12 Şubat 2010 Cuma

Eleştiri yazarken önce 'Arap' ne der diye düşünürüm

ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN ÜSTTEKİ KIRMIZI BAŞLIK / Emin Çetin Girgin/Çağdaş Sanat Eleştirisi başlığını tıklayın..





12 Şubat 2010 Cuma
ÇOK DOSTU OLDUĞUMU,DÜŞÜNCELERİNE BÜTÜNÜYLE KATILDIĞIMI SÖYLEYEMEM ; AMA BÜYÜKTÜR : ELEŞTİRİ YAZARKEN HEP, 'ACABA O NE DER' DİYE ÖNCE DÜŞÜNÜRÜM. ARAP'DA FELSEFECİ SOĞUKANLILIĞI YOKTUR; HEP BİR TELAŞ İÇİNDEDİR.


Van Gogh'la aynı tarihte Londra'nın ünlü Oxford Caddesi'ni arşınlarlar. Karşılaşmışlar mıdır bilinmez ama bilinen şey şudur ki,ikisi de aynı günlerde,aynı şehirde, caddede aç ve kızgın dolaşmışlardır. Ceplerinde bir sterlin yoktur. Kimseyi umursamaz kaba,sert ve mücadeleci bir adamdır. Babasını çok sever,resmini ölene kadar yanında taşır. Aile arasındaki lakabıyla 'Arap', kabul etsek de etmesek de bir büyük akıl,sıradışı bir yetenek, hatta dahidir. Musevi isimleri taşıyan büyük büyük dedesi Samuel Postelburg'un, oğlu Mordechai Hallevi'yle ve torunuyla niye aynı soyadı taşımadığı ayrı ve uzun bir konudur. Ama 'Arap' ile babası Heinrich, aynı soyadını alır. İsimleri ve soyadları Yahudi değil Alman'dır. Yahudi olmasına rağmen ırkına/halkına büyük tepki duyar. Gerçi Yahudiler mazlum ve dışlanmış,acılar çekmiş bir halktır. Dışlanmışlıkları ve zekaları onları para ticaretine itmiştir ; ama insanlar zorunlu şartları farklı algılarlar. Bu konuda "Yahudilerin dünyevi kültü hangisidir? Bezirgan. Onun dünyevi tanrısı nedir? Para,işte! Bezirganlardan ve paradan kurtuluş,yani pratikte reel Yahudilikten kurtuluş,zamanımızın kendini güdümden kurtarma hareketi olurdu" diyecek kadar karşı cephede yer alır. Yahudi karşıtı,aşırı radikal düşünceler geliştirir.(1) Geleneklerine tepki duyar. Avrupa kültüründen beslenir. Evlerinde Shakespeare bir çeşit 'tanrı' kabul edilir.(2) Arap,yalnız içinden çıktığı halka değil, kendisini yetiştiren ailesine de tepkilidir. Kızı Tussy, babaannesi hakkında 'Hollandaca-Yidiş karışımı bir dil konuşan ,dünyaya dokuz çocuk getirmiş ve Yahudi kökleriyle bağını hiç koparmamış bu basit kadından utanıyor gibidir' der babası için. Yidiş dili zor ve coğrafyanın belirlediği bir dildir ama Türk olan Hazar Yahudileri'yle taşınıp, Balkanlar,Polonya üstünden Almanya'ya göç eden halkın yöredeki Almanlar'la karışımından oluşmuş karma bir dil olduğu da söylenmektedir. Ünlü yazar Arthur Koestler, 13.Kabile adlı araştırmasının 178.sayfasında Arap'ın Avrupa'daki ataları için "Ortaçağ'da Yahudi dinine inanların büyük çoğunluğunun 'Hazarlar' olduğu anlaşılmaktadır. Hazarlar, dünya Yahudilerinin de çoğunluğunu teşkil etmeyi sürdürmüşlerdir" demektedir.
Fiziki yapısı,güçlü gövdesi,geniş,esmer yüzü,kıvırcık saçları Kafkaslar'dan göç eden halkın karakter özelliklerini taşımaktadır.

