ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN ÜSTTEKİ KIRMIZI BAŞLIK / Emin Çetin Girgin/Çağdaş Sanat Eleştirisi başlığını tıklayın..
29 Aralık 2009 / Salı-ERCAN BEY HAKLIİzmir'in fizyolojisi,tipolojisi,jeolojisi toprağın bin yıllık morfolojisi değil,isyankar ruhu benzersizdir.

Ankaralı/ İzmirli farkını üç gündür düşünüyorum.Bir arkadaşımın gönderdiği 'kediler' üstünden kıyaslama,kafamı karıştırdı;ama tespit doğru.
Yeryüzü kültürünü oluşturan en önemli kıyı Ege'dir.Paris şu andaki adını 5. yüzyılda alır ve Romalılar'a karşı elde ettiği zaferin ardından Frankların kralı Merovenj Hanedanından I. Clovis 508 yılında Paris'e yerleşerek burayı başkenti yapar.Romalıların "Lutetia" dedikleri kente yeni ad aranırken o dönem çok ünlü olan Homeros'un İlyada ve Odysseia'nın etkisiyle bir kahramanın ismi öne çıkar.
Paris'e adını veren, ünlü Truva savaşının ,Troya Kralı Priamos'un oğlu Paris'dir.Paris, Afrodit'in yardımıyla Sparta'ya gider, Helen'i kaçırır, prensi olduğu Troya şehrine geri döner.'Helen' yani Ege'nin karşı kıyısı dişi olarak tasvir edilirken,bu kıyı erkek,yani savaşcı 'Paris'le sembolize/tasvir edilir mitolojide.

Bir de sömürgeci Batı'nın ilahı/idolü Agamemnon var. Yunan mitolojisinde Miken Kralı, Sparta Kralı Menelaos’un büyük kardeşi, Helen ordularını Anadolu'ya Troya/Truva savaşına götüren büyük kumandanları. 1.Dünya Savaşı sonunda Osmanlı'yı teslim alma anlaşması Mondros Müterekesi'nin imzalandığı İngiliz gemisinin de adı Agamemnon'dur. Batı'nın birgün dünyaya ineceğine inandığı,Anadolu'yu ele geçireceği Mesih Agamemnon !!
Feministleri kızdıracağız ama tüm erkekçe işler de İzmir/Ege bölgesinden başlar tarih boyunca ;Yalnız ,Batı'dan gelen işgalci Agamemnon'la savaşan Anadolu Truvasının direnişçisi genç Paris değil,Hasan Tahsin'ler de İzmir'den çıkar.
Hatta Osmanlı'ya başkaldıran Sabetay Seviler,Şeyh Bedrettinlerin yatağı da İzmir ve Ege'dir.
Kısaca Ege, rakı,balık,özgürlük ve herşeydir..

28 Aralık 2009 / Pazartesi-
OKUYUCUSUNU BEKLEYEN ROMANCI : BARLAS ÖZARIKÇABarlas'ı 1980'de tanıdım;Cumhuriyet'in düzelti servisinde,'musahhih' yani redaktör/düzeltmen olarak çalışıyordu.
Son konuşmasını,en son cümlelerini sık anlatırdı.Gerçi Yıldız Ecevit'in araştırmasında bu kısım yoktu;nasıl öldüğü dışında çok bahsetmezdi ama,1977 'de ölen Oğuz Atay'ın yakın dostuydu.
Sık sık buluşup Yakub'a giderdik;Cihat Burak,Burhan Uygur,Ufuk Suçsuzer,Metin Güçlü,Avni Arbaş,Zeyyat Selimoğlu,Jak Deleon,Aykut Tankuter,Emin Naci tüm genç şairler,yazarlar ve bilcümle arkadaş aynı çevrenin insanıydık.
Bir de aramızda eski dostlar Elif Naciler,Mahmut Cuda,Zühtü Müridoğulları vardı ki,onlar zaten önce davrandılar.
Yakub'un yay vaziyetlerine hiç kalmadan,zaman görünür oldu;kalanlardan çok gidenler orda.
Şairler,yazarlar yazdıklarını önce anlatır daha sonra yayınlanınca bir kere daha okurduk.
Barlas o dünyanın temel taşlarındandı.Yapı itibariyle sorgulayan,rahatsız edici yanı her zaman öndeydi;bu ülkenin henüz zamanı gelmemiş rezerv öykücülerindendir.4 kitap yayımlamasına rağmen hakettiği ilgiye ulaştığını söylemek oldukça zordur.

Eline su dökemeyecek yüzlerce yazarın adı bilinirken 'Barlas Özarıkça' gibi gerçek ve çok özgün bir kişiliğin Türk okuyucusu olduğu kadar eleştirmenleri tarafından da henüz değerlendirilmemesi bu ülke açısından olağandır.
Ters Adam,Sera'da Aşk,Ayna Giyinen Şişko ve Seks Aşkı Öper adlı kitaplarının ismi bile, ironik dili ve Gustav Jung'dan daha çok Freud'lara kenetlenmiş ilginçliğin ötesindeki kimliği/düşsel encamı hakkında ön bilgi vermektedir.
İlgili çevrelerce görülmemesinde yazdıklarının yanısıra kendisinin de rahatsız eden yanının 'esas' olduğunu söyleyebiliriz.Burda yazdıklarını zaman zaman gölgeleyen Barlas'ın pervasız/patavatsız kişiliğini,yazarlığından ayırmadan iyi analiz yapmak gerekebilir.
