ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN ÜSTTEKİ KIRMIZI BAŞLIK / Emin Çetin Girgin/Çağdaş Sanat Eleştirisi başlığını tıklayın..
Bolivya devlet başkanı önemli bir konferans düzenledi,entellektüel dünya medyası önemsedi,yerli basın için haber değeri olmadı.
Konferans uluslararası medyanın ilgisiyle halen devam ediyor.
Bolivya'nın orta kesimindeki Cochabamba kentinde düzenlenen iklim konferansında bugün konuşan Morales, uluslararası iklim mahkemesi kurulması gerektiğini savundu.
Cochabamba Konferansı/Uluslararası İklim Mahkemesi Projesi, "Toprak Ana'nın" beyannamesinı yayımladı.Konferans, dünya çapında bir referandum fikrini tartışmaya açtı.
Aralık ayında Meksika'nın Cancun kentinde düzenlenecek Amerika,Rusya Çin ve Batılı ülkelerin de katılacağı kapsamlı dünya sempozyumunda 'iklim' ile ilgili görüşlerini uluslararası tartışmaya açacak..
Bolivya devlet başkanının yapmak istedikleri en az 1 mayıslar kadar önemli bir yasal , hukuksal süreci başlatarak, toplumsal mücadelede evrimleşen bilinçte zorunlu devrimi gerektiriyor. Zihniyette ise ileriye doğru kaplan sıçrayışına ihtiyaç var;
sol siyasetler idrak edebilirse!
Üniversiteler,akademiler,tekkeler,profösörler veya şeyhlerle papazlar söylemiyor ama asıl gerçek budur; Evo Morales söylüyor,bizler söylüyoruz üç beş durumu gören meczupla, levhi mahfuz ya da akaşik kayıtlar söylüyor: Marks,Che,Dalay Lama kimi önemsiyorsanız bir parçasını bulacağınız doğrulardan parçalar kapın,kolaj yapın. Dinsel inanç,münevver sorumluluğu,rotary görevi veya sosyalist etik adına katılın; farketmez; kimse söylemiyor ama siz biliyorsunuz: bu da önemli.
Gerçek birdir ve değişmez.
Acil eğitim, süperegonun ezilmesi olmalıdır.
İnsanın kendini böcekle, yaprakla her tür hayvanla, bitkiyle yeryüzüyle ve kendi türüyle eşitlemesi yalnız ahlaki değil fiziksel kurtuluşu olacaktır.
Tanrının yeryüzündeki halifesi söylemini bırakıp, yeryüzünün hizmetkarı olmadıkça kurduğu cehennemden insanın çıkışı yoktur..
Ya Kapitalizm ölecek , ya da yeryüzü ana ...
'İklim Değişikliği ve Yeryüzü Ana Hakları Dünya Konferansı'na evsahipliği yapan Bolivya lideri Evo Morales, 'bugün dünyanın yaşanabilmesi için vurdumduymaz kapitalizmin ortadan kalkması gerektiğini' söyledi. Koçabamba kentinde başlayan konferans çerçevesinde dün küçük bir stadyumu dolduran yaklaşık 20 bin kişiye seslenen Morales,'Sanayileşmiş ülkeler sözlerinde durmadıkları için burada bulunuyoruz. Ya yalancı kapitalizm ölecek, ya da yeryüzü ana 'dedi.
Evo Morales'in önderliğinde düzenlenen konferans ne yazık ki bizim medyada pek önemsenmedi;birkaç gazete ,iki üç köşe yazarı dışında entellektüel angaryalar kapsamında ,boş işler kategorisinde işlem gördü;ne borsayı,ne açılımı etkiledi.
Peki kapitalizmin doğaya yönelik kıyımı, insanlığa ne getirdi? diye soran Birgün Gazetesi'nden Adnan Bostancıoğlu ise konuya değinenlerden ; şöyle diyor yazar:
'Mutluluk ve refah mı?
Dünya zenginliklerinin yarısı tüm nüfusun yüzde 2’sinin elinde. Kaynakların yüzde 80’ini dünya nüfusunun yüzde 80’i tüketiyor. Bugün, her 6 kişiden 1’i su, sağlık hizmeti, elektrik gibi imkânlardan yoksun. Her gün 5 bin insan, kirli içme suyu nedeniyle ölüyor. 1 milyar kişi açlık sorunuyla yüzyüze.
İşte geldiğimiz yer burası.
Bu arada... İnsanlığın en radikal dönüşümleri yaşadığı son 250 yıla kapitalizm yön verdiği için, bugün gelinen noktanın faturasını da ona çıkartmakta elbette bir beis yok ama... Sosyalizm tecrübesinin sicilinin de parlak olmadığı hepimizin malumu. Üstelik “o rejimler sosyalist değil devlet kapitalizmiydi” demekle işin içinden çıkmak fazlasıyla kolaycılık olur. Sosyalist düşüncenin aslî kaynaklarının yaslandığı “insanın doğa üzerindeki egemenliği” paradigmasından “doğayla uyumlu bir hayat tahayyülüne” evrilmesi kaçınılmaz bir gereklilik. Yoksa “çiçekler ve böcekler” için değişen bir şey olmayacak. Yani insanlar için.'
