değindiği konu, bambaşka bir hakikatin parçası olması hasebiyle önemli,kendi içinde bulunduğu mevziden tutarlı,talepleri dengelidir.İnançtır tartışması olmaz,ama zorlukları/tümsekleri,kör noktaları olan bir alan yaratıyor burada eleştirmen. Şöyle diyor Yeni Şafak'da Lekesiz :

"Bir Müslüman olarak, geleneksel değerlerimin sanat adına sömürülerek, tahrif edilerek , 'kitsch'leştirilerek "pazarlanması"ndan hoşnut değilim...
Ne Hz. Ali'nin, ne de hat başta olmak üzere geleneksel sanatlarımızın, Şen'in vurguladığı şekliyle "vav"ın boyanması ile çekilmesi arasındaki farkı bile bilmeyenlerce istismar edilmelerine, dünya görüşüm gereğince rıza gösteremiyorum."

Eleştiriyi bu damardan sürdürüp,Lekesizi onaylamak ta mümkün. Değil mi ki,kapitalist meta ekonomisi herşeyi kullanılabilir ve tüketebilir kılıyor,otantik değerleri kendi dilinde boyayarak pazarlayan bir sanata itiraz makbul görülebilir.Ama hat üstadının veya minyatürcü/nakkaş/teshipçinin,ebrucunun,halı veya akçe tasarımcısın yaptığı da dağarcıyla birleştirdiği/bitiştirdiği kendi çağının yorumu değil midir? Orada da otantik manzara inkıtaya uğramamış mıdır? Roma formunda Hz Ömer resimli ilk islam parasının nedenlerle şekil değiştirmesi de aynı konudandır
Sözü kesmeden,dili/lugatı güncelleştirmeden,araya parça atmadan dünyanın herhangi bir coğrafyasında/tarihinde,toplumunda yapılan bir sanat var mıdır.Her sanat üretimi,oluşturan toplumun ve sanatçının rengini,güneşinin tenindeki izini taşır:Benzemez kılar. Amerikalının bulaştırdığı ciddiyetsiz tarz artık ne yazık ki ekol olmuştur. Sokaktaki kitch kurumlara/düsturlara yansımış, cahil cüretkar argo,
dile ziller,çeneye kelepçe,burna halka taktırmış,uygar insanoğlunu rolünü endam eden çingenenin ayısına çevirmiştir.
Buradaki veya bu dönemdeki absürd çağın eksen kaymasıyla ilgili bir istifamdır: Tekrardan kaçarken yolda yeniden oluşan soruların/sorunların izini/işaretini,düşlemini,yeni biçemler aramadan oluşturmak, zamanın damgasını yemeden/sayacına yakalanmadan günü teğet geçmek mümkün müdür? ; bakışa göre belki de maskaralıktır. Lekesiz'in eleştirisi inançtır, yeni kavramlarla rahatsızlık yaratmak istemem. O pencereden bakanlar için farklı perdeleri açmak/sorgulamak gerekir ; doğru itirazları barındırsa da, bütün içinde cevabı zor/çatallı sorulardır bunlar.


GELENEĞİN TAŞIYICI COĞRAFYANIN KİMİ/SESİ/YAŞAYANIDIR
Avam kültürüne,dinsel imgelere, Ashabı Kefh metaforunun 309 yılının içine yerleştirilen uyumayan 'ego'ya belki söylenecekler olabilir ; ama konu başlığıyla bütünleştirilip tolere de edilebilir. Zaviyeden,konuya nereden baktığınız öne çıkar. Epik,lojik/sofik veya buradan bakarsak 7 bedenden nemalanan bir sufi yaratan anlayış sorgulanabilir. Dünya sanat tarihi egonun tarihidir bilinir ; ama bizim gibi bugün var yarın yok ölümlülere, -otoportreyi aşan- kendini ortalara atan narsistlikler çok sevimli gelmez. Ne ki, yöneltilebilecek eleştiriler, perspektifte kırılmalar,karşı cephede beklentileri farklılaştırabilir; aportta bekliyorlar zaten.
Maiyet çok renkli/çok kültürlü. Dışarıdan bakan Amerikalı mübarekler. Chomsky,Howard Zinn sanki kankaları.Sabah'ın verdiği New York Times ekine övgüler düzenler alkışlasın;gençliğin demokratik devşirme/dönüşümü başarıldı. Milli kahramanlar,ortak ulusal bayrak, marşlar, günler , madalyalar, beratlar, seremoniler,anıtlar, anmalar, kamusal veya dini bayramlar gibi ulusal özdeşleşme yaratan sembol ve etkinlikler üstünden yapılan eleştiriyle araya girenlere, katılmak mümkün değil. Yönetenlerin meşruiyet krizine İsmet'in ve arkadaşlarının deva bulması/yanıt üretmesi olacak iş değildir; aşar.