Yazılarını,kitaplarını okumak edebiyatın gerçek gurmeleri için -şayet önyargılardan geçici de olsa arınırlarsa- büyük taddır.
Patavatsız kişiliği dedik ; buna ilerleyen yaşına rağmen, sapanı cebinde hazır tutan,kedilerin kuyruğuna teneke bağlayan,annesinin arkadaş toplantı gününde masa altlarında dolaşan,komşunun camına sebepsiz taş atan,kızdırmak için burun karıştıran,en ciddi toplantılarda gaz çıkartan çocukca hınzırlığı da eklemek gerekir.O toplumdan musdarip,toplum ondan mustarip olmuştur çoğu zaman.
İronisiyle mizahcı Suavi Sualp'le kankardeşliği vardır;belki öteki yanına da Musil'le Kafka'yı,en başa da Topor'u yerleştirebiliriz.Ne var ki,böyle bir teşbihi mezarında ters döndürecek patolojik sıçramaları da çoktur bu cüretkar ve densiz oyunkurucunun.
Büyükler için yazan çocuk yazar da denilebilir onun için, toplumun muvazenesini bozan,kurulmuş dengelere çomak sokan anarişt/yıkıcı da ; ciddiliği ti'ye alan çokbilmiş de..
BİR ACAYİP ADEMGregor Samsa'dır hissederiz bunu;içerideki karanlık odanın asıl sahibidir.
Etrafı iri cüssesi,kalın kabuklu bedeninin içinden sürekli gözler;gözleri teyakkuzdadır. Savunma refleksi her an bastıracak tehlikeye karşı Kafkavari alarmlar verir. Bir uzvun cürmünün ötesinde beklentilerle kullanır sanki tüm duyu organlarını. Beklentilerle etrafındaki tehlikelere karşı reseptörleri her daim açıktır;dinlemededir. Bu durum,harcanmadan harcamak içgüdüsü , doğallıkla yazarlığına/yaşarlığına, haşarılığına yüklemiştir.
Sonuç itibariyle mutlaka bir gün okuyucusuyla buluşacak tarifi mümkün olmayan,ilginç ve benzersiz bir kişilik,aykırı bir yazardır Barlas Özarıkça; yaşarken tahammül edilebilirse...
Kimliği kişiliği emanet değildir. Haricidir ve kendi sesi/nefesi olan acayip bir ademoğlu..
Pazartesi Kadıköy Çarşı'da gördüm . Övüyor mu yeriyor mu belli değildi;'saçmaladın gene' dedim, -yaşlandın demişti- moralimi bozdun..
Alışıktı milletin 'saçmalama' deyişlerine, aldırmazlığı, umursamazlığına. O da aldırmadı; mutad üzre liseden gelen alışkanlıklarını severek, yerli yersiz söverek saçma/lamaya devam etti..
Çocukca dürüst kalandı. Belki de o haklıydı, ama kazanan başkalarıydı...
27 Aralık 2009 / Pazar-
MURAT BELGE'NİN GENESİS KİTABI ../
AVRUPA IRKÇILIĞINDAN,AVRUPA'NIN ORTAK HAFIZASINDAN BESLENEN HER BİREY NASİBİNİ ALIYOR......Her ülkenin,hatta daha geniş alanlar olarak coğrafyaların kendi kültürlerinin ortak hafızalarından beslenen şartlanmaları vardır. Siyasal görüşleri ne olursa olsun bu önyargılar beşyüzyıl Avrupa'nın üstündeki kara gölge olarak dolaşmış 'Türkler' hakkında geri dönülmez kalibrasyonlar oluşturmuştur.
Televizyonlarda geniş tartışma yaratan Fener Rum Patriği Bartholomeos'un tepki uyandıran demeci, 'Çarmıha gerilmiş Hristiyan azınlıkların çektiği acılar' konusu Avrupalı'nın beynine kızdırılmış demirle basılmış bir damgadır.
Herşeyden önce iki Avrupalı olan Karl Marks ve F.Engels 'Doğu Sorunu' adlı kitaplarının 22-23 sayfalarında bakalım Türkler hakkında ne diyorlar,nasıl bir politika öneriyorlar:

"Asya'da her zaman toplanmaya hazır yedeklerin dışında,Avrupa'daki Türk nufusunun başlıca gücü,İstanbul'un ve birkaç büyük şehrin halkından oluşur.Bu halk genel olarak Türk'dür.Başlıca geçimini Hristiyan sermayedara çalışarak sağlar.Fakat İslami ayrıcalıkların ihsanı olan sözde üstünlüğünü kıskançlıkla korur.(..)
Kuşkusuz,er ya da geç,bu kıtanın en güzel parçalarından birini,bir bilgeler ve kahramanlar topluluğu olan Roma(Bizans)İmparatorluğu'nun halk tabakasına bakarak,bu ayaktakımının egemenliğinden kurtarmamız,birgün mutlak zorunlu duruma gelecektir."K.Marks/F.Engels-New York Daily Tribun/7 Nisan 1853'de yayınlanan başmakale.

