Ego, orta yerde cüretkarca teşhir edilmektedir. Fragmanda İsyan vardır. İzleyici, salona girer girmez bir avuç yalanla ablukaya alınır. Düşünce zincirleri kopartılır, mantık silsilesi harap edilir. Kuvvetli ışık altında sorgulanır.. Salonun asap bozan suskunluğunu dolduran ağır aksak topuk sesleri eşliğinde işkence görür.. Uydurulan uygunsuzluklarla vicdan taciz edilir. İletişim sağlayamadığı nesnelerle gözler yorulur, zihinler örselenir, bilgiler resetlenir, mizan kurulur, tuzaklar serilip kimlikler silinir. Başkalarının acısını yüklenmiş sanatçı karşısında kişi yediği salvolarla acz içindedir, sersemlemiştir ; günahları sırtına yüklenen birey, insan postunu terketmeye zorlanır. Algılayamaz/anlayamaz duruma getirilir ; psikolojisi dumura uğrar, iktidarı hadım edilir, ötekileştirilir, sonuna kadar aşağılanır . Bienal sanatçısı, bir kabus gibi yolcunun bağrına çöker..
Hor hakir hesabı dürülüp dışlanır ,ruhu içinden, cevheri elinden alınır ; gözleri yuvalarından fırlar, beyni yerinden olur; cesedi kapı önüne konur.
Efektte Kargalar, Minerva'nın baykuşunu taklit eder ; hokkabazın şapkası Midas'ın şahane kulaklarını saklar..Delilerle filozoflar arasındaki sınır kalkar; hayat çöker.
Perili köşkün asıl sahibi emretmiştir .. Korku odasının zangoçu capitalismus, küresel sermayenin gardiyanı, yüz' lüklerin efendisi 'küratör' amacına ulaşmıştır.
Mesaj budur / gaye budur ; mağdurların mağrurları beslediği bu pazarda hiyerarşi yaratarak iktidar sağlamak dışında manifesto zaten yoktur..
Birey yok edilir..

25 Şubat 2010 Perşembe
ÇAĞDAŞ SANAT NİÇİN ANLAŞILMAZLIĞI SEÇİYOR/ KİM,NEDEN/NİÇİN?..
'Borges felsefesinde hayat-insan ilişkisi, birbirlerine kader olarak tanımlanamayacak bağlarla bağlanmıştır' demişti bir yazısında ; kimse itiraz etmemişti.
Sanattan anlamak da başka şey canım! dediğinde ise ironi vardı;saygıdan değil,öfkeden herkes ayağa kalktı.
20 Ağustos 2008 tarihli milleti ayağa kaldıran bu yazısında şöyle diyordu Oğuz Atay'ın yüce gönüllü sevgili eşi , yazar Pakize Barışta (1-2):
"İtalya Kültür Bakanı Sandro Bondi vesile oldu da öğrendik. Bondi, bir hata etmiş; çağdaş sanatı eleştirmiş.
Çağdaş sanatı oluşturan ülkelerden biri olan İtalya’nın Bakanı, çağdaş sanattan anlamadığını itiraf etmiş, ama hangi gerekçeyle?
Çağdaş sanatta bir güzellik emaresi bulmakta güçlük çekiyorum. Çağdaş sanat eserlerinin yer aldığı bir sergiye gittiğimde, ben de herkes gibi anlamış gibi yapıyorum. Ama dürüst olmak gerekirse hiçbir şey anlamıyorum.”
Çok tartışıldı İtalya Kültür Bakanı'nın sözlerini destekleyen yazısıyla Pakize Barışta.
KEDİ, KEMAN, ŞARAP, KILÇIK
Pakize Barışta'nın vesile olduğu, 'Çağdaş Sanat' olgusunu ve açmazlarını değerlendirdiğimiz yazılar sanatsever çoğunluk tarafından ilgiyle okundu; Soner Yalçın kendi portalında günlerce manşetten yayımladı; Bedri Baykam kendi web ana sayfasından yazılarımızın linkini verdi ve hala devam ediyor(bu oyunda bir yanlışlık var diyenlere de öneririm), Cumhuriyet'teki köşesinden desteğini sürdürdü.
Okuyucu yorumları ise Pakize Barışta'yla paralellik gösteriyordu.
Anlaşılan oydu ki,insanlar 'Çağdaş Sanat' yapıtından anlamıyorlar ve anlamadıklarını da söyleyemiyorlardı.