Ömer Lekesiz'in, muhafazakar değerlerin korunması açısından itirazı var; serginin tavrını 'yapay' olarak değerlendiriyor. Bizse şekilsel yapısıyla serginin konstrüksiyonun, açık siyasi bir tarzı barındırdığını düşünmüyoruz. (İsmet Doğan'ın giydirmeleri hariç) İdeolojik işçi afişleri veya misyoner propoganda malzemeleri türevinden taşınan bir mesaja ev sahipliği yapmıyor genelde eşyalar. Biçimselliğin, eleştiriyi gerektirmediğini düşünüyorum; özgür bırakılması demokratik temayüldür.. 'Yapay' ise ,sağdan sola/soldan sağa yapay'dır; değişmez. Sahtekarlıksa farklıdır ; böyle bir suçlamanın yöneltilmesi zaten ne Lekesiz ,ne de bizim tarafından sözkonusudur.


Çağdaş Sanat,ontolojik yapıları deforme ederek, üretilen üzerinden antikahramanlar yaratarak değerli kılıyor/değerlendiriyor.Asıl formu bozulan eserin izdüşümü takibe değer.

Önemli kavramların izini süren, oluşturdukları biçemle ayrı ve bizatihi pozitif değeri olan sanatçılara değinmeden, tekil eleştiriyi teğet geçiyoruz.
Bireyselleştirmeden ,bu topraklarda fışkıran beş bin yıllık gelenek/görenek var. Aç Tevrat'ı Adem ile Havva, Dicle ile Fırat'ın doğduğu çatalda dünyaya geldi der; yani Elazığ ; bilen var mı? 16 Roma imparatorunun ölüm hikayesi, dörtbin yıllık sürede dünyanın merkezi olan bu topraklarda yazılmıştır.
Bunları ne görmeye, ne söylemeye değer buluyor aslında camia, çağdaş batı erek olunca.

Konu başlığı itibariyle okunabilir,tartışalabilir bulduğum için mahzurlarıyla birlikte önemsiyorum. Topu ters köşeye atanlar, ahlaksızlıktan nemalananlar, başlığı küfür bahanesi sayanlar, ilüsyon üzerinden perdeli sanat yapanlar var; onlara rağmen İstanbul Modern'de 'Gelenekten Çağdaşa' sergisini düzenleyen ekibe ve genel olarak sanatçılara, 'moralinizi bozmayın' derim.
Ayrıca Avusturya'da yaşayan Türk kökenli edebiyatçı Kırdök'ün koleksiyonundan oluşan 'Numarasız Mevki' adlı sergi de, yukarıdakiler gibi amacı bakımından değerli.
Bu konulara girip, fikirlerimizi yazacağız ; dünya işleri/beden sıkıntıları, ülke gündeminden yol bulursak.
Biraz vakit diyoruz...
.


(1) 10/4,2010 Yüzleşme ve Rehabilitasyon, http://www.taraf.com.tr/haber/48582.htm
(2)Oğuz Atay,Tutunamayanlar,İletişim Yay.
Konuyla ilgili basında çıkan yazılar
Cem Erciyes/Kemal Yılmaz/Adalet Cingöz ,Mal bulmuş Mağribi,yağmalarmış tarihi/Sabah 28/2 2010,Çağdaşla gelenekselin arasında 7/3 2010 Sabah
Gelenek bu toprakların genetiğidir/Mithat Şen,Ayşegül Sönmez 1/3 2010
Tarih İstismar Ediliyor,Zeynep Sayın,26/2 2010 Radikal
Gelenekle hesaplaşmak hâlâ tabu/levent Çalıkoğlu,A.Sönmez 26/3 Radikal
Kaya Özsezgin,Cumhuriyet
Hasan Bülent Kahraman,Sabah
D.Hızlan ,'Kültürel belleğimiz görsel sınavdan geçiyor' 26 /2 Hürriyet
N.Çintay ,İçimizdeki zaman' kaçı gösteriyor 15/3 Radikal
Zaman,Musa İğrek 17/2
Yavuz Tanyeli
Yeni Şafak/Şükran Çiftçi,Doç,Dr.Muharrem Kaya 7/2 2010
Ali Şimşek,Birgün Gaz. İcat Edilmiş Gelenek 26/3
Taraf,Batı'ya doğru bir hayal,Selma Gürbüz,Erkan Doğanay 1 /4 2010
Osmanlı Gelenekselinde Unutma Yok,Aykut Köksal 23/10 Radikal
Nilüfer Kayaş,Pandoranın Kutusu,Geleneği Dönüştürebildik mi? Taraf 19/2
Sanatın Gelenekle ilişkisi,Pırıl Güleşçi Arıkonmaz,Habertürk Gazetesi
*Ömer Lekesiz, Yeni Şafak 8/3 2010
Magor missabib/Çepçevre dehşet Eski Ahit,Yeremya 20/3






emin çetin girgin yazışma adresi ecg.okur@gmail.com










.