Doğadan öğrenebileceğimiz temel bir bilgi var. Yaratılmış her şey, tabiat içinde yer alan zincirin bir başka parçasıyla birlikte hareket halindedir. Dünyada olan her varlık,kendi dışındaki önce yeryüzünün hafızası,sonra da kozmosun bilinciyle uyum içinde ortak titreşmezse varlığını sürdüremez. Gezegendeki her canlı,bir diğerinin yaşam nedeni, dizinin bağlayıcı bir parçasıdır. Bu nedenle soluk alan her nefes,topyekun organizmanın, tam özgür olmayan vucudun otonom uzvudur. Kangren olan parçaysa, canlı beden tarafından kaçınılmaz olarak red edilecektir. Aydınlanma devrimiyle birlikte insani aklın özgürlüğünü ilan eden Kantcı bilim bunu hâlâ görememiştir ; Diğer ekümenik ideolojiler kapitalizme göre kendilerini tanımlayıp/tasnif edip,pozisyon alıp, konuşlandıklarından, ortak bilince/kolektif kazanımlara bağlanacak 'aklı', özgür bırakmaları zordur. Acil eğitim,insanın kendini böcekle,yaprakla her tür hayvanla,bitkiyle yeryüzüyle ve kendi türüyle eşitlemesi olmalıdır. Tanrının yeryüzündeki halifesi söylemini bırakıp,yeryüzünün hizmetkarı olmadıkça kurduğu cehennemden insanın çıkışı yoktur. Ego bu eşitlemeyi yapamazsa, alt/üst yapı, köle/efendi paradoksuyla devindikçe, sömürü üstünden artı değer üretme alışkanlığında olan sistemin yarattığı problemlerin çözümü imkansızdır.Hürriyet, adâlet, müsavat, uhuvvet diyerek, alanlarda 1 Mayıs'ları kutlayarak eşitlik gelmez. Doğayla kendini eşitleyecek insanoğlunun nihai amacı sınıfsız/sömürüsüz toplum özlemi bir hayal olmaktan şayet çıkar ise ,insanoğlu bu dünyadaki misafirliğini sürdürebilir ancak.Gerçek hak, hukuk, hürriyet, eşitlik ve kardeşliğe, ertelenmesi imkansız hedefler olduğunun bilinciyle sahip çıkılmalıdır.Bunların insan soyunun yürümesi için uygulanabilir pratikler olarak siyasi terminolojiye girmesi için henüz vakit vardır.
Bu noktada sorumluluğu üstlerine alıp, toprakla birlikte acı çeken Evo Morales gibi bireyler/önderler, revize olmamış özgür düşünce ve kamuoyu önem kazanıyor..
%2520para%2520inaugurar%2520el%2520que%2520ser%25C3%25A1%2520uno%2520de%2520los%2520mercados%2520de%2520abasto%2520m%25C3%25A1s%2520grandes%2520del%2520departamento%25202%2520(ABI).jpg)
Bolivya Cumhurbaşkanı Evo Morales, sanayileşmiş ülkelerin er veya geç bir uluslararası iklim mahkemesinin kurulmasını kabul edeceklerini söyledi. Bolivya'nın orta kesimindeki Cochabamba kentinde düzenlenen iklim konferansında bugün konuşan Morales, uluslararası iklim mahkemesi kurulması gerektiğini savundu.
Morales, "Sanayileşmiş ülkeler böyle bir mahkemenin kurulmasını kabul etmeyebilirler ama bir yandan da ne kabul edecekler?" diye sordu.
"Er veya geç, halk baskısıyla gelişmiş ülkeler iklime karşı işlenmiş suçları yargılamaya yönelik uluslararası iklim mahkemesi kurulmasını kabul edecekler" diyen Morales, yaptırım gücünün ülkeleri herhangi bir iklim ile ilgili bir protokolün hükümlerine uymaya zorlayacağını ifade etti.
Cochabamba Konferansı, Uluslararası İklim Mahkemesi Projesini, "Toprak Ana'nın" beyannamesi ve iklim ile ilgili dünya çapında bir referandum fikrini, Aralık ayında Meksika'nın Cancun kentinde düzenlenecek olan iklim ile ilgili görüşmelere sunacak.
Morales, Uluslararası iklim mahkemesi kuruluncaya kadar, Uluslararası Adalet Divanının iklime karşı işlenen suçları yargılamasını önerdi.
Morales, daha önce Kopenhag’da yaptığı gibi, kapitalizmi doğayı tahrip etmek ve canlı neslini tehdit etmekle suçladı. 'Toprak Ana' haklarının ihlali ile insan hakları ihlalinin aynı anlama geldiğini, kapitalist ülkelerin insan haklarına aykırı davrandığını dile getirdi ve acilen kurulmasını önerdiği İklim Adaleti Mahkemesi’nde yargılanarak cezalandırılmalarını talep etti. Dünyanın, doğa ve insanla uyumlu yeni bir sisteme ihtiyaç duyduğundan ve sosyalist ekolojik sistemden bahsetti ...
TOPRAK ANA'NIN HAKLARI
Toprağın haklarının insan haklarından daha önemli olduğunu belirten Bolivya Cumhurbaşkanı Evo Morales, toprağın korunması için bir "uluslararası hareket" başlatacağını duyurdu.
Cochabamba Konferansında gazetecilere açıklamalarda bulunan Morales, bugün kapitalizmin yarattığı tahribata karşı toprağı korumanın önemine değindi.