Zaten Barışta bunu söylediğinde de tüm sanat camiası ayağa kalkmış, yazarı cahillik ve bilgisizlikle suçlamışlardı.
O ve diğer Pakize Hanımlar ve cahil,cüretkar beyler,işbitirici sanat otoriteleri tarafından elbirliğiyle susturulmuşlardı.
Peki asıl sorun neydi?
KÜRATÖR DENİLEN VARLIK İŞİNİ EKSİK BIRAKIYOR
Yalnız çağdaş sanat adına yapılan adlandırmalar,eserler değil,yazılar,metinler,tanıtım ve eleştiriler de işin içinden çıkılmaz lafazanlık,cehennem azabını aratır karasabanlarla dopdoludur takip edenler için.
Aydın sorumluluğu hatırına ise çiğ tavuk yenilmektedir.
Son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim. Çağdaş sanatı üretenler ve ona yol/yön verenler büyük ilgiyi,kerameti kendinden menkul şeyh gibi,çareyi anlaşılmazlık zırhına bürünerek koruma kalkanına kavuştuklarında yaratıyorlar.
Ne kadar anlaşılmaz ise o kadar 'derinlik' yaratılacağını umuyorlar ve işlerini bilerek eksik bırakıyorlar.
Bütün bunları niye söyledik ?
Her zaman yaşıyoruz,düzeltmeye çalışıyoruz ama bir örnek olarak anlatıyorum.
Hafta içinde Beyoğlu'ndaki Akbank Sanat Galerisi'ne gittim. Claude Closky adında bir sanatçının sergisi vardı.Küratörü Ali Akay.Serginin ismi ; Yazı mı Tura mı?
Sergi salonunun ortasına konulan büyük bir masada çok yüksekten uydudan, farklı irtifalardan çekilmiş dünya/parsel fotograflarıyla bir sorgulama yapılıyordu.
Bu tür düzenlemeler,içerikte detaycılığının yanısıra görünümde gelişmiş bir hayat envanteri/muhasebesi,argümanları sunar ve pitoresk zenginlikle nakışlandırıldığı,aşkın bir gözlem sağladığı varsayılır .Ama sanatçının anlatırken kullandığı silahlarının gücü, derinliği,kavram yaratmadaki özgünlüğü ve inceliği, insanla beraber hayatın da perçeminden vicdanıyla yakalayacak bir düzeyde midir,böyle bir özlemi,amacı takip eden araçlarını oluşturabilmiş midir ; çok tartışma konusudur servis edilen realite.
Gerçekten deli olup da kendilerini filozoflara benzetmeye heveslenenlere deli bilgeler demek daha doğru olmaz mı? diye soran Desiderius Erasmus devam ediyor : ' Riyakar olmak için canla başla çalışsalar da, şapkadan çıkan kulakları Midas'ı ele verir.'
ÇOK ARADIM DENGİMİ ALEMDE, SONUNDA BEN KAYBOLDUM
Bu tür işleri değerlendirmek için , 'ne söylendiğinden' önce , onu 'söyleyene've 'söyletene' bakmak gerekir.
Rehber genç kızdan biyografi istedim; sanatçı bize biyografi bırakmadı dedi.
Böyle mükellef/mükemmel,zeka ürünü bir cevapta bir adım öteye gitmek mümkün değildi.
Sanatçı nerede,küratörü arayın konuşalım dedik,bankodakiler söylediğimizi algılayamadılar; internet üzerinden bilgilenmememizi önerdiler.
Sergi broşürüne baktım Artist Claude Closky , 'imajın anlamı ve anlamsızlığı üzerine düşündürttüğünü' söylüyordu.
Şimdi güzel kardeşim,senin yaptığın bu anlamlı sorgulamada filme biz kaçıncı dakikada girdik ; başlattığın mahkeme,muhakemede kaçıncı celsedesin?
Ortada,aynı cevapları tekrar tekrar veren bir genç kız,bankoda 'ben bilmem merkez bilir' diyen iki görevli,bütün oyuncaklarını bırakıp biyografisini bırakmayan bir sanatçı,telefonları verilmeyen gizli kahraman küratör; peki kardeşim ortadaki bu garabetin hikmetini bize kim açıklayacak?