Avrupalı'nın genetik olarak evrilmesini beklediğimiz bu çağda karşılaştığımız Marks'ın yazısı,tarihsel reddiyenin köklerinin derin olduğunu göstermektedir. Psikolojik derinlik,Lacan'dan itibaren inceleme konusudur;onun için konuyu diri tutan Slavoj Zizek'e işimizi kolaylaştırdığı için sık sık başvururuz.Ne de olsa ataları Osmanlı'nın gizli kahramanlarıdır. Lamarck'ın gözlemleri konuyu örnekler.Yine August Weismann sonradan kazanılmış karakterlerin kalıtsal olmadığını fareler üzerinde yaptığı deneylerle ispatlamıştır. Weisman, farelerin 20 döl boyunca kuyruklarını kestiği halde, 21. dölde de kuyruklu fareler doğmuştur.
Nesiller boyu yaşayarak gördük ki, Avrupa ırkçılığı kolay vazgeçilebilir bir kavram değildir.
Okuyun günün çağdaş tanrıları düzeyine yükselttiğiniz Joseph Beuys'un da içinde yer aldığı söyleşilerden oluşan 'Bir katedral Yaratmak' kitabını..
Cilayı kazıyınca hemen tarihi Avrupa ırkçılığı sırıtmaya başlıyor.'Ama' diye başlayan cümlelerde anlatılan hep aynı hikayedir ; siz sonradan geldiniz.
Peki siz bitkiler gibi hep aynı topraklarda mı kök saldınız,hiç yer değiştirmediniz mi? Cevap yok..
Marks'ın Doğu Sorunu kitabının ilerleyen sayfalarında İstanbul'a 'Çarigrad' ismini veren Rusların haklılık nedenlerine de rastlayacaksınız.
Fener/Rum Patrikanesi'nin Rus kilisesine bağlanmasının gerekliliğine de.
Bunları söylemek için Türkiye sınırları dışında oluşan düşüncenin,ekonomik gdo'larının şifrelerini çözmek lazım gelir.
Peyniri,zeytini ekmeğiyle kardeşimiz/benzerimiz Yunanlıları 1921' de bu topraklara işgal için gönderen İngilizler değil midir?
Mısır Osmanlı'dan çok İngiltere'ye aittir diyen Marks'ın argümanları aynı dönemin ünlü ekonomisti John Stuart Mill 'den çok mu farklıdır.
İnsan zihni, boş bir levha (tabula rasa) 'dır derler.
Osmanlı'da yaşayan hem Batı dillerini,hem de Osmanlıca'yı konuşan azınlıklarımız, Batı'nın kamuoyunun/aydınların haber kaynaklarıdır aynı zamanda.
Bundan dolayı da Avrupalı'nın demokratlığına ne kadar güvenmek gerekir; bilemiyorum!
KURT PUSLU HAVAYI SEVER; SİS GENE SİS/GENESİSEy en şiddetli kuşkularla duygusu körleşerek /vicdanlara uzatılan gizli kulaklar;
ey işitilmek korkusuyle kilitlenmiş ağızlar./Ey nefret edilen, hakîr görülen millî gayret! /Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;/Ey kadim koca millet!
ey kimsesiz; âvâre çocuklar... Hele sizler,
hele sizler...
Örtün, evet, ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
Örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!
Örtün, evet, ey hâile… Örtün, evet, ey şehr;
Örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!…Hürriyetin şairi Tevfik Fikret 'Sis' şiirinde çaresizlik içinde halkına böyle seslenir..
Bu yazı nereden mi icap etti?
ARAŞTIRMACILARA KÜLLİYAT/LAR!
Eski solcu,yeni liberal demokrat Murat Belge'nin yeni yayınlanan
'Genesis' kitabını İnkilap'da rafda görünce,şöyle karıştırdım.
Bilindiği gibi 'Genesis' kelimesinin sis/pus'la bir ilgisi yok hesapta.
'Genesis' deyince
'inananların' aklına gelen Kitab-ı Mukaddes diğer adıyla Tevrat'tır.
Tevrat,İbranice 'Tora'/töre,ya da Humaş,yani hidayetin kitabı, 39 kutsal metin/sifirden oluşur.
Tevrat, Musevi kutsal kitabını (Tanah) oluşturan 39 kutsal metnin sadece ilk beşinden ibarettir.Saymaya başlarsak,
1.Tekvin (yaratılış) sifiri (Genesis)
2.Çıkış sifiri (Exodus) diye devam eder,
Tevfik Fikret'in Sis'inden sonra benim ilk aklıma gelen Tevrat'ın birinci öyküsüydü :Bulamadım Belge'nin Genesis'inde.Ne de kitapta,1967 yılında kurulan Peter Gabriel ve Phil Collins'li ünlü İngiliz müzik grubu Genesis'le ilgili bilgi vardı.
Konuyu uzatmayalım kitap
'inanmayanların' formatıyla,bizim kutsalımızın,Türklerin ana yurdundan çıkışından itibaren hamaset,mitolojinin boyutunu eleştiriyor.
Murat Belge'nin -kapağı açmadan anlayacağımız gibi-,türküsü hep aynıdır.

Bu konuda Metis'den İletişim'e çok kitap/kitabevi var;tam anlamıyla araştırmacılara 'külliyat'.
Cevat Şakir'in teorilerine takıyor;kitabı almadım, gördüğüm kadar bu minvalde gidiyor.