Morales, "Toprak Ana'nın" haklarını korurken, insan haklarını da korumuş olursunuz" dedi.
İnsanoğlunun Evrensel İnsan Hakları Beyannamesine kavuşmak için 2 bin yıl beklediğini ve nihayet 1948'de BM'nin bu beyannameyi onayladığını hatırlatan Morales, aynı mücadelenin bir "Toprak Ana" beyannamesinin kabulü için de verilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Morales'e göre, başlatmak istediği toprağı korumaya yönelik "uluslararası hareket", Uluslararası İklim Mahkemesi Projesini veya iklim ile ilgili alınan kararlar hakkında referandum fikrini hayata geçirecek.
Cochabamba Konferansına, 15 binden fazla delege, sosyal hareket temsilcisi, çevreci veya Güney Amerikanın yerli halklarına mensup kişiler katıldı.
Kaynak: AA
Birgün, Adnan Bostancıoğlu, Çiçek,böcek ve kapitalizm

.
20-22 Nisan 2010 tarihlerinde Bolivya- Cochabamba’da gerçekleştirilen 'İklim Değişikliği ve Tabiat Ana Hakları Dünya Konferansı', bildirisiANLAŞMANIN TAM METNİ…
BUGÜN, DOĞA ANAMIZ YARALI VE İNSANLIĞIN GELECEĞİ TEHLİKEDE
Eğer küresel ısınma "Kopenhag Anlaşmasının" yol açabileceği gibi 2 santigrat dereceden daha fazla artarsa, Doğa Anamıza verilen hasar yüzde 50 olasılıkla tümüyle geri dönüşsüz olacak. Türlerin yüzde 20 ile yüzde 30'u yok olma tehlikesi altında. Geniş yayılıma sahip orman alanları etkilenecek, kuraklık ve seller gezegenin farklı bölgelerini etkisi altına alacak, çöller genişleyecek, kutup buzulları, And ve Himalaya buzullarındaki erime kötüleşecek. Pek çok ada ülkesi yok olacak. Afrika 3 santigrat dereceden daha yüksek bir sıcaklık artışına maruz kalacak. Aynı şekilde, gıda üretimi azalacak ve dünyada açlık çeken insan sayısında dramatik bir artış olacak. Hali hazırda açlık çeken insan sayısı 1.02 milyarı geçmiş durumda.
Sözde "gelişmiş" ülkelerin hükümetleri ve şirketleri, bir kesim bilim insanın suç ortaklığıyla, iklim değişikliğinin nedeni olan kapitalist sistemi sorgulamadan sıcaklık artışıyla sınırlandırılmış bir sorunu tartışmamıza neden oldu.
Sanayi devriminden bu yana hızlanarak insanın ve doğanın boyun eğdirilmesini ve yok edilmesini temel alan ataerkil bir uygarlık modelinin nihai kriziyle karşı karşıyayız.
Kapitalist sistem, rekabet, ilerleme ve sınırsız büyüme mantığını bizlere empoze etmiş durumda. Bu üretim ve tüketim modeli, insanı doğadan ayırarak ve doğa üzerinde egemenlik mantığını dayatarak sonu olmayan bir kâr arayışında. Su, toprak, insan genomu, kâdim kültürler, biyoçeşitlilik, adalet, ahlak, insan hakları ve yaşamın kendisi dâhil her şeyi metaya dönüştürüyor.
İNSANLIĞIN BÜYÜK İKİLEMİ
Kapitalizm, Doğa Anayı bir hammadde kaynağına, insanları tüketicilere ve üretim araçlarına
dönüştürür. İnsanlar oldukları gibi değil sahip olduklarıyla değerlendirilir.
Kapitalizm, halk direnişlerini bastırarak bölgeler üzerinde kontrolün dayatılması için güçlü bir askeri sanayiye gerek duyar. Gezegeni sömürgeleştiren emperyalist bir sistemdir.
İnsanlık büyük bir ikilemle karşı karşıya: ya kapitalizmin, yağma ve ölümün yoluna devam edilecek ya da doğa ile uyum ve yaşama saygı yolu seçilecek.
İnsanlar arasında ve doğa ile uyumu yeniden sağlayan yeni bir sistem oluşturmamız gerekiyor. Bu sistemin doğa ile dengeli olması için öncelikle insanlar arsında eşitlik olmalı. Dünya halklarından "İyi Yaşam" düşünce ve pratikleriyle kabul görmüş Yerli İnsanların bilgi, bilgelik ve kâdim pratiklerinin iyileştirilmesi, yeniden değerlendirilmesi ve güçlendirilmesini öneriyoruz. Doğa Anayı bölünemez, birbirimize bağımlı, birbirimizi tamamlayıcı ve ruhsal bir ilişkiye sahip olduğumuz canlı bir varlık olarak tanımlıyoruz. İklim değişikliğiyle yüzleşmek için, Doğa Anayı yaşam kaynağı olarak tanımalı ve aşağıdaki prensipleri temel alan yeni bir sistem oluşturmalıyız:
*her şey ile ve her şey arasında uyum ve denge;
*birbirini tamamlayıcılık, dayanışma ve eşitlik;
*kolektif refah ve herkesin temel ihtiyaçlarının karşılanması;
*doğayla uyumlu insanlar;
*insanların sahip olduklarıyla değil oldukları gibi kabul edilmesi;
*her türlü sömürgecilik, emperyalizm ve müdahaleciliğin tasfiye edilmesi;
*insanlar arasında ve Doğa Ana ile barış;
Sınırsız ve yıkıcı bir kalkınma modelini desteklemiyoruz. Bütün ülkelerin sahip oldukları nüfusun temel ihtiyaçlarını karşılaması için hizmet ve maddeler üretmesi gerekir. Ancak hiçbir şekilde zengin ülkelerin gezegenin destekleyebileceğinden beş kat daha büyük bir ekolojik ayak izine sahip olmasına yol açan bir kalkınma modelini sürdürmemeliler.