Kanıtları sergiliyorsun ama savın/savcın,tözün,tekstin delillerinin dosyası nerede, kişisel/sosyal 'evrim'in hangi hanesinde/haresindesin,okulunun kaçıncı sınıfında,mülkünün kaçıncı katında,ne renk bir çadırda ikamet ediyorsun nasıl anlayacağız?
Sevgilin,banka kartların,üye olduğun statü dernekleri, aylık gelirin deyip özeline girmiyoruz; merak etme..
DELİ/KUYU HİKAYESİNDEKİ TRAJİK ANLAM KARGAŞASI
Niyetin iyi olsa da,netice anlaşılmaz olmaktan dolayı,tatsız sevimsiz olabilir.
Seni tanımak,delilleri anlamlandırmak,iz sürmek için,kayıtlara,yardımına ihtiyacımız var.
Ne ki sizlerle başetmek zor : Tanıtıcı veya yanıltıcı reklam mağdurları dayanışma derneği sosyal yardım fonuna mı,bağlı olduğun sınırlı sorumlu esnaf kooparatiflerine mi,yoksa nöbetçi savcılığa mı başvurup sana ve küratörüne davet çıkartmak gerekecektir; bilemiyorum.
Yoksa elinizdeki bilgi,belge ve delilleri sunmanız için ek süre mi talep edersiniz bir düşünün.
Görmediklerimize inanmamızı,dininize,putlarınıza tapınmamızı,boyun eğmemizi isteyip,izleyeni çaresiz bırakıyor,şansınızı zorluyorsunuz sevgili sanatçı,küratör,galerici entellektüel kardeşlerim.
Belki de iyiliğimizi istiyorsunuz ama bizse biliyorsunuz ki başka iklimlerin kafiriyiz;inançla değil akılla sorguluyoruz yaptıklarınızı. Gördüklerimize inanıyor,delil bekleyerek,gün be gün,hangi adımdan sonra hangi adımı attığını,düşünce silsileni,hikayenin önce evvelini,sonra ahirini sormaya devam ediyoruz : Sen ve küratörün bu noktaya nasıl geldiniz; bu soruları nasıl oluşturdun,kendi tekamülünün kaçıncı basamağında yorgunluk atıyor veya sörf yapıyorsun? Hangi beklentiyle oyuncaklarını topluyor,nerede istifliyor,yaşamla ilişkilendiriyor,sergiliyor, ganimetlerini gösteriyorsun diyoruz.
Bereket Baba türbesine çevirdiğiniz sergi mekanlarındaki gizil gücünüzü,arka fondaki sır dolu törenlerinizi,mezhebinizi,cemaatinizi,kurban ritüellerinizi merak ediyoruz.
Kitabınız,dininiz,peygamberiniz yoksa hepsi hayal mi;var gibi mi yapıyorsunuz?
Aldığın zamanımız,yorduğun,hırpaladığın zihnimiz karşılığı ikame eden görsellerinle acaba kaçak kiracı, fuzuli işgalci, selam verip borçlu çıktığımız istenmeyen davetsiz misafir misin ?
Biyografin,kronolojin,krimonolojin suç/sevap örgütlerinle bağın,sivil toplum kuruluşlarıyla kol mesafen, yaşın,milliyetin,coğrafyan,eğitimin,ideolojin cinsin,cibiliyetin memleketin neresidir hemşerim.
İkamet ilmühaberin,soykütüğün,fotografın,CV'in,referansların olmadan hangi işveren yüzüne bakar senin.
Yaşam serüvenini oluşturan bir kitaptaki öykünde/romanda iç sahifelerden cımbızlanarak çıkartılmış bir cümlenin bir sözcüğü olan bu sergiyle bütünü kavramak ve değerlendirmek mümkün müdür?
Ortaya attırdığın iki uydu fotografiyla anlamadığım bir dilde belki de küfür ediyorsundur kutsallarıma; vesika göstermezsen,sözünü/derdini nasıl anlayacağız ; mahallenin ünlüsü,çok damgalı pasaportun sahibi,ileri gelen dostların yoldaşı olsan da bizden temiz kağıdını alabilecek misin?
GELENE GEÇENE ÇOK SORDUM
Söylediklerimizi cevaplandıracak kimseyi bulamadık;sergi gezenler beyni alınmışçasına tepkisiz,mütebessim ve mutluydu : İzleyiciler, her zamanki gibi aşırı terbiyeli,çekingen, saygılı insanlardı .
Evet bu sergiler bir kitabın ,bir cümlenin içindeki bir sözcükle eşanlamlıdır dedik.