Halikarnas Balıkçısı'nı da Yusuf Akçura'yı da ,Murat Belge'yi de,Mehmet Altan'ı da aynı Batı aymazlığı yaratmıştır;görünen ve görünmeyen neden ise her zaman aynıdır...
Karl Marks'dan öncesinden başlar hikaye : ama bugün Batı'yı yönlendiren,oryantalistlere mutfaktan servis yapan haber kaynakları çok farklılık göstermektedir..
26 Aralık 2009-Cumartesi-
RESİM SANATINDA 'ORYANTALİZM'/BATININ BÂTIL'I..."Sanat tarihinde başyapıt kabul edilen ve pek çoğu ilk kez sergilenen Oryantalist ressamlara ait eserler, bugüne kadarki en kapsamlı sergiyle Galeri Işık Teşvikiye’de açıldı.
"Batılının Doğu Sevdası" adlı 170 yıllık bir zaman dilimini kapsayan sergi, İstanbul’un ilham verdiği birbirinden değerli oryantalist sanatçıların başyapıtlarına ev sahipliği yapıyor.
Eserlerden 54’ü ilk defa sergilenirken 28 ressamın da eserleri Türkiye’de ilk kez sanatseverlerle buluşuyor.
Proje koordinatörlüğünü Erol Makzume’nin üstlendiği “Batılının Doğu Sevdası”nda, Makzume’nin yanı sıra Türkiye’nin önemli koleksiyonerlerinin sahip olduğu eserler sergileniyor.
124. Kuruluş Yıldönümünü etkinlikleri kapsamında, FMV Işık Okulları'nın 25.,40., ve 50. yıl mezunları onuruna düzenlenen sergi, 16 Ocak 2010 tarihine kadar ziyarete açık."

Bunlar sergi davetiyesinde yazan bilgiler...
Sanat eleştirmenlerinin ,sevdikleri bu konuda çok söyleyecekleri olmuştur her zaman.
Batı'nın hastalıklı beyninin ürettiği egzotik hikayelerle 'oryantalizm'in deşifresi ise ayrı bir konu;bu da bizim işimiz.
Sanat tarihinin ezberletilen yanlışlarını ,

siyaset ve felsefenin tezgahına taşıyacağız.
Her zamanki gibi,konunun saygın uzmanlarının
çok da hoşlanmayacakları şeyler/söyleyeceklerimiz olacak;
haftaya..
23 Aralık 2009 / Çarşamba-
HER ŞEY LİBERALİZME KURBAN EDİLEMEZ / YENİKAPI MEVLEVİHANESİNDEN,BİZANS AKROPOLÜNE,BEYOĞLU'NUN SOKAK ÇALGICILARINDAN,SAHAFLAR ÇARŞISINA KADAR PARANIN ALAMAYACAĞI DEĞERLERİ BARINDIRAN İSTANBUL YAŞAM KÜLTÜRÜNE /MİMARİSİNE SAHİP ÇIKILMALIDIR... Aynadaki 'ben'lerine,sureti şahsiyetlerine yabancılaşmış kendi oryantalistlerimizin varlığı açık bir gerçektir.
Globalleşen hakim kültürün taşıyıcıları özel üniversitelerle soroz kurumları,eski misyoner okullarının yerini almıştır.
Terzileri konfeksiyon ,bakkalları zincir marketler,sahafları kadirbilmezlik bitirmiştir.Burger restoranların ihtiyaca cevap vermedeki başarısı,tencere yemeği yapan aşevlerinin ortadan kaldırmıştır.
Söz hakkı,yalnızca konuşma hakkı değildir : Azınlığın ,var olmak/yaşama hakkıdır aynı zamanda.
Paranın olmadığı yerde 'söz 'hakkın olsa neye yarar.
Devlet bir takım kültür değerlerini yaşatmak istiyorsa,bila ücret hizmet vermeyi göze almalıdır.
Ekonomik totaliterizm yoksun ve yoksullaştırarak ,demokrasi taleplerini kağıt üstünde bırakmaktadır.
22 Aralık 2009 /Salı-
PERA MÜZESİ'NDE ZONARO RESMİPera Müzesi'nin daimi sergisinde Zonaro'nun 'Tahterevanda Taşınan İngiliz Elçisinin Kızı' resmi var.Tual üstüne yağlıboya çalışılmış resmin çok kuvvetli bir restorasyon geçirdiği belli.Özellikle elçinin kızının yüz portresi kısmı 'ekleme'. Ek izi çıplak gözle görülüyor.Bu yüzün tablonun diğer kısımlarıyla tuşe/doku uyuşmazlığının yanısıra üslup farkı,katman/yüzey/boya benzemezliği, ve fırça/el ayrılığı var.Renkler çok canlı parlak;yüzyılın izlerinin yorgunluk belirtileri olması gerekir; yenilemeye bağlı olarak genelinde yok.Hatta yüzün el yapımı orjinal olup olmadığı açık değil.Bu resmin restorasyondan önceki detaylı fotograflarını görmeden ekspertiz raporlarıyla,tahrifatın boyutlarına karar vermek mümkün değil. Bütünün orjinalliği tamam ama,ortaya çıkan sonuç itibariyle,Zonaro'nun özgünlüğünün bugüne taşındığına inanmak zor.
Resimlere yapılan bu kadar abartılı makyaj,tablonun ruhunu saklıyor.