Günümüzde, gezegenimizin yenilenme kapasitesi yüzde 30'dan daha fazla aşılmış durumda. Doğa Anamızın bu şekilde aşırı sömürüsü devam ederse, 2030 yılında iki gezegene ihtiyacımız olacak. İnsanların yalnızca bileşeni oldukları bağımsız bir sistem içerisinde, bütün bir sistemde dengesizliğe yol açmadan sadece insanlara hak tanımak mümkün değil.
İnsan haklarını garanti altına almak ve doğa ile uyumu yeniden sağlamak için Doğa Ana haklarını tanımak ve etkili bir şekilde uygulamak gerekir. Bu amaçla, Doğa Ana Hakları Evrensel Beyannamesini öneriyoruz:
*Yaşama ve var olma hakkı;
*Saygı duyulma hakkı;
*Yaşamsal döngülerini ve süreçlerini insan tarafından bozulmadan devam ettirme ve biyolojik kapasitesini yeniden oluşturma hakkı;
*Kendi kimliklerini ve bütünlüklerini ayrı, öz-düzenlemeli ve birbiriyle ilişkili varlıklar olarak sürdürme hakkı;
*Yaşam kaynağı olarak su hakkı;
*Temiz hava hakkı;
*Kapsamlı sağlık hakkı;
*Kirlenmeden, zehirli ve radyoaktif atıklardan muaf olma hakkı;
*Bütünlüğünü ya da yaşamsal ve sağlıklı işleyişini tehdit edecek şekilde genetik yapısındaki
bozulma ve değişikliklerden muaf olma hakkı;
*Bu Beyannamede kabul edilmiş hakların insan faaliyetleri nedeniyle ihlal edilmesi durumunda bunların gecikmeden ve tam olarak iyileştirilmesi hakkı.
"Ortak vizyon", "atmosferdeki sera gazı birikimlerini, iklim sistemi üzerindeki tehlikeli insan kaynaklı etkiyi önleyecek bir düzeyde durdurmayı" belirten Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 2. Maddesini gerçekleştirmek için sera gazı birikimlerini sabitlemeye uğraşır. Bizim vizyonumuz, gelişmiş ülkelerin sera gazı birikimlerini 300 ppm miktarına düşürecek şekilde salınımlarını azaltmayı taahhüt etmeleri prensibine dayanır. Böylece dünyanın ortalama sıcaklığında en fazla bir santigrat derecelik bir artışı talep etmek için ortak ancak farklı sorumluluklar alınır. Bu vizyonun başarılması için acil eylem ihtiyacı önem arz eder. Halkların, hareketlerin ve ülkelerin desteğiyle, gelişmiş ülkeler sera gazı salınımlarını düşürme konusunda kısa dönem hedeflerin başarılmasına imkan sağlayan iddialı hedefler taahhüt etmeli. Dünya'nın iklim sisteminden yana vizyonumuzu sürdürürken, Sözleşmenin nihai amacına mutabık kalmalıyız. İklim değişikliği müzakerelerinde "uzun dönemli ortak eylem için ortak vizyon" atmosferdeki sera gazı birikimine ve sıcaklık artışında sınırlama getirilmesine indirgenmemeli. Kapasite gelişimi, üretim-tüketim modelleri ve doğa ile uyum için Doğa Ana Haklarının kabul edilmesi gibi diğer önemli faktörlere ilişkin dengeli ve bütünleyici önlemler içermeli.
İklim değişikliğinin ana nedeni olan gelişmiş ülkeler, tarihsel sorumluluklarını dikkate alarak tüm boyutlarıyla iklim borçlarını kabul etmeli ve ödemeliler. Bu, iklim değişikliğine karşı etkili ve bilimsel bir çözümün temelini oluşturur. Bu bağlamda, gelişmiş ülkelerden şunları talep ediyoruz:
*Sera gazı salınımlarıyla ele geçirdikleri atmosferik alanın eski haline getirilmesi. Salınımın
azaltılması ve soğurulmasıyla atmosferin sömürgelikten kurtarılması;
*Kısıtlı atmosferik alanda yaşam nedeniyle kalkınma fırsatlarının kaybından kaynaklanan
maliyet ve teknoloji transferi gereksinimlerinin üstlenilmesi;
*Neden oldukları iklim değişikliği nedeniyle göç etmeye zorlanacak yüz milyonlarca insanın
sorumluluğunun üstlenilmesi ve göçmenlere insan haklarının garanti altına alındığı kabul
edilebilir bir yaşam sunarak kısıtlayıcı göçmenlik politikalarının tasfiye edilmesi;
*Sera gazı salınımlarından kaynaklı hasarların önlenmesi ve bu hasarlarla başa çıkılması için
yöntemler sağlayarak gelişmekte olan ülkelerdeki iklim değişikliğinin etkilerine ilişkin uyum
borcunun üstlenilmesi;
*Birleşmiş Milletler Doğa Ana Hakları Evrensel Beyannamesini benimseyerek ve uygulayarak Doğa Anaya olan çok daha büyük uyum borçlarını ödemek.