Bütünü görmeden ne olayı ve sanatçıyı kavramak,ne de eleştiri yazmak mümkün değildir.
Kültür mafyasının derebeylerinin yazdığı reçetelerle beyni yıkanan sanat takipçisi genç dimağların,aydın sorumluluğunu yerine getirmeye çalışan insanların,ezbere alınan rutinlerinde ise durum sorgusuz kabul edilir ki; kapan kurulur,büyük av olurlar.
İzleyici salona girer girmez ablukaya alınır,umut fidelerinin dibine kavram olarak kireç dökülür,düşünce zincirleri kopartılır,mantık silsilesi harap edilir,salonun asap bozan suskunluğunu dolduran aksak topuk sesleriyle sersemletilir,iletişim sağlayamadığı nesnelerle gözler yorulur,beyinler tecavüze uğrar,zihinler resetlenir,anlamaz durumuna getirilerek ötekileştirilir,aşağılanır,hor hakir kılınır,ruhu içinden,cevheri elinden alınır kapı önüne konulur.
Perili köşkün zangoçu, uygar insanın umudunun/sevincinin celladı olarak 'küratör' amacına ulaşmıştır.
Sergigezer eksik verilerle psikolojik işkenceye uğramakta, kurulu sistem tarafından sahte bir kültürün askerleri olarak itaat etmesi gereken savaş esirleri gibi açık düşman ilan edilmekte, dolandırılmakta,iktidasızlaştırılmakta ve Ebu Garib'i aratmaz taktiklerle baskılama işlemine tabi tutulup, bilinçli olarak öğütülmektedir.
Bütün bunlar, sanatçının ve küratörün biricik ve benzemezliğini ,seçkinliğini ispatlamak, malın değerini yükseltmek için mizansendir.
Bu, Batı sanatının sanatçıyı anlaşılmaz şekilde deforme etmesiyle başlayan eski bir artı değer oluşturma dolabıdır ; sanal mülkiyeti inşa,yaban hayattaki sınırlarını yenileyerek ifşa ve ardından başkasının emeğini, yani cebindeki parayı gasbetme yöntemi olarak icad edilmiş ve adı 'Çağdaş Sanat' konulmuş Amerikan malı bir oyundur.
Levinas bu senaryoyu bozan düşünce gücünü şöyle tanımlıyor "Eleştiri ,sanatın insanlık dışılığını ve tersine çevirmesini,insan hayatının ve zihninin bir parçası kılacak olan anlamanın zorunlu müdahalesini temsil edecektir."(3)
Levinaslar olmasa yazdıklarımıza cami avlusunda bulunan defter muamellesi yapılacaktı.
Ne var ki, post modern bakış dedikleri,sanat yapıtından bağımsız yazı fikri, demokrat liberallerin konuya toleransla yaklaşımı, yazdıklarımızı topyekun inkardan korudu.
GELEN GEÇENE ÇOK SORDUM AMA YOLLARA PUSU BEN KURMADIM
Apel kelimesinin kökeni Latinceye gidiyormuş; davet etmek, çağırmak, cezbetmek demekmiş. Yaklaşık 150 yıl önce Apelyan ailesi yaptırmış. Bina Galatasay Lisesi'nin duvarının dibinden Çukurcuma'ya doğru ilerlerken önünüze çıkar. Galeri solda ,sağa doğru kıvrılan caddenin kavisinin hemen yanıbaşında ; giriş kapısı caddeden merdivenlerle ayrılmış. Hep aile apartmanı olarak kullanılmış.Tema olarak eleştirilerim olsa da sağolsunlar sergilerini her iş üzerine detaylı açıklamalar yaparak gezdirdiler; çabalarını anlaşılır kıldılar.
Bu tür sergilerde 'eser' kendini bir diyalogun başlangıcı olarak sunar.
Bu olmadığında Apel Galeri'de 'Kültür Fizik' sergisinde değerli galeri sahibesi,Nuran Terzioglu'na da söylediğim gibi ,manifestosu,kronojisi,biyografisi olmayan işler 'tezyinat' işlevi görür ki,eski bir tartışmanın alevlenmesine neden olur.