Sonuçta bu eserler Türkiye'nin tarihini belgeleyen değerler; hamasetin parlak yüzünden,törensel giydirilmişlikten çok,doğal modifikasyonuyla,özgünlükleriyle değer ifade etmelidirler.
21 Aralık 2009 Pazartesi-
SARKİS, ÇAYLAK SOKAK ve ÇÖZÜLMEMİŞ KASETİ-sen de öyle yap Musti;ama yüzünü ekşitme...Site sergisi Ocak ayında kapanacak.1986'nın Şubat'ında Maçka Sanat Galerisi'nde 'Çaylak Sokak' sergisini açmıştı. Aydın Emeç'le gitmiştik. Çocukluktan itibaren sanat yolculuğunu,uzun bir konuşma yapıp kasete kaydetmiştik.Küçük bir bölümünü 26 Şubat 1986'da Cumhuriyet'te yayımladık.Geri kalan kısmı öylece kalmıştı. O gün Çaylak Sokak sergisi'nde yer alan ,eski ama tertemiz pençeli pırıl pırıl boyalı ayakabıları ,ünlü bir ressamın şarlatanlık için giydiğini kendisinin de tepki gösterdiğini ,kızmadan ama hüzünle söylemişti..
Azınlıkların durumunu ve içlerinde biriktirdiklerini, bu gün Fener Rum Patriği Bartholomeos'un tepki uyandıran demecinin akabinde çekmecede eski kasete rastlayınca bu olayla bir kere daha anımsadım..
Patrik, Amerikan CBS televizyonuna 'Türkiye'de çarmıha gerilmiş gibiyim.İkinci sınıf vatandaşız.İsa'yı sevmek yetmez,aynı zamanda acı çekmek gerekli' diyordu.
Acı çekmek,öfke biriktirmek değil midir? Öfke kin'i doğurmaz mı?
Biz, inançlarının kuşattığı benliklerdeki bu iki bin yıllık öykünün neresini yazdık?
Jül Sezar'ın ,Cornelius Sulla'nın askerleri değil de,VI.Mithradates Eupator kazansaydı bugün Doğu nasıl olurdu,Batı nasıl?
Cumartesi eski kitapçıdan aldığım kitabında mealen Enis Batur "Ben sık sık maydanozluğuma öfkelenip çuvaldızı kendime batırıyorum ;sen de öyle yap Musti;ama yüzünü ekşitme"diyordu (Söz/lük)
AVRUPA'DA ANLATIMCI TÜRK MODERNİZMİ-
BEDRİLER, GÜL ILGAZLAR, ŞÜKRAN MORALLAR, YAPTIĞI 'POLİTİK' SANATTIR; FARKLI OKUNMASI GEREKİR...Günümüzde olması gereken 'felsefe', arkaik gelenekten yol alıp sadece kendi araçlarıyla kendi marazi hülyasının peşindeki dünyaya odaklanmış 'aşkın' düşünceyi reddeder.Uygulanabilir olanın peşindedir. Lacan önemli bir nirengidir. Söylenenin test edilebilir,doğrulanır olmasının yolunu açmıştır.
Bu evrimlenen diyalektik sürece 'çağdaş sanat' denilen ve son derece yanlış bir mecrada akan akıl sapmasını eklemek mümkün değildir.
Duchampvari dadacı,inkarcı 'yıkıcı' burjuva sanatıyla,amaç/erek,sorumluluk sahibi yoksulluktan,ekolojiye,göç olgusundan,çocuk/kadın/insan/hayvan/çevre haklarına,tarihsel talana kadar sorgulamalar yapan sanatsal disiplini aynı katagoriye koymamak lazımdır.

'Contemporary art' Amerikan icadıdır; çıkışı itibariyle anlattığı içi boşaltılmış ulusalcı reddiyedir . Greenbergler bu inkarı teorize etmişlerdir.
Bedriler,Dubenler,Gül Ilgazlar, Şükran Morallar yaptığı ise,'Politik' sanattır ve farklı okumalar getirmektedir.
Bu,günlük hayat pratikleriyle ilintilidir . Materyalist diyalekten beslenmektedirler. İnsanoğlunun problemlerine ayna tutmaktadırlar . Dadaistler gibi inkar ederek sorunun parçası olma yerine, çözümden yanadırlar . Yarattığımız ve birlikte çektiğimiz sıkıntıları üretimlerine taşıyarak paylaşmaktadırlar ; kolektif bilincin duyarlılığıyla hareket etmektedirler . Dadacılar gibi umursamaz, savruk ve alaycı değil, aksine 'ciddi' duruşları vardır . Ele aldığı konular ,evrimsel/ dizgesel süreklilik göstermektedir.
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Amerikan Ulusal Sanatını kurmak amacıyla Clement Greenberg'in oluşturduğu 'Contemporary art' , bu tanımlamlara uymamaktadır.
Zaten Greenberg'de 'Güncel Sanat' denilen modernizmin ancak Batı'da üretebileneceğini,diğer üretimlerin ise taklit olacağını açıkça yazıp,söylemiştir.
Burada yapılanlar Greenberg türevi milliyetçi/ırkçı yazarlarla neyin izinden gittiklerini bilmeyen yerli acentaların kemiklerini çok sızlatacaktır .