KOPENHAG ANLAŞMASINI REDDEDİYORUZ
Sadece finansal tazminata odaklanılmamalı, aynı zamanda Doğa Anamız ve tüm varlıklarıyla
bütünlüğün onarılacağı güçlendirici bir adalet sağlanmalı. Gelişmiş ülkelerin sera gazı salınımlarını azaltmalarına yönelik tek yasal bağlayıcı belge olan Kyoto Protokolününün fesh edilmesi için çalışan ülkeleri kınıyoruz. Salınımları azaltma taahhütlerine karşın, gelişmiş ülkelerin 1990 ile 2007 yılları arasında salınımlarını yüzde 11.2 oranında arttırdığını söylüyoruz. Aynı dönemde, aşırı tüketim nedeniyle, Amerika Birleşik Devletleri sera gazı salınımını yüzde 16.8 arttırdı ve kişi başına 20-23 ton CO2 ortalamasına ulaştı. Bu, "Üçüncü Dünya" ortalamasından 9 kat ve Sahraaltı Afrika ortalamasından 20 kat daha fazla.
Gelişmiş ülkelerin sera gazı salınımında gönüllü ve bireysel sorumluluğu temel alan, Doğa Ananın bütünlüğünü bozan ve bizleri küresel sıcaklıklarda 4 santigrat derecelik bir artışa götüren yetersiz bir azalma sunmasına izin veren, yasal olmayan "Kopenhag Anlaşmasını" reddediyoruz.
2010 yılının sonunda Meksika'da gerçekleştirilecek olan bir sonraki İklim Değişimi Konferansı, gelişmiş ülkelerin 1990 seviyelerini temel alan salınımın en az yüzde 50 oranında azaltılmasını kabul etmek zorunda oldukları 2013 - 2017 yılları arasındaki ikinci mutabakat dönemi için Kyoto Protokolünde bir değişikliği onaylamalı. Sera gazı salınımı azaltılmasındaki başarısızlıkları gizleyen karbon pazarı ya da diğer mekanizmalar bu değişikliğe dahil edilmemeli. Her şeyden önce , gelişmiş ülkeler arasındaki birbirini tamamlayan çabalar çerçevesinde her bir gelişmiş ülke için bireysel sorumlulukların belirlenebilmesi için gelişmiş ülkeler grubunun bir hedef belirlemesine ihtiyacımız var. Salınımı azaltmak için bir yol olarak Kyoto Protokolünü bu şekilde devam ettirmeliler.
Kyoto Protokolünü imzalamayan dünyadaki tek Ek Protokol 1 (Annex 1) ülkesi olan Birleşik Devletler, dünya halkları karşısında ekonomisine uygun ölçekte salınımını azaltma ve bu belgeyi onaylama sorumluluğuna sahip.
Biz halklar olarak, iklim değişikliğinin kötü etkilerinden korunmak için eşit haklara sahibiz. Gelişmiş ülkelerin salınımlarının neden olduğu etkilere boyun eğmek olarak anlaşılan iklim değişikliğine uyum kavramını reddediyoruz. Gelişmiş ülkeler bu küresel tehlikeyi dikkate alarak hayat ve tüketim tarzlarını değiştirmeli.
İklim değişikliğinin kötü etkilerine karşı koymak için bunu zaruri görüyoruz. Uyumun bir
dayatma değil, bu etkileri dengelemeye yardımcı olabilecek bir araç kadar, bir süreç olmasını
düşünüyoruz. Farklı bir yaşam tarzı altında doğa ile uyumu elde etmenin mümkün olduğunu
göstermeli. Tüm devletler için etkili, şeffaf ve adil biçimde düzenlenen finansal bir mekanizmanın parçası olarak iklim değişikliğine hitap eden bir Uyum Bütçesinin oluşturulması gerekli. Bu bütçe, gelişmekte olan ülkelerdeki iklim değişikliğinin etkilerine ve bu etkilerden kaynaklanan ihtiyaçlara aktarılmalı ve gelişmiş ülkeler tarafından yapılacak desteği denetlemeli. Aynı zamanda mevcut ve gelecekteki zararlar, şiddetli iklimsel olaylardan kaynaklı fırsat kayıpları ve gezegenimizin "İyi Yaşam" önünde engel oluşturan bu etkiler gibi ekolojik eşikleri aştığında ortaya çıkabilecek bedelleri karşılayan bir mekanizma içermeli.
Birkaç devlet tarafından gelişmekte olan ülkelere dayatılan "Kopenhag Anlaşması", yetersiz kaynak sunmanın ötesinde, halkları bölmeye, uyum ve hafifletme kaynaklarına erişim için belirli koşullar belirleyerek gelişmekte olan ülkelerden kaynak gasp etmeye çalışır. Ayrıca gelişmekte olan ülkeler arasında anlaşmazlıklar, eşitsizlikler ve ayrımlar oluşturarak iklim değişikliği hassasiyetlerine göre onları sınıflandıran uluslararası müzakere sürecinin kabul edilemez olduğunu söylüyoruz.