Levinas 'Bu tamamlama 'sanat için sanat'ın akademik estetiğini zorunlu bir biçimde haklılaştırıyor değildir.Bu formül,sanatı gerçeğin üzerine yerleştirdiği ve onun bir efendisi olduğunu kabul etmediği için yanlıştır ; sanatçıyı bir insan olarak ödevlerinden azlettiği,onu kolay elde edilen bir soyluluk içinde güvenceye aldığı için ahlak dışıdır' diyor.
Buradaki 'efendilik' kavramını Levinas büyük oranda kendi biyografisinde göreceğimiz gibi mistik ruhsal boyutunda değerlendiriyor olabilir. Biz ise kendi coğrafyamıza,toprağın kokusuna,'halk/topluma bağlarız;küratör ise oyun kurucuların merkezi,cehennem yatağı global dünyanın başkenti New York'tan aldığı tamim/talimatnamelerle ilişkilendirebilir.Yeis yok; 'sorun' ise anlaşılır/net olmakta.
Akbank sanat'ta küratör Ali Akay ise,sanatçı Claude Closky'yi perde arkasında tutmakla, izleyici için kolaylıkla anlaşılır olabilecek bir oyunu,kavramlara değil ama kavrayışa kurduğu tuzaklarla anlaşılmaz kılmaktadır. Kör noktalar,jet lag,sersemletmeler velev ki Batı'dan ithal edilen bu post kolonyalist sanatın doğasında var;sen de illaki tarihi yazan mütekebbirin diliyle titreşmek zorunda mısın? "Sanatın en temel yöntemi,nesnenin yerine onun imgesini koymaktır-kavramını değil,yalnızca imgesini koymaktır.Bir kavram-kavranılmış nesne-anlaşılır nesnedir.Zaten eylem yoluyla ,gerçek bir nesne ile yaşayan bir ilişkiye sahibizdir;onu kavrarız,onu anlarız.Fakat imge,bu gerçek ilişkiyi,eylemin ilksel kavrayışını nötrleştirir.Şu an geçerli olan estetik çözümlemenin bittiği nokta-sanatsal bakışın o meşhur çıkar gözetmezliği,her şeyden önce kavramlara karşı bir körlüğe işaret eder"(4)
İmge,bu gerçek ilişkiyi,eylemin ilksel kavrayışını nötrleştirir; bir kere daha altını çiziyoruz.Önemli kavramları bile kolaylıkla müptezel kılıp,sıradanlaştıracak, (amiyane tabiriyle yalama yapacak) bu tür sergiler,metinlerle,biyografilerle desteklenmediğinde, problemin çözümüne işaret etmekten ziyade,problemin parçası haline gelirler ki,çoğu zaman anlaşılmaz olmak, bulanık ortamlardan ve fonlardan nemalanmak için kafidir.
Zaten sanat için ,problemin çözümünden ziyade,konuya duyarlılık sağlayarak toplumsal bilinçle sınırlı bir görev tanımı yeterlidir ki,bunun için bile cümleyi tam, anlaşılır, dürüstçe kurmak gerekir.
Küratörler de bu bulanık ortamın yaratıcıları olarak,aydınlatmaktan öte karartıcı ve delilleri yok ediciler olarak işlevseldirler.
Sanat hiçbir zaman asla, yalnızca 'sanat' olmamıştır.
Sömürgecinin,gizli şifrelerini,kopyalarını/kodlarını tekrar ederek kendini çoğaltan bir virüs gibi gezinir çoğu zaman toplumun damarlarında. Zorbaca hareket eden,özgür iradeyi baskılayan ekonomik bir sektör,kendi keşlerini yaratan keyif veren bir arzu nesnesidir ki,bu kapitalizmin doğası gereği anlaşılırdır.
Post modern dünyada sanat, tahrik,tehdit ,rekabet ve inkar edip, etrafını yıkarak pazar yerini açarak,mühendis işbirlikçileri ve mezarkazıcılarıyla birlikte ilerler.
Pakize Barışta "Türkiye’de çağdaş sanat olgusu, bu nedenlerle aslında tipik bir Batı modeli ithali durumunda ne yazık ki" diyerek haksızlık mı etmiştir.?
Hayır değil;çünkü buradaki küratör yurt dışından aynı eksikliği,anlaşılmazlığı ithal edip,tekrar ettiği için oyunun bu şekilde 'hep' sürdürülebilir olduğunu sanmaktadır.
Aslında bütün bu çöküş, meczup peygamber, bunların evliyası sahtekar Marchel Duchamp'la başlamıştır ki, sürekli yazıyoruz bu yol Amerikan emperyalizminin güdümlü tarih yazıcılarının bir oldu bittisidir,peşine takılmayın diye.