Evet bu arkadaşların 'şu an' bu coğrafyada yaptıkları işlerin/üretimlerin üzerine ,kendi yaşam deneyimleriyle dolu bu toprağın kokusu sinmiştir ve bundan dolayı da canlıdır/yaşamaktadır,'gerçek'tir; alıntı ve 'taklit' değildir.
Bu isimlerin temel olduğu 'Türk' çıkışının kaynağı farklıdır.
Evet farklıdır ve,'Tecrübenin anlaşılması 'izler takip edilerek', dönüm veya başlangıç noktalarının tespit edilmesiyle mümkündür' diyen pragmatik Amerikan felsefesinin McDermott gibi, "tüm tecrübe ve kültür, aslında tecrübenin tecrübesi'dir" ; bu da benim tarafımdan yapıldığına göre senin olamaz diyerek Greenberg'i haklı çıkaran kaynaklarından ve Camus türü Varoluşçuluk/Existentialisme'in bohemliğinden çok Frankfurt Okulu'nun hesaplaşmalarına yakındırlar.
Bu kuşağın yaptıklarına '21.Yüzyıl.Anlatımcısı','Yeniyüzyıl Sanatçısı' ve benzeri isimler verilebilir ama 'Contemporary art' gibi Amerikan ulusal sanatını tanımlamak için uydurulan bir isim altında kategorize edilmeleri, bence farklı mecazlara/anlam kaymalarına neden olmaktadır.
20 Aralık 2009 ; Pazar-
ŞAİR YİYEN ŞİİRLERŞairlik meslek midir,sıfat mı?
KİM OKUR KLASİK BOTTİCELLİ'YİSabah Gazetesi'nin New York Times eki;arka sayfada tek yazı,'Klasik Botticelli'.
'Gerçek'le 'Hakiki'olanı,yani reel ile doğruyu karıştırmamak gerekir.Gerçek olan ampirik/deneylenen ve dizinimsel olandır;bütün olanın parçasıdır.Hakikat ise, var olana ait olan bilginin doğrulanmasıdır.
Botıcelli'in yeniden keşfi Almanların bir asır önce eserlerini yeniden toplamasıyla olmuştur.
Yani Van Gogh,Utrillo veya Pollock gibi,dünya sanat tarihine geçmesi bazı 'tesadüflere' bağlıdır.
Dünya sanat tarihi ise,iyinin zaferi,somut durumun ikrarı ile değil,çok zaman 'inkar' ile yazılmıştır.
SAKAT DOĞMUŞTU,UZUN YAŞADI1921 Kronstadt İsyanı:Bir yanda tarih boyunca ortaya çıkan bütün tutkulu idealistler gibi,geçmiş çağa ve iktidarın zorunlulukları tarafından kirletilen ideallerinin temizliğine yeniden kavuşmayı özleyen,ihtilalci tutkuya sahip denizciler vardır.Diğer yanda,kanlı bir iç savaştan zaferle çıkmış,otoritelerine herhangi bir yeni meydan okumaya hoşgörü gösteremeyecek Bolşevikler bulunmaktadır.

Versus'tan çıkan kitap Gün Zileli'nin çevirisi . Geçen sene çıktı ; İngiliz Konsolosluğu karşısındaki eski kitapçıda Enis Batur'un Söz/lük'üyle birlikte ikisi 5 Lira.
Millet Adalet Cingöz müsveddeleri okumaktan asıl yazarı depolara yollamakta tereddütsüz.
Emma Goldman'nın başına gelenler, Tussy Marks, Kark ile Jenny ve Voltairine de Cleyre'nin de başına gelir; yaşayanlarla yetinen Türk entelijansının haberleri 3.sayfaları aşamıyor. Hafıza nisyan ile malûl..
19 Aralık 2009 Cumartesi,05.30
ZİZEK İSTANBUL'DAYDI AMA ÖNCE KELAM VARDIPopüler felsefeci olması değerinden bir şey kaybettirmiyor;Slavoj Zizek geçen hafta İstanbul'daydı.Geniş çevreler tarafından itirazsız kabul gördüğü için yazımızı Zizek'in söylediklerinin peşine takıyoruz "Dünya sıfır noktasına yaklaşıyor.Bildiğiniz gibi radikal liberaller ne yaparsanız yapın mutlak özgürlük isterler.Önemli olan şu (..) ahlakı nasıl sağlayacaksınız?
Eski etik normların bize yetmediği bir çağa giriyoruz. Birçok alanda, ekolojiden, entelektüel mülkiyete kadar sıfır noktasına yaklaşıyoruz. ‘İnsan olmak ne demektir?’den başlayarak her şeyi yeniden tanımlamalıyız."-

Osmanlı'dan AB'ye/mütefekkirden thinkere değişen yok..İthal aydın,ithal fragmanlara vurgun.Dünya kaynıyor;global borsalar ekonomik krizi,dünyanın en ücra mekanlarına yüksek internet hızında taşımakta.Danimarka'da çevrecileri polis iple birbirine bağllamış;herkes hayret içinde 'orada nasıl olur' başlıklara taşınıyor.Demokraside veya her renkten totaliter yönetimlerde,devleti var eden iyinin kötünün ötesinde 'zor'u etik olarak nasıl tanımlamak lazım.