İnsanlığın küresel ısınmayı durdurmak ve gezegeni soğutmak için verdiği büyük mücadele, tarım ve gıda bağımsızlığı sorununun çözümüne katkı sağlayan kâdim model ve pratikler kadar, yerli ve kırsal halkların kullandığı sürdürülebilir üretim modeline doğru tarımsal pratiklerde gerçekleştirilecek derin bir değişimle kazanılabilir. Bu, halkların kendi tohumlarına, toprağına, suyuna ve gıda üretimine sahip olma hakkı olarak anlaşılmalı. Dolayısıyla Doğa Ana ile uyum içinde ve yerel kültürlere uygun olan üretim biçimleriyle, Doğa Ana ile bütünlük içerisinde yeterli, çeşitli ve besleyici gıdalara erişimi garanti
altına alır, her ulus ve halkın özerk (katılımcı, komünal ve paylaşımcı) üretimini güçlendirir.
İklim değişikliği dünyanın her yerindeki yerli halklar ve çiftçilerin yaşam tarzları ve tarım üzerinde çok büyük etkilere neden oluyor. Bu etkiler gelecekte daha da kötüleşecek.
SERBEST TİCARET ANLAŞMALARINI REDDEDİYORUZ
Endüstriyel tarım, küresel kapitalizmin sosyal, ekonomik ve kültürel üretim modeliyle ve yeterli gıda sağlamadan sadece pazar için gıda üreten mantığıyla, iklim değişikliğinin ana nedenlerinden biri. Teknolojik, ticari ve politik yaklaşımı yalnızca iklim değişikliği krizinin derinleşmesine ve dünyadaki açlığın artmasına hizmet ediyor. Bu nedenle, Serbest Ticaret Anlaşmalarını, Ortaklık Anlaşmalarını ve yaşama uygulanan her türlü Fikri Mülkiyet Haklarını, mevcut teknolojik paketleri (kimyasal tarım ürünleri, genetik değişiklikler) ve mevcut krizi sadece kötüleştiren yanlış çözümleri (biyoyakıtlar, genetik mühendislik, nanoteknoloji, vs.) reddediyoruz.
Benzer şekilde, kapitalist modelin, yerli insanları topraklarından kovarak, gıda bağımsızlığını
engelleyerek ve sosyo-çevresel krizi derinleştirerek, mega-alt yapı projelerini dayattığını, madencilik projeleri, suyun özelleştirilmesi ve askerileştirmeyle bu toprakları işgal ettiğini açıkça dile getiriyoruz. Tüm insanların, canlıların ve Doğa Ananın suya erişim hakkının tanınmasını talep ediyoruz. Bolivya Devletinin suyun Temel İnsan Hakkı olarak tanınması önerisini destekliyoruz. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi müzakerelerinde plantasyonları kapsayan orman tanımı kabul edilemez. Monokültür plantasyonlar orman değil. Bu nedenle, Dünyadaki yaşlı ormanları, balta girmemiş ormanları ve muhtelif ekosistemlerin önemini anlayan bir tanıma ihtiyacımız var.
Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Hakları Bildirisi tümüyle kabul edilmeli, iklim değişikliği müzakerelerine dâhil edilmeli ve uygulanmalı. Ormansızlaştırmayı önlemek, yaşlı ve balta girmemiş ormanları korumak için en iyi strateji ve eylem, özellikle çoğu ormanın yerli halkların, ulusların ve diğer geleneksel toplulukların içerisinde yaşadığı bölgelerde yer aldıklarını hesaba katarak bu bölgelere kolektif haklar tanımak ve bu hakları garanti altına almak.
Ulus Devletlerin bağımsızlıkları, halkların gelenekleri ve Doğanın Haklarıyla birlikte halkların bağımsızlığını, öncelikli, özgür ve bilgilendirilmiş onay haklarını çiğneyen Ormanların Tahrip Edilmesi ve Yok Edilmesi Sonucu Oluşan Emisyonu Azaltma Çalışmaları (REDD) ve benzerleri gibi Pazar mekanizmalarını kınıyoruz.
Kirletici ülkeler, halklar ve yerli ataların organik yapıları lehine olacak şekilde ormanların iyileştirilmesi ve bakım masrafları için gerekli ekonomik ve teknolojik kaynakların sağlanmasından sorumlu. Tazminat doğrudan olmalı. Bütçe kaynaklarına ek olarak karbon pazarının dışında olmalı ve asla karbon dengesi görevi görmeden gelişmiş ülkeler tarafından taahhüt edilmeli. Ülkelerin yerel ormanlar üzerindeki pazar mekanizmalarını temel alan, var olmayan ve koşullu sonuçlar öneren eylemlerine son vermelerini talep ediyoruz.
Hükümetleri, yaşlı ve balta girmemiş ormanları iyileştirecek, meyve ağaçları e yerli florayı koruyan, yerli halklar tarafından yönetilen bir küresel program yaratmaya çağırıyoruz.