Çözüm mü? Çözüm Marks'ın söylediği gibi sanatın da toplum gibi evrimleşerek adım adım ilerlemesindedir.
DEĞMEYİN BANA
Global yurttaşlarımız,aileden zengin gözümüzün bebeği küratörlerimiz,misafir sanatçılarımız ; sizler rantiye vakıflar,Amerikan,Avrupa destekli initium/inisiyatif navigatörlerle,olmazsa sivil fonlarla üç dilde tuttuğunuzu kopartır,yolunuzu bulursunuz da, bu ülkede asılsız umutlarla yoldan çıkardığınız kasabadan kente yeni göçen genç insanlar,umutlarından başka hiçbir mülkiyeti olmayan fidanlar,düz yolda şaşıp kalır,hafıza kaybı/kimlik krizine duçar olurlarsa hiç vicdanınız sızlamaz mı? Bunun sorumlusu olan yoksulluğun/yoksunluğun teğet bile geçmediği rantiye,burunlarından kıl aldırmayan müstemleke züppesi beylerin, tanzimatçı/açılımcı hanımların, düş yorgunu entellerin umuru olur mu?
Doğru tespiti var,iki paragrafta da cümlelerini emanet alıyorum Barışta'nın : Zenginliğin her zaman yoksulluğa ihtiyacı vardır diyor bir yerde tamam ; ama ötede,yurdunun,halkının çıkarlarını umursamadan saf tutanlar,zenginin diliyle,kolonyalistin kültürü ve çıkarlarıyla titreşenler,bu ülkenin ne kültürünün ne de aydınının çıkarlarının ve yaratıcı ruhunun,dilinin,üslubunun ezberinin,retoriğinin sömürgecinin iman tahtasına sittinsene çivili olmadığını mutlaka öğreneceklerdir.
Borges'in de söylediğini der; Biryerlere tutsağızdır,kolumuzu,yakamızı/paçamızı kaptırmışızdır: insan iradesi özgür değildir zira.
Ama bütün bunlara rağmen,Türkiye sanatçısı/insanı kendi dilini,sorgusunu,eleştiri ve kültürünü kendi rengiyle yaratmak zorundadır.
Pakize Hanımı taşa tutanlar, ansızın izleyiciler arasında fena halde ezber bozan birine denk gelirler ki, adamın karizmasını beş paraya satışa çıkarırlar.
Vur sırtına ,al ağzından lokmayı izleyicisini mumla ararlar : Ben yaptım oldular dönemi sarakaya alınır,sırt sıvazlama törenlerine yeniden ara verilir, editoryal hanutçuların uykuları kaçar, Venedik kafileleri ikrah ederler, yerli bienalcilerin tekerlerine çomak sokulur,huzurlar bozulur 'öfke'nin gölgesi kapıda belirir ; Avrupa'nın üstünde dolaşan hayalet geri döner,zuhur eder.Bazen ütopyalar,sahte cennetler bazen de bin yaşındaki Marks, çürüyen sisteme yeniden medet olur.
İnsanlar konuşmaya, aydınlar hesap sormaya başlar.
Dostluklar yorsa da,gücü doruğunda teslim olmayı reddeten düşmanla boşluklar dolar.
Eleştiri ciddi iştir ,kültür başkentinde sergi düzenlemek ise risktir.
İşgüzar ve hevesli tüm küratör kardeşlerimizedir sözümüz ; bizden söylemesi.
İzleyicilere, genç kuşaklara, bizi hatırlamayan eski filizleredir son sözümüz :
Birkere daha altını çizerek tekrar ediyoruz ;
ve biliyoruz ki,sanat asla yalnızca 'sanat' değildir..
Sergi Akbank Sanat Merkezi İstiklal Caddesi,Beyoğlu adresinde 8 Mart'a kadar görülebilir!
EMİN ÇETİN GİRGİN
(1) Ben Buradayım,Yıldız Ecevit,Oğuz Atay'ın(..)dünyası,s389,İletişim,4.baskı 2009
(2) Taraf Gazetesi Pakize Barışta Kıyı 20 Ağustos 2008
(3-4) Levinas, Sonsuza Tanıklık, Gerçeklik ve Gölgesi S 59 Metis,1.baskı 2003
(5)http://www.understandingduchamp.com
.