Kabuk,koruyucu ve öz'ün sahibi kitleleri dönüştürücü 'sol' devletten,hizmet sektörü olması gereken liberal devlete veya şer'i hukuk peşindeki devletden ortaçağ devlet kurumlarına kadar , erk'in ortak paydası/ aralarındaki aşılamamış benzerlik 'zor'u kullanmada hepsinin de sıklıkla başvurduğu tek kartezyen kural,akıl dışı en arkaik çözümün 'tek' olmasıdır.'Zor',amaçsal itibarla siyasi değil yalnızca reflekseldir. Foucault'nun biraz Hapisanenin Tarihi ama daha çok Deliliğin Tarihi kitabları bu konunun mütemmimidir; daha açıklayıcıdır.
Demokrasi ise Marks'ın söylediği gibi özetle,ampirik olarak,ancak tüm insanlığın eşzamanlı devinimiyle ve üretim ilişkilerinin evrensel gelişmesi ve buna bağlı dünya ilişkilerinin kıvamı ile olasıdır. (weltverkehr K.M)
Feuerbach 62-.devam edersek özellikleri itibariyle sezgisel, apriori/önsel ve içseldir.
Anatole France,'hayat devamlı olarak bir ihanettir'derken bireylerin hukuk kurallarıyla birbirine bağlandığı ,bu harçla negasyonların/inkar ve çelişkilerin aşıldığı gayenin (gayi)devlete ulaşıldığı tezine gönderme yapmaktadır ama çok önceden Marks koca bir kitapla cevap verir;'Hegel Hukuk Felsefesinin Eleştirisi'
demek ki fenomen/görünen yüz'ün dışında işleyen gayri kabili rücu,insan tabiatından kaynaklanan insan organizmasının hukuku,yani biyolojik kurallar dizini vardır.
Pozitiflik tüm doğal ve ekolojik sistemin işlemesi için/sürdürülebilirlik açısından 'iyi'lik vazgeçilmezdir.
Negatiflik,düğümdür;sürdürülebilen,devinen,ilerleyen, ancak pozitifliktir.
Sürekli doğayı kirleterek yaşayamayız;sürdürülebilir değildir veya sürekli trafik ihlali yaparak,banka soyarak,çamurlu ayaklarla eve girerek veya devamı bağırarak yaşayamayız...
Biyolojik mukavemet,toplumsal bariyerler,ekolojik kırılma ancak sürdürülebilir iyi'likle aşılabilir;iyilik'in karşılığı kötülüktür ve korku ile totalliterizm,insanın avcılıktan tarıma geçmesiyle onbin yıl önce kurumsalaşmıştır;doğası gereği sürdürülebilir değildir.İnsanoğlunun tarihi pratikte de bunu göstermektedir.Gerçi her devletin bitiş nedeni 'korku' eşiğinin rakip uluslar tarafından olduğu kadar kendi halkı tarafından da aşılmasıdır.
Bu tanımla 'zor' ve 'korku' devletin canlı bir organizma olarak yeryüzüne tutanacağı köklerdir denilebilir.Liberalizmin gevşettiği kurumsal yapı içinde ise 'devlet' bireylerin iş akti ile sınırlı iştirakıyla kurumsal olmasına rağmen, sürdürülebilir olmaktan çıkar;köklerini kaybeder..
Heidegger 'Düşünmek Ne Demektir' kitabında 'en kaygı verici olan insanın düşünmemesidir' diyor;
Aksini söylesek daha doğru olmaz mı?
KÜRATÖR MÜ HANUTÇU MU?Marks'ın,Kutsal Max yazısından bir alıntı;'Burjuvazinin 'kendi dili' vardır.Bu dil 'burjuvazinin ürünüdür.Ona bezirganlık ve alım satım ruhu sinmiştir."
Dildeki jargonu, çağdaş sanat/contemporary düzlemine taşırsak,mekanlar,imgeler ve metaforlarla yaratılan yabancılaşma,verilen mesajın sınıfsal/elitist karakterini ortaya koyar,cürmünü sergiler ;ama tek başına yeterli değildir.Bezirganlık ruhu'nun ete kemiğe büründüğünü görmek için,Sotheby's 'den Christie's'e ve uzantıları yerli şirketlerin tavuklarına kışt demek gerekir ki,piyasanın kirli yüzü o zaman görünür.
Sonuç olarak her zaman dediğimiz şu ki, 'sanat eseri' ile bir 'emre muharrer çek,bono,tahvil' arasında hiç bir fark yoktur;ikisi de 'kıymetli evrak' olarak piyasada işlem görür.
Bu anlamda ekonomik enstürmanların reel gücü kadar,sanatın toplumu dönüştürücü gücünden söz edilebilir;paranın lezzeti ile sanatın lezzeti;at iziyle,it izi karışmıştır.
Küratör,sanat yazarı,eleştirmen,editör ile broker,cazgır,hanutçu arasında fark kalmamıştır.
Yani bulunduğumuz dönemde çağdaş olsun olmasın 'sanat' sahte/karlara hizmet ettiği ölçüde vardır.
SELANİKLİLERAmatör Popüler tarihçi Murat'ın programı başlıyor. Murat Bardakçı ile 1981-82'de Milliyet'te birlikte çalıştık. Dış haberlerde muhabirdi. Akşamları gazeteden çıkar Atilla İlhan'ın yeni çıkan kitabı Elde Var Hüzün'ü köprü altındaki balıkçı meyhanelerinde saatlerce okurduk. Fotoğraflarımız durur. Hülya'yı hala hatırlar mı bilmem.