Hükümetler orman imtiyazlarını tasfiye etmeli, yeraltındaki petrol yataklarının korunmasını
desteklemeli ve acilen ormanlık bölgelerdeki hidrokarbonların çıkarılmasını durdurmalı.
Devletleri, iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı sorunları düzeltmek için yürütülen müzakere, politika ve önlemlerdeki konuyla ilgili diğer belgeler arasında, 169 sayılı UÇÖ Sözleşmesi altındaki Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Hakları Bildirisi'ni de kapsayan uluslararası insan haklarını ve yerli halkların haklarını tanımaya, saygı göstermeye ve etkin bir şekilde uygulamaya çağırıyoruz.
Özellikle, geleneksel yaşam tarzımızı güçlendirmek ve iklim değişikliğinin çözümüne etkili bir şekilde katkı sağlamak için bölgeler, toprak ve doğal kaynaklar üzerindeki hak taleplerine yasal onaylar verilmesi çağrısında bulunuyoruz.
Tüm müzakere süreçlerinde ve iklim değişikliğiyle ilişkili önlemlerin tasarım ve uygulanmasında yerli halkların müzakere, katılım ve öncelikli, özgür ve bilgilendirilmiş onay haklarının tam olarak ve etkin bir şekilde uygulanmasını talep ediyoruz.
Çevresel bozulma ve iklim değişikliği kritik seviyelere ulaşıyor. Bunun ana sonuçlarından biri ulus içi ve uluslararası göç. Tahminlere göre, 1995 yılında hali hazırda 25 milyon iklim mültecisi vardı. Şu anki tahminler 50 milyon civarında ve 2050 yılında 200 milyon ile 1 milyar arasında insanın iklim değişikliğinden kaynaklı olarak göç etmek zorunda kalacağını öngörüyor.
Gelişmiş ülkeler iklim mültecileri için sorumluluk almalı. İklim mültecisi tanımını yapan ve tüm devletlerin kararlılıkla hareket etmesini gerektiren uluslararası sözleşmelerin imzalanmasıyla, iklim mültecilerinin temel hakları tanınmalı ve göç etmek zorunda kaldıkları bölgelere kabul edilmeliler.
Devletlerin, şirketlerin ve diğer kurumların sorumluluklarını açıkça tanımlayan, göç alan ve geçiş güzergâhındaki ülkelerdeki göçmen, mülteci ve yerinden edilmiş insanların hak ihlallerini ilan etmek, ortaya çıkarmak, belgelemek, yargılamak ve cezalandırmak için Uluslararası Vicdan Mahkemesi kurulmalı.
İklim değişikliği için gelişmekte olan ülkelere verilen mevcut fonlar ve Kopenhag Anlaşmasının önerileri anlamsız. Resmi Kalkınma Yardımları ve kamu kaynaklarına göre, gelişmekte olan ülkelerdeki iklim değişikliğinin üstesinden gelebilmek için gelişmiş ülkelerin gayrisafi milli hasılalarının en az yüzde 6'sını ayırmaları gerekmekte. Küresel öncelikler ve politik irade hakkında ciddi sorgulara neden olacak şekilde aynı miktarın milli savunmaya harcandığını ve beş katı fazlasının batan bankaları ve spekülatörleri kurtarmak için kullanıldığını düşündüğümüzde, yüzde 6 oldukça makul. Fonlama doğrudan ve şartsız olmalı. En çok etkilenen topluluklar ve grupların ulusal bağımsızlığı ya da kendi kaderlerini tayin etme haklarına müdahale etmemeli.
Mevcut mekanizmanın etkisizliği karşısında Ek Protokol 1 ülkelerinin fonlama taahhütlerine uymalarını sağlamak için, 2010 İklim Değişikliği Konferansı'nda, gelişmekte olan ülkelerin anlamlı şekilde temsil edildiği, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi altında Taraflar Konferansı (COP) otoritesiyle işleyen ve sorumluluğu altında yeni bir fonlama mekanizması oluşturulmalı.
Salınımın azaltılmasının esasen pazar mekanizmalarıyla destekleneceği ifade edilmiş olmasına karşın, gelişmiş ülkelerin 1990 ile 2007 yılları arasında salınımlarını önemli ölçüde arttırdıkları görüldü.
KARBON PAZARI DOĞAYI METALAŞTIRIYOR
Karbon pazarı, Doğa Anamızı metalaştıran kârlı bir iş olmuş durumda. Suyu ve hatta yaşamın
kendisini yağmalayıp tahrip ettiğinden, iklim değişikliğiyle mücadele için bir alternatif değil.
Son mali kriz, pazarın spekülasyon ve aracı komisyoncular nedeniyle kırılgan ve belirsiz olan mali sistemi düzenlemekten yoksun olduğunu gösterdi.
Bu nedenle, insanlığın ve Doğa Anamızın korunmasını onların ellerine bırakmak tamamen sorumsuz bir davranış. Var olan mekanizmalar ne iklim değişikliği sorununu çözdü ne de sera gazı salınımını azaltan gerçek ve doğrudan eylemlerin önünü açtı. Bu nedenle, mevcut müzakerelerin karbon pazarını genişleten ve destekleyen yeni mekanizmaların yaratılmasını teklif etmesi kabul edilemez.
Kalkınma ve teknoloji transferi hakkında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi altında gelişmiş ülkelerin üzerlerine aldıkları taahhütlerin yerine getirilmesini talep etmek ve gelişmiş ülkeler tarafından teklif edilen sadece teknolojinin satışının yapıldığı "teknoloji vitrinini" reddetmek gerekiyor.
Teknoloji değişiminin katılımcı kontrolü, yönetimi ve değerlendirilmesi için multidisipliner bir mekanizma yaratacak tüzüklerin oluşturulması gerekiyor. Bu teknolojiler faydalı, temiz ve toplumun yararına olmalı. Aynı şekilde, uygun ve fikri mülkiyet haklarından muaf teknolojilerin fonlanması ve envanteri için bir bütçenin oluşturulması önemli. Patentler, özellikle erişilebilirlik ve düşük maliyetlerin sağlanması için özel tekellerin ellerinden alınarak kamu yararına sunulmalı.
Bilgi evrenseldir. Teknoloji uygulamaları da dâhil hiçbir şekilde özel mülkiyete ya da özel kullanıma konu edilemez. Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler ile teknolojilerini paylaşma sorumluluğuna sahip. Teknoloji ve yenilik yaratılması için gelişmekte olan ülkelerde araştırma merkezleri kurmalı ve "iyi yaşam" için geliştirilmelerini ve uygulanmalarını sağlamalılar.
Dünya, gezegenin yok oluşunu durdurmak için yerli halkların kâdim prensiplerini ve yaklaşımlarını geri kazanmak ve yeniden öğrenmek zorunda. Doğa Ana ile uyum içinde "iyi yaşam" kapasitesini tekrar kazanmak için kâdim pratikleri, bilgiyi ve ruhsallığı desteklemek zorunda.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü altında verilen taahhütler ve yükümlülüklere etkin bir şekilde uyma konusunda gelişmiş ülkelerin politik irade eksikliği, insanlığın ve Doğa Ananın Haklarını ihlal eden iklim ve çevre suçlarının belirlenmesi ve bunlara karşı önceden tedbir alınması için yasal bir uluslararası oluşumun eksikliği göz önünde bulundurulduğunda, eylemleriyle iklim değişikliğine neden olan devletler, endüstriler ve insanları önlemek, yargılamak ve cezalandırmak için yasal bir güce sahip Uluslararası İklim ve Çevre Adaleti Mahkemesinin oluşturulmasını talep ediyoruz.
Başta sera gazı salınımını azaltma taahhütü olmak üzere Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü altındaki taahhütlere uymayan gelişmiş ülkelere karşı Uluslar arası İklim ve Çevre Adaleti Mahkemesi'nde dava açan devletler desteklenmeli.
Halkların, Birleşmiş Milletler bünyesinde derinlemesine bir reformu önermelerinde ve bu reformu desteklemelerinde ısrar ediyoruz ki tüm üye ülkeler Uluslararası İklim ve Çevre Adaleti Mahkemesi'nin kararlarına uysun.
İnsanlığın geleceği tehlikede. Bir grup gelişmiş ülke liderinin Kopenhag'daki Taraflar Konferansı'nda başarısız bir şekilde yapmaya çalıştıkları gibi tüm ülkeler adına karar almalarına izin veremeyiz. Bu karar hepimizi ilgilendiriyor. Nitekim, iklim değişikliği üzerine aşağıdaki konuları ele alacağımız küresel bir referandum ya da bir halk müzakeresi gerçekleştirmemiz önemli: gelişmiş ülkeler ve çokuluslu şirketlerin salınımlarının düşürüleceği seviye, gelişmiş ülkeler tarafından verilecek finansman, Uluslararası İklim Adaleti Mahkemesi'nin oluşturulması, Doğa Ana Hakları Evrensel Beyannamesi ihtiyacı ve mevcut kapitalist sistemin değiştirilmesi gerekliliği. Küresel referendum ya da halk müzakere sürecinin başarıyla gerçekleşmesi, hazırlık sürecine bağlı olacak.
HALKLARIN KÜRESEL DOĞA ANA HAREKETİNE ÇAĞRI
Uluslararası eylemlerimizin koordinasyonu ve bu "Halkların Anlaşması" sonuçlarının uygulanması için dünya genelinde gerçekleştirilecek eylemlerin koordinasyonu ve birlikteliği için geniş ve demokratik bir alan meydana getirmeliyiz. Bunun için, üyeleri arasındaki kök ve vizyon çeşitliliğine saygıyı ve tamamlayıcı yasaları temel alması gereken bir Halkların Küresel Doğa Ana Hareketi'nin oluşturulması çağrısında bulunuyoruz.
Bu maksatla, Ek Protokol 1 listesinde yer alan gelişmiş ülkelerin var olan yasal çerçeveye saygı göstermesi, sera gazı salınımlarını yüzde 50 oranında azaltması ve bu Anlaşmada yer alan farklı önerilerin kabul edilmesi için ilgili küresel eylem planını benimsiyoruz.
Son olarak, Halkların Küresel Doğa Ana Hareketinin oluşum ve bu yılın sonunda Cancun, Meksika'da yapılacak olan İklim Değişikliği Konferansı'nın çıktılarına tepki sürecinin bir parçası olarak, 2011 yılında İklim Değişikliği ve Doğa Ana Hakları Dünya Halkları Konferansı'nın ikincisini gerçekleştirmeyi kabul ediyoruz.