Arap,yüksek öğrenim görmüş önce babası gibi hukukçu olmak istemiş,sonra felsefe ve sosyolojiye meyletmiştir. Almanya'da iyi bir eğitim alır ama para getiren hedefleri hiç olmaz. Yazarlıkla ekmeğini sağlar, ama kitap alamaz,bütün günü şehir kütüphanelerinde geçirir. Yaşamı boyunca kalabalık ailesiyle ülkeden ülkeye savrulur. Göçlerle bilenen direnciyle bir masa iki iskemleli zorlu hayat şartlarında, ürettikçe üretir. Çocuğu Edgar,esas olarak parasızlığın getirdiği sorunlarla Londra'da göçmen barınaklarında 9 yaşında ölür. Ölen oğlu Edgar dışında 4 kızı olur; karısı Jenny'ye gönülden bağlıdır. Buna rağmen hizmetçi Helena Domuth'dan bir çocuğu olur; kendisiyle birlikte anılan yakın dostu Engels'in ismini koyar.(3) Ne ki kadim dostuna 'çocuklarım olmasa intihar ederdim ' yazacak kadar da ailesine bağlıdır.(4)
Kendisi değil ama ölümünden sonra iki kızı babalarının boşluğunun yarattığı sıkıntıyla intihar ederler.



FELSEFESİ ÖNEMLİDİR AMA MÜCADELESİ DAHA ÖNEMLİDİR.

Kavgacıdır;felsefesini yüzyüze dövüşerek kabul ettirmiştir.
Yaşam pratiğini/değerleri ,diğer felsefecilerden farklı ele almış ve ortaya attığı 'Praksis' kavramıyla derinleştirmiştir. Felsefeye uygulanabilirlik ölçütünde değer vermiş, insan bilincinin nesnel bir gerçekliğe ulaşmasının, teorik, düşünerek/konuşarak ulaşılan bir sorun olmadığını savunarak felsefecilerin palavralar peşinde koşmaması gerektiğini vazetmiştir. Bilgiyi oluşturan bilincin düşünerek değil,yaşayarak şekilleneceğini söyler : 'Hayatı belirleyen bilinç değil,bilinci belirleyen hayattır'(5) şeklinde düşüncelerini özetler. Bunu vurgularken "Eleştiri artık,kendi başına bir amaç değil,sadece bir araçtır:asli duygusu öfke,asli etkinliği de hedef göstermektir(..) Bu içerikteki eleştiri ,yumruk yumruğa dövüşdeki eleştiridir.(6)" der.

Onu dünyada bir kişinin anladığını, onun da yanlış anladığını şaka yollu söylerler.
Arap'ın ise 'benimki yalnızca bir öneriydi, işi fazla büyüttünüz' dediği de rivayet olunur. Ne olursa olsun, dünyada yazdığı kelimeleri ayetlere dönüştüren inananları
her zaman olmuştur/olacaktır.
Zaman ise herkes gibi mutlaka onu da yıpratıp eskitecek ve unutturacaktır.

Şahsen çok dostu olduğumu, fikirlerini bütünüyle benimsediğimi,düşüncelerine tartışmasız katıldığımı,teorisini paradigma kabul ettiğimi söyleyemem.
Gene de uzaktan akrabayızdır ; büyüktür,düşünceleri önemlidir.
Tartışmada göz ondadır; aklı kaybetmeden kavgada,eşsiz mantık kurmada yol gösterir.
Eleştiri yazarken hep, 'acaba o ne der?' diye önce düşünürüm.

Arap'ta felsefeci soğukkanlılığı yoktur,hep bir telaş içindedir.
Değiştirmek istediği koca bir dünya vardır; ondan öğrendiğim, bize kalan en sağlam miras öfkedir.

Emin Çetin Girgin



.