Artık Murat uçtu; tarih konusunda 'otorite' oldu.
Yalçın Küçük'ün başlattığı 'Sabetayistler' konusuna el attı.
Bu akşam Haber Türk'te konuyu tartışacaklar.
Benim anlamadığım Marks'ın torunları,bugün yaşayan Freddy'nin,Jenny Caroline'nin çocukları Marksist değilken,1676'da ölen Sabatay Sevi'nin soyundan gelenler nasıl Sabatayist oluyorlar.
Murat tam anlamıyla 'uyuz' kaşıyor.
Tüm Selaniklileri şaibe altında bırakmak için yazılmış senaryonun yeni Can Dündar'ı olursa yazık eder içtiğimiz rakılara..
Şeyh Bedrettin'le Sabetay Sevi aynı dönemde Osmanlı Sultanına baş kaldırmış iki değişik önderdir.
Bu yıl Eylül ayında Cağaoğlu'daki türbede toprağa verilen 2.Abdülhamit'in torunu Ertuğrul Osman ile sultan dedesi arasında Şeyh Bedreddin yatar.
Sevi'yi, Natan'ı bırakıp da, Şeyh Bedreddin'in müridi eski Yahudi Torlak Kemal konusuna girse,bence daha nitelikli hikayeler çıkar Serez Çarşısı'ndan.
17 Aralık 2009/Perşembe
AYLARDIR CEVAP BEKLİYORUZ; TIS YOK... KAPAKTA 'ÇAĞDAŞ SANAT' YAZIYOR. KAPAĞI AÇINCA KÖHNE ZİHNİYET ÜST BAŞLIĞINDA SÖMÜRGECİ CLEMENT GREENBERGLER, MECZUP MARCHELL DUCHAMPLAR ÇIKIYOR..- 20 AĞUSTOS 2008'DE EDEBİYAT YAZARI PAKİZE BARIŞTA TARAF GAZETESİ'NDE 'TÜRKİYE'DE ÇAĞDAŞ SANAT OLGUSU BATI MODELİ İTHAL BİR DURUMDUR' DEDİ,
ELEŞTİRMENLER,KÜRATÖRLER GAZETELERİN KÜLTÜR SAYFALARINDA CAHİL,BİLGİSİZ DİYEREK KOROSAL UYUMLULUKLA KINADILAR BARIŞTA'YI.
UZMANLAR HADDİNİ BİLDİRMEK İÇİN ÇARŞAF YAZILAR YAZDILAR.KÜLTÜREL BİR GAF YAPMIŞTI;'SORUN ANLAMAMAK İÇİN DİRENMEKTE' BAŞLIĞIYLA YAZILANI İSE EN AĞIRIYDI;
BURALARDA DEĞİLDİM. KONUYA GEÇ GİRDİM. OĞUZ ATAY'IN EŞİNİN HAKKINI TESLİM EDEN 30 YAZI YAZDIM; BAZI İNTERNET SİTELERİ 'ÇAĞDAŞ SANAT MASALI' BAŞLIĞIYLA YAZIMIZIN BİR KISMINI MANŞETTEN YAYINLADI.. BEDRİ BAYKAM , CUMHURİYET'TEKİ KÖŞESİNDE HER ZAMANKİ CESARETİYLE BU SAYFANIN ADRESİNİ VEREREK OKUYUCULARINA 'OKUYUN' ÖNERİSİNDE BULUNDU.. MALUM ÇEVRELERDEN ÇIT YOK! OLAN PAKİZE BARIŞTA'YA OLDU; O DA FRANCHİSİNG ANLAŞMASINA İMZA ATMIŞ KUDRET LİSANSI SAHİBİ İP CAMBAZLARININ ARASINDA TUTUNAMAMIŞTI SELİM IŞIK GİBİ...
DOĞU'NUN ANASINI AĞLATMAYA YEMİNLİ 'BATI',HER AN, HER KARAKTERSİZLİĞİ YAPMAK İÇİN MİSYONERLERİYLE ÇAĞA UYGUN İNCİLLER/İDEOLOJİLER YARATIYOR. ADINA 'ÇAĞDAŞ'LA BAŞLAYIP GEREKTİĞİNDE SANAT,GEREKTİĞİNDE HUKUK,GEREKTİĞİNDE TARİH,TIP,DEVLET,EĞİTİM,EKONOMİ GİBİ YAFTALAR YAPIŞTIRARAK İNSANIMIZI/KÜLTÜRÜMÜZÜ BİRBİRİNE KIRDIRIYOR.. TASASI KİME?
UTRİLLO,BUFFET DEDİN Mİ AKAN SULAR DURUR,CEMİL BAŞO DEDİN Mİ TÜYLER DİKEN DİKEN OLUR!
PROMOSYON AYDINLARIMIZDAN,ELEŞTİRMENLER SANAT TARİHÇİLERİMİZDEN ,MİSYONER ENTELLEKTÜELLERİMİZDEN,KÜRATÖR VE KATALOG DÜZENLEYİCİLERİMİZDEN PİYASAYI ELLERİNDE TUTAN UZMAN BİL CÜMLE İTHAL JENERİK AYDINLARIMIZDAN HALA CEVAP BEKLİYORUZ